Sizin ödülünüz yok mu yoksa?

Geçen gün Hackney’de ortaokul öğretmeni bir dostumla sohbet ederken “Hackney’deki genel ortalamaya göre bizim toplumun daha hali vakti yerinde” dedi ve “Bölgede bilgisayarı ve interneti olmayan evler çok” diye devam etti. Ben de hep bu soruyu araştırmak istemişimdir.

Yarı açık (cezaevi gibi) bir toplumuz. Genellikle etnik ekonomi içinde iş buluyor ve etnik alış veriş yapıyoruz. 2000 öncesine kıyasla toplumda zengin daha zengin, yoksul da daha yoksul gibi… Bunu bizim toplumda 30 yıldır artmayan işçi ücretinden ve giderek büyüyen aile işletmelerinden gözlemliyorum.

İşte toplumun bu zenginleşen kesiminden bazıları, haliyle çevreleri de genişleyince iki kelimeyi biraraya getirememe ve pek çok konuda Fransız kalma konumlarını farkettiler. Parayla bilgiyi satın alabilecekleri, mürekkep yalamış yoksulları cebinden çıkarabileceklerini düşünseler de işin aslı hiç de öyle değil tabii… Kültür, bebeklikten başlayan bir yatırımdır. Eczaneden iki kutu tabletle sağlanacak bir meret değil ne yazık ki.

Bu muhteremlerin bu yarasını keşfeden Londra’daki Fethullah Cemaati, lüks otellerin devasa salonlarında parayla (kibarcası sponsor olana) ödül dağıtarak hem cemaate gelir sağladı, hem de yaraya merhem sürdü. Kesenin ağzını açana ödül verildi. Örneğin o gecelerden birine Türkiye’den dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve mevkidaşı Jack Straw da katılmıştı. Öyle bir gecede adınızın anons edilerek, alkışlar arasında dışişleri bakanlarının arasından sahneye çıkmanızdan daha kültürlü ne olabilirdi ki? Cemaat kuruluşu “Biz Net”; 2010, 11 ve 12’de düzenlediği “En Başarılı Türkler” yarışmasını, AKP ile aralarına kara kedi girince yapamaz oldu. Bu ödüllerin hepsinde parayı veren düdüğü çalmadı haliyle. Bir kısmı gerçekten ödülü hak eden toplum üyeleriydi ki, bana göre onlar da zehirli kekin üzerinde çilek olan saftiriklerdi…

Toplumun bu kompleksini 2012’de taaa Ankara’dan farkedenler bile oldu. Adını sanını ilk kez duyduğum “Avrupa Gazeteciler Derneği” Londra’ya gelip Regent’s Park’taki Marriott Hotel’de “Yılın En İyileri Medya Ödülü” vermeye kalktı. Yöntem aynı yöntemdi: Parayı verene düdük, lüks otel salonları, pahalı gece biletleri, tanınmış sanatçı ve politikacılar… “Londra’daki Medya Ödülü’yle ilgi ve bilgimiz yok valla” başlıklı 17 Aralık 2012’de yayımlanan köşemde bu uyanıkları teşhir etmiştim. Hatta o günkü köşemde “Bu ara toplumda ödül verenler çoğaldı. Ödül vermek takdir anlamındadır. Takdir de büyüklere mahsustur. Ödülü ancak köklü, saygın ve herkesin yadırgamayacağı kurum ve kuruluşlar verir” diye yazmıştım. Bu yazı sonrasında “Avrupa Gazeteciler Derneği” pılını pırtısını topladı ve geceyi de yapamadan tüydü.

Oysa “ödülsüz kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş sayılır” değil mi? Toplumdaki bu ödülsüzlük boşluğunu şükür dolduranlar çıktı. CEFTUS, cemaatin havlu attığı 2012’den bu yana “Toplumsal Başarı Ödülleri” ve 2013’den bu yana da British Kebab Awards’ı da organize ediyor (CEFTUS tamamen ayrı bir yazı konusu).

Sonra “Aaa bizim neyimiz eksik, biz de ödül verelim” diyen medyacı bir çiftin bir yıllık takdirine şayan olduk.

Geçen pazar akşamı da İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi, 18 dalda “Kıbrıslı Türkler’in Ada’ya Gelişinin 100’ncü Yılı Başarı Ödülleri” dağıttı. Gecede bütün gazetelere de boncuk dağıtır gibi ödül vermişler. Sağolsunlar bana da vermişler. Ben yukarıdaki yazdıklarımdan dolayı kimseden ödül falan almıyorum. Alanı da kınamıyorum valla. İstanbul’daki Türk Gazeteciler Cemiyeti de ödül veriyor ama her ödülünün gerekçesi var. “En iyi köşe”, “en iyi çevre haberi” gibi… Konsey basına ödül verirken “Ya Ahmet’e verdik, Ayşe’ye de ayıp olmasın” der gibi yapmış.

Konsey ödül listesini taradım ödül alanların bir kısmı “100’ncü Yıl” misyonuna da pek uymuyordu. “Sen Konsey’den daha mı iyi bileceksin?” diye sorarsanız, “Estağfurullah ama durum onu gösteriyor” derim. Ayrıca Konsey Yönetim Kurulu’nun ödülde karar verirken kendi içlerinden birisine “Öne Çıkan Festival Gönüllüsü” diye ödül yaratması da işin ciddiyetini pek sulandırmış.

Bir de ödül isimleri var ki çok garibime gitti şart olsun. Örneğin, “Yükselen Kıbrıslı Türk” ve “2017 Yılının Kıbrıslı Türk Üstün Şahsiyeti (kadın)…” Allah iyiliğiniz versin! Bana sorsaydınız, “Başarılı Genç Ödülü” ve “Toplum Gurur Ödülü” demenizi önerirdim. Neyse efendim gözünüzü seveyim, “Kıbrıslı Türkler’in Ada’ya Gelişinin 101’nci Yılı Başarı Ödülleri”ni dağıtmayın… Allah muhafaza dağıtacaksanız da biz gazetecileri muaf tutun ne olur…

(www.acikgazete.com'dan alınmıştır)