Şiddet mi, cinayete teşebbüs mü?

Türkiye’de bulunduğum süre içinde, gerek televizyonlarda, gerek  gazetelerde gündemde olan, adeta hayatımızın artık olmazsa olmazları arasına giren “Aile içi şiddet”ti. Aslında, basına yansıyan bu cinayet ve yaralamaların, aynı evde yaşayan karı-kocalardan ziyade ya eşinden ayrılmış ya da boşanmış çiftlerde daha sık rastlandığı görülüyor. Birlikte yaşayan çiftlerde ise “şiddet” genellikle fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak görülmekte.  Bu erkeklerin en hazmedemedikleri durumun, eşleri tarafından terkedilmek olduğunu ortaya koyuyor.


Haberlerde izlediğim bir olayda, eşinden boşanmış olan bir kadın ve onu çeşitli yerlerinden tornavida ile yaralayan eski kocası gündemdeydi. Yine bir gazetede okuduğum haberde ise, mahkeme tarafından eşine şiddet uyguladığı gerekçesiyle hakkında evden uzaklaştırma cezası verilen bir kocanın, eşi ve çocuklarının yaşadığı evi satırla basması ve hatta daha da ileri giderek, bir polisi de silahla yaralayışı haberi vardı.


Yeterli ya da yetersiz “Aile içi şiddet”e ilişkin bazı kanunlar mevcut fakat, ama işe yaramayan, soruna çare olamayan bir kanun, kanun mudur? Gerçekten? İstanbul’da yol kenarlarındaki duvarlarda, otobüs duraklarında ve elbette  medyada çok sayıda “Aile içi şiddet” konusunda bilgilendirici reklam yada afiş mevcut. Buraya kadar herşey güzel.  Çünkü şiddete uğrayan bir kadına, neler yapabileceği konusunda bilgilendirici bir çok konu içeriyor bu türden reklamlar. Fakat ondan sonra başına gelebilecek sorunlar hakkında kadınlar nedense pek bilgilendirilmiyorlar.


Kendisinin her şekilde korunacağına inanan şiddet gören kadınlar ve aslında bununla birlikte de bu oluşumları sömürme niyeti taşıyan (eşinden ayrılma bahanesi yapan) kadınlar, maalesef bu durumun sonucunda da ağır bedeller ödemek zorunda kalabiliyorlar.


Kanun koyucuların gözetemediği bir şey var ki, o da eşine ya da çocuğuna şiddet uygulayan bir insanın zaten normal (sağlıklı) bir birey olarak görülemeyeceği ve ona göre bir tedbir alınması gerektiği. Aklına eşini öldürmeyi gerçekten koymuş birini ne durdurabilir ki?  Bence bu kanunlarla, üzülerek söylüyorum ki, sözkonusu şiddet zor durdurulur.


“Ölüme Mahkum Kadınlar” başlığıyla yazmış olduğum bir yazıda, eşini sokak ortasında bıçaklayan bir adamın 15 gün hapis yatıp çıktığınından söz etmiştim. Bu ve benzeri olaylar ne yazık ki hemen hemen hergün, çoğu gündeme yansımasa da, bir yerlerde mutlaka yaşanıyor.


Bir çok kadın sesini çıkaramıyor. Çünkü basından takip ettikleri bu tür cinayet ve yaralama olayları onları korkutuyor muhtemelen. Korkmakta da haklılar.  Kim olsa korkar. Kadınların bu konuda gerçekten çok akıllı olmaları gerekiyor. Kanunların da daha iyi düzenlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu tür yaralama ve cinayetlerin önüne geçilmesi imkansız gibi görünüyor.

Bu durumun tam anlamıyla önüne geçilmediği takdirde bir çok kadın “Aile içi şiddete” göz yummak durumunda kalacak. 


Kalıyor da.