Kişisel görüşümü baştan diyeyim: Bazı ağır suçlar için idam cezası verilmesini savunuyorum. İdama karşı olanların gerekçelerini de biliyorum.
İdam cezasının ‘caydırıcı’ olacağı gibi naif bir gerekçeye sığınmıyorum. İdama taraftarlığımın temel gerekçesi; iflahı mümkün olmayan pisliklerin, soluduğumuz havayı kirletmesinin önlenmesi. Bu ‘hava’nın kapsamına, yaşamın her alanı girer.
Önemli bir kamu görevlisinin, 7 yıl kadar önce Moskova’da düzenlenen idam konulu bir uluslararası panelde yapacağı konuşmanın metin hazırlığına katkı yaptığım sırada, meselenin önünü-arkasını yeterince irdelemiştim.
Dolayısıyla, idam cezasının nadiren de olsa yol açması muhtemel hukukî hataları önlemeye dönük bazı tedbir önerileri üzerinde kafa yormuşluğum var. Sırası geldikçe bunlar üzerinde durabiliriz.
Gelelim güncel ‘idam’ konusuna… Terör örgütü İsrail, ıvır-zıvır gerekçelerle hapse attığı Filistinlileri katletmek ve böylelikle soykırım yolunda ‘yasal temelli’ yeni açılımlar yapmak üzere, yeni bir kanunu kabul etti. İsrail’in terör meclisi olan Knesset’te, İt-amar Ben Gvir gibi namussuzların öncülüğünde kabul edilen o hukuksuz yasanın öngördüğü alçaklıkları şöylece özetleyebiliriz:
BU, YARGISIZ İNFAZDIR
İsrail'in varlığını inkâr etme amacıyla bir İsrailli veya burada yaşayan birini öldürmek, idam cezası için yeterli gerekçe sayılacak.
İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin yargılamada tabi olduğu askerî mahkemeler de idam cezası verebilecek.
Savcılık talepte bulunmasa bile idam cezası verilebilecek.
İdam cezası için, mahkeme heyetinin oybirliği aranmayacak; karar, basit çoğunlukla verilebilecek.
İşgal altındaki Filistinli mahkûmlara ölüm cezası verilmesi halinde, bu ceza için af ve temyiz yolu kapalı olacak.
İdama mahkûm edilen Filistinliler ayrı bir gözaltı merkezine yerleştirilecek; yetkili kişiler dışında kimse ziyaret edemeyecek ve avukat görüşmeleri sadece görüntülü olacak.
İdam cezasının infazı İsrail Cezaevi Servisi tarafından görevlendirilen gardiyanlarca, asılarak gerçekleştirilecek. İnfazı yapan gardiyana, kimlik gizliliği ve cezai dokunulmazlık tanınacak.
Peki, İsrail terör örgütünün, sadece Filistinlileri hedef olan bu hukuksuz yasa düzenlemesi, doğal hukuk, kabul edilmiş uluslararası hukuk ve sözleşmeler karşısında ne yana düşüyor?
KİMLİĞİNE GÖRE CEZA OLMAZ
Her şeyden önce, bir ülkede uygulanacak ceza kanunu; herhangi bir toplumsal kesim hedef alınarak veya muaf tutularak hazırlanamaz.
İsrail’in, sadece Filistinlileri hedef alan bu saçma sapan kanunu, cezada eşitlik gibi temel hukuk kuralına aykırıdır.
Şunu da hatırlamak lazım: Filistin, her ne kadar İsrail ile sınırları muğlâk şekilde çizilmiş olsa da, Birleşmiş Milletler’in de meşruiyetini kabul ettiği bir ‘Devlet’tir. 22 Eylül 2025 itibarıyla BM üyesi 193 ülkeden 157'si Filistin’i devlet olarak tanımaktadır.
Ve her ne kadar Mahmut Abbas gibi bir etkisiz elemanca işgal ediliyor olsa da, meşru bir ‘Devlet Başkanlığı Makamı’ vardır.
Peki bu ne anlama gelir? Şu anlama gelir: İsrail açısından, Filistin, beğense de beğenmese de bir ‘devlet’tir. O devletin vatandaşları, şayet herhangi bir savaş veya çatışma sonucu İsrail’in eline geçmişse, ‘savaş esiridir’.
Savaşta, taraflar birbirlerinin askerlerini öldürmeye çalışır ve öldürür. Sadece ‘savaş suçu’ sayılan haller, öldürmenin meşruiyetini ortadan kaldırır.
Savaştığı düşman olan İsrail askerini öldürmek veya İsrail’in varlığına dönük kast taşımak, bir suç değil, savaşın anlamlı gerekçesidir.
Dolayısıyla, bu savaşta ele geçirilen esirlerin, ‘bize karşı savaşıyordu’ gerekçesiyle idam edilmesi, hem suç hem de barbarlıktır.
SAPKIN DEVLET İDEOLOJİSİ
Sözkonusu İsrail’in hukuksuzlukları, soykırımları, katliamları ise; işlenen suçun Cenevre Sözleşmelerine, İnsan Hakları Temel Belgelerine, Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmeye, Uluslararası Ceza Hukukuna, Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olmasının, fiilî hayatta bir anlamı yoktur.
Artık tüm dünyanın, İsrail’e dair bazı temel gerçekleri kabullenip, buna göre hareket etmesi lazım.
- İsrail, bizzat kendi Rabbileri (Ruhbanları) tarafından tahrif edilmiş Tevrat metinlerini temel alan, sapkın ve batıl bir teolojiye dayalı devlet ideolojisine sahiptir.
- Bu Siyonist terör örgütü; Batılılarca, Türkiye’den çalınan topraklar üzerinde, yine Batılıların yaptığı katliam ve zulümlerin diyetini Müslümanlara ödetmek üzere kurdurulmuştur.
- İsrail, kuruluş temelleri bile teröre dayanan bir siyasî oluşumdur.
- Nihayet İsrail, varlığını, garnizon devlet olarak sürdürmeye çalışan bir terör yapılanmasıdır.
Filistinli tutsakları idam etmek amacıyla çıkarılan hukuksuz kanunun, hâlihazırdaki muhataplarına da göz atmak lazım.
İsrail hapishanelerinde 350'si çocuk ve 66'sı kadın olmak üzere 9.300'den fazla Filistinli tutsak bulunuyor.
Filistinli tutsaklar, insan hakları örgütlerinin tespitlerine göre; işkenceye, açlığa ve tıbbî ihmale maruz bırakılıyor. Bu yüzden çok sayıda tutsak, hayatını kaybetti.
Sözkonusu hukuksuz kanun, halen cezaevinde tutulan çok sayıda Filistinli tutsağın, sudan gerekçelerle idamına gerekçe yapılabilecek.
GAZZE’DEN SONRA BATI ŞERİA
Tüm bu insanlığa aykırılıklar bir yana, İsrail’in yapıp ettikleri, aslında kendi sonunu hazırlayan birer etkene dönüşüyor. Çünkü Siyonizmin temel amacı (aynı zamanda açmazı), İsrail’de yeterli Yahudi nüfusu sağlamaktır.
İsrail’de 9 milyon civarında nüfus bulunmakla birlikte, bu nüfusun en az 2 milyonu Araplardan oluşur. Batı Şeria ve Gazze dâhil edilirse birkaç milyon da oralar eder.
Dünya üzerindeki tüm Yahudilerin toplam nüfusu 15-16 milyon civarında tahmin ediliyor. Ki bu rakama, Yahudi soylu olmayan Musevî Zenciler de dâhil olsa gerektir. Hatta, Türk soylu Musevî Karaimler de dâhil olabilir.
Bu terör örgütü; bir yandan, derisinin rengine bile bakmadan tüm Musevîleri İsrail’e toplamaya çalışırken; diğer taraftan ‘sığınıklarda yaşamaya mahkûm’ ettiği vatandaşlarının, ülkeyi terk etmesi riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
İdam meselesinin, bir de Batı Şeria’daki kukla Filistin yönetimine dair yönü bulunuyor. Rakip siyasî parti olan Hamas idaresindeki Gazze’de soykırım sürerken, Mahmut Abbas yönetimi üç maymunu oynadı.
Muhtelif yazılarımızda değinmiştik; Gazze’den sonra sıra Batı Şeria’ya gelir diye…
Gelinen nokta, tam da orası… Gazze’deki Filistinlileri bombalarla ve açlıkla kırmaya çalışan İsrail terör örgütü, Batı Şeria için de ‘idam kanunu’ kartını açıyor.