Size para kazandırmak istiyoruz beyefendi, nedir bu ciddiyetsizlik!

-          İyi günler! Bülent Manav ile mi görüşüyorum?

-          Evet, buyrun.

-          Efendim ben sizi Güneşe Seyahat Firmasından arıyorum! Çok özel şartlarda uzay yolculuğu yapmak ister misiniz?

 

Eğer cep telefonu numaranız uzun zamandır aynı ise, muhtemeldir ki birçok firmanın “callcenter / çağrı merkezi” veritabanına girmiştir. Ve yine muhtemeldir ki, sürekli birileri size mesaj göndermekte, telefonla arayıp bir şeyler satmak için çaba sarfetmektedir.

 

İşte ben de sizin gibi bu musdariplerden biriyim. Çareyi, 750 civarındaki arkadaşımın, eş-dostumun veya ilişkide olduğum firmaların numaralarını cep telefonu rehberime kaydetmekte buldum. Tanımadığım, daha doğrusu rehberimde kayıtlı olmayan telefonlara kolay kolay cevap vermiyorum böylece. Tabii bu arada, çook önemli bazı kimselerin telefonunu cevaplamayarak sert kayaya tosladığım durumlar da olmuyor değil. Ama ne yapayım, psikolojik dengemi muhafaza için buna mecburum.

 

Ama hani bazı günler, zamanlar vardır. Her telefona cevap vermeniz gereken zamanlar... Misal, babamın vefaat ettiği günler ertesinde, yakından uzaktan birçok kişinin başsağlığı için bana ulaşmak isteyeceği düşüncesiyle, cep telefonumdan arayan herkese cevap vermekteydim.

 

Elbette bu esnada lüzumlu lüzumsuz birçok yeni konut projesinen, cennet misali tatil köylerinden, her biri diğerinden gayetle daha ciddi yatırım imkanından haberdar olma fırsatı yakaladım. Lakin arayan çağrı merkezi elemanları içinden pek azı, “size şu, şu, şu konularda bilgi vermek istiyordum, müsait misiniz acaba?” tarzında bir cümle kurdu. Diğerleri, sanki ben boş gezenin boş kalfası olarak onlardan telefon beklemekteymişim muamelesine tabi tuttular.

 

   

 

Çok yaygın bir görgü kuralıdır, eğer kendi denginiz olan birini, bir dostunuzu, arkadaşınızı telefonla aradıysanız, karşınızdakinden önce telefonu kapatan taraf siz olmazsınız. Yani önce aranan kişi kapatır, sonra arayan kişi. Bu ilişki tarzı, satıcı ve müşteri arasında daha bir hassastır, veya öyle olması gerekir. Hele hele bir çağrı merkezinde çalışıyorsanız ve önünüze gelen listedeki birilerini sırayla arıyorsanız, azami seviyede dikkatli olmanız gerekmektedir.

 

Yahut bütün bunlar bizim hüsn-ü kuruntumuzdan ibarettir.

 

En nâmüsait zaman diliminde sizi meşgul etmeleri, tamam. Dangıl dungul konuşmaları, tamam. Kırk yıllır dostunuzmuş gibi “sen” hitabını size uygun görmeleri… Hadi o da tamam…

 

Ama aradığı kişinin yüzüne telefon kapatmak nedir Allah aşkına?

 

   

 

Bir süredir “Ayopşın” diye bir yatırım firmasından arıyorlar. “iOption” diye yazılıyor, “ayopşın” diye okunuyor. Cep telefonu numaramı nereden ve nasıl aldıkları meçhul. Önce “İris” isimli bir hanım aradı. Yaptıkları işle ilgi bilgiler verdi. Meraklıyım ya, tarzları enteresan geldiği için, biraz daha fazla bilgi almak istedim. Bana birkaç eposta gönderdi. Fakat bir türlü fırsat bulup inceleyemedim. Bir kez daha aradıklarında, “inceleme fırsatı bulamadığımı, müsait olduğum bir zamanda kendilerine döneceğimi” ifade ettim.

 

Aradan bir müddet daha geçtikten sonra “Cem” isimli bir bey aramaya başladı. Kendisine de aynı şekilde ifade ettim. Bir süre daha geçti ve bugün gene aradı. Yine aynı şekilde ve aynı nezaket kuralları dairesinde “inceleme fırsatı bulamadığımı” ifade ederek, daha sonra kendilerine döneceğimi söyledim.

 

Aldığım tepki tuhaf oldu. Bana para kazandırmaya çalıştıklarını, eğer para kazanmak istemiyorsam beni listeden çıkaracaklarını öfkeli bir sesle ve tehditvari bir üslupla sıralamaya başladı. Ne ilgisizliğim kaldı, ne ciddiyetsizliğim.

 

Kendisine, müşterinin ben olduğumu, onun beni arayıp bir şeyler “satmaya” çabaladığını hatırlattım.

 

Ama onun ikna olacağı yoktu. Kendini öylesine inandırmıştı ki, beni “El Dorado”ya götürmeye çabalıyormuş da ben direniyormuşum intibaına kapıldım bir an.

 

Kısa bir süre devam eden “al takke ver külah” mükalemesinin ardından, telefonu yüzüme kapattı. Sanırım bildiğimiz anlamda bir ofis telefonu kullanıyordu, bu yüzden de kelimenin tam anlamıyla “çat” diye kapatılan telefonun sesiyle irkildiğimi farkettim.

 

Sonra ne mi yaptım?

 

Oturdum ve bu yazıyı yazdım.