Rumların Egemenlik Israrı (1/2)

Rum lider Anastasiadis'in masaya oturmak istememesinin nedeni elindeki "Yönetim" gücünü ve ada üzerindeki "Egemenlik" haklarını kaybetmemek. Zannediyorlar ki Kıbrıslı Türkler bir gün pes edip ve 1974 öncesinde olduğu gibi Rum idaresi altına girmeyi kabul edecekler!

 

Egemenlik konusunda da her tür düzenbazlığı yapıyorlar, olası bir anlaşmada adanın tümü üzerinde egemenliklerini devam ettirebilmek için…

 

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'nun KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile resmi görüşmesinden sonra yaptığı açıklama ve bu açıklamanın içinde yer alan "Siyaseten eşit ve eşit politik haklara sahip Kurucu Devletlerden oluşacak yeni bir devlet" tanımlaması Rumları çılgına çevirmeye yetti.

 

Rumlar bu tür açıklamayı hiç beklemiyorlardı.  Tam tersine Cumhurbaşkanı Eroğlu'nun Kıbrıslı Türklerin insanca ve güven içinde yaşaması amaçlı sürdürdüğü mücadeleyi ve inancını kırmak için BM, ABD, İngiltere ve AB yetkililerine mektup yazmış, Türkiye'ye Eroğlu'nu ikna etmeleri konusunda baskı yapmalarını istemişti. Rum basının verdiği "gaza" göre de Türkiye'ye gerekli baskı yapılmış, sözler alınmıştı.       

 

Rumlar Türkiye'ye baskı yapılması ve sonra da tavizler koparılması konusunda deneyimliler. Bu stratejinin ilkinde başarılı bir operasyon yapılmış ve 4 Mart 1964 tarihine BM Güvenlik Konseyinden, aynen 18 Kasım 1983 tarihinde BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı 541 numaralı kararda olduğu gibi insanlığın yüzkarası olacak bir karar çıkartılmıştı.

4 Mart 1964 tarihinde Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türkleri katletmesini önlemek ve Türklere yapılan saldırıları kontrol altına almak amacı ile Türkiye'nin başvurusu ile toplanan BM Güvenlik Konseyi, rahmetli liderimiz Rauf R. Denktaş'ın, karar taslağı içinde adaya BM Barış gücünün gönderilmesi ile ilgili olarak "Kıbrıs Hükümeti ile istişare edilerek" cümlesi yerine içinde Kıbrıslı Türklerin yüzde otuz kurucu ve yönetici haklarının bulunduğu "Anayasal Kıbrıs Hükümeti ile istişare edilerek" cümlesinin konulmasını ısrarla talep etmesi sonrasında ABD yetkilileri, rahmetlik liderimizi Türkiye'ye şikayet etmişler ve inadının kırılmasını talep etmişlerdi. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, rahmetli liderimizin endişelerini dikkate alıp Amerikalı diplomatları ikna edeceğine, ABD'nin isteğini yerine getirmiş ve Denktaş'ı ısrarından vazgeçirmişti. Sonrasını herkes bilmekte. Kıbrıs Cumhuriyetine el koyan Rumlar bize soykırım uyguladılar.

 

Makarios hükümeti, BM'nin bu kararından sonra kendini adanın tek hükümranı olarak kabul etmiş,  ilk iş Türk Milletvekillerini silah zoru ile Temsilciler Meclisinden atmış, Kıbrıslı Türklere korkunç bir baskı uygulamaya başlamış, ellerinden dolaşım, serbest ticaret ve her tür insanca yaşam haklarını almış sonra da katliama başlamıştı. 20 Temmuz 1974 tarihinde anavatan Türkiye'miz 1960 Anayasasında kağıt üstünde yer alan garantörlüğü, fiiliyata çevirememiş olsaydı, bu gün adada hiçbir Kıbrıslı Türk yaşıyor olmayacaktı. Türkiye'nin müdahale edememesinden daha da cesaretlenecek olan Rumlar, Yunanistan'a bağlandıktan çok kısa biz zaman sonra adada yaşamakta olan Kıbrıslı Türklerin sayısını silahlı ve de ekonomik baskılarla sıfıra kadar indirgeyeceklerdi.

 

Geçen haftalarda da Mart 1964 tarihinde yaşananlara benzer bir olayı yaşadık.  ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile İngiltere Dışişleri Bakanı William Hauge, Anastasiadis'in başvurusu üzerine Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Profesör Dr. Ahmet Davutoğlu ile temas kurarak Kıbrıs'ta tıkanmış gözüken Ortak Metin çalışmalarının sona erdirilmesi ve Müzakerelerin başlayabilmesi için Eroğlu'nun "Tek egemenliği" kabul etmesi için kendisine baskı yapmasını istediler. "Tek Egemenlik" konusunun tek başına bir madde olmadığını, bu maddeye ilaveten Türklerin karşı öneri olarak sunduklarının da var olduğunu çok iyi bilen Davutoğlu, 1964'de oynanan oyuna gelmemiş ve kibarca ABD'nin bu talebini, Yunanistan ile görüşerek değerlendireceği şeklinde yanıtlayarak, Erivan toplantısı sonrasında Ankara'ya uğramadan Atina'ya gitmiş ve mevkidaşı Evangelos Venizelos ile görüşmüştür.

 

Sayın Davutoğlu'nun KKTC'yi ziyaretinden sonra Rumları asıl paniğe sokan Davutoğlu'nun "Kurucu Devlet" tanımını kullanması. İngilizce de "Constituent State" olarak tanımlanan bu terim, hayata geçecek yeni ve bağımsız bir devleti oluşturan kurucu devlet manasında. Kurucu devletler, oluşturdukları devletin anayasasının parçası olmakta, yasa yapabilmekte ve kendi bölgesi içinde kesin egemenliği bulunmakta.  Anastasiadis ve yanındaki mesai arkadaşları ise müzakerelerin sonucunda  "Yeni bir devletin oluşmasını" asla istememekte ve mevcut, Rumlar tarafından işgal edilmiş Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarında bazı değişikler yapılarak Kıbrıslı Türklerin azınlık statüsünden biraz daha fazla haklar ile mevcut (korsan) devlete katılımını hedeflemekte... (devam edecek)