Shakespeare’in mahallesinde bir gün

Bir günlüğüne Londra’da yağmur durunca, akşamın bir saati arabaya atladık.

Yolumuz; 160-170 km uzaklıkta bulunan Stratford-upon-avon.

Bu şirin kasabayı, dünyanın bir çok ülkesinden, her yıl 5 milyon turist ziyaret ediyor.

Tabii ziyaretin hatıra sayılır bir sebebi var;

Dünyanın belkide en ünlü şair ve oyun yazarı William Shakespeare’in burda doğup, uzun yıllar yine burda yaşamış oluşu.

  

Shakespeare’in, 16 yy ingilizcesi, şimdinin İngilizleri tarafından bile anlaşılması oldukça zor.

Yıllar içinde eserlerinin çoğunu Türkçe’ye çevrilmiş olarak okuduğumdan, bu konuda  İngilizlere göre daha şanslı olduğumu düşünüyorum.

 

Shakespeare’in özel hayatı, sanat hayatı kadar bilinmiyor.

O zamanın zor şartlarını göz önünde alırsak varlıklı bir ailenin çocuğu denebilir.

Babası John Shakespeare, ailenin geçimini her türlü hayvan derisinden eldiven ve eşyalar yaparak sağlıyor.

Shakespeare’in doğduğu evde gezerken kız çocuklarının o yıllarda fazla önemsenmediğini anlamak zor değil.

Evin en soğuk odası kızlara, güneş gören kıymetli olan odası ise erkek çocuklarına  ayrılmış.

  

Shakespeare’in hayatında ilgimi çeken bölümlerden biride 18 yaşındayken kendinden 8 yaş büyük olan Anne Hathaway ile evlenmiş olması.

16.yy İngiltere’sinde kadınlar için 26 evlenmek için oldukça geç bir yaşmış.

Tam tersi erkek içinse 18 çok erken olmalı ki  bunun için aileden izin alması gerekmiş.

Bu arada şu ayrıntıyı da atlamak istemem; Anne Hathaway, William Shakespeare ile 26 yaşında evlendiğinde zaten hamileymiş.

Bu evlilikten bir kız bir oğlan olan ikiz çocukları ve bir kız daha olmak üzere toplam üç çocukları olmuş. 

İnsan ister istemez merak ediyor kendinden 8 yaş büyük Anne Hathaway’in nasıl bir kadın olduğunu ama müze olmuş evine bile gitseniz O’nun hakkında kayda değer bir bilgi yok.

Bilinen sadece  7’si hayatta kalmış 10 çocuklu bir çiftçi ailenin en büyük kızları oluşu.

  

Ziyaret ettiğimiz evlerin içinde hep görevli kişiler var, bütün bilgileri zevkle paylaşıyorlar.

Ben yine işin magazin kısmını merak ettiğimden, ilk ve tek soru benden geliyor; Shakespeare’in 18 yaşında evlenirken tanınıp tanınmadığını soruyorum.

Shakespeare’in tanınmaya başladığı yıllar evlendikten yaklaşık 10 yıl sonra ailesini Stratford’ta bırakıp çalışmak için Londra’ya taşınmasıyla başlıyor.

Ve bundan bir kaç yıl sonra ikiz çocuklarından erkek olan Hamnet’i henüz 11 yaşındayken kaybediyor.

Londra’da ki başarılı günlerinden sonra ölümünden 3 yıl önce emekli olup yine Stratford-upon-avon’a dönüyor.

Shakespeare’in ölümüne 1 ay kala zor günler yaşadığı, mezarının olduğu Holy Trinity klisesinde yazılı; Kızının kocasının başka bir kadını hamile bırakması.

 

Yazının başında da belirttiğim gibi Shakespeare’le özdeşmiş bu kasaba her sene 5 milyon turist akımına uğruyor.

Shakespeare’in doğduğu evden tutun, kızlarının, karısının ve tek torunu olan Elizabeth’in yaşadığı yerlere kadar görmek mümkün. 

 

Bu müzelere gittiğinizde 21 ayrı dilde tanıtıcı kitapçıklardan malesef bir tek Türkçe bulunmuyor.

Bunun sebebi bir kaç mağdur edebiyatını seven “Türkleri sevmedikleri içindir” den çok uzak…

Yapılan istatistlikler sonucu her dünya diline yer veriliyor.

Türk turistlerin Londra ve diğer ülkerde ilgisini çeken yerler pahalı markaların ucuza satıldığı “out-let”ler ve buna benzer alışveriş yerleri olduğu sürece hiçbir müzede Türkçe’ye rastlanmaması da tabii ki sürpriz olmayacaktır.

Ama yolunuz düşerse en azından benim gibi Shakespeare hayranıysanız bu küçük kasabayı kesinlikle görmenizi tavsiye ederim.