Rumlardan BlueMed Kazığı

Hiç akıllanmayacak olan Rum adadaşlarımız,  adada bizi ve yılda neredeyse 1 buçuk milyon yolcuya hizmet veren Ercan havaalanını yok sayıp yeni bir hava sahası anlaşmasına taraf oluyorlar.

 

BlueMed’e taraf olan ülkeler Yunanistan, İtalya, Malta, Arnavutluk, Mısır, Tunus, Ürdün, Lübnan ve Kıbrıs Rum Yönetimi. Bu grubun içinde Akdeniz’e kıyısı olan ve üzerinde de hava sahası bulunan Türkiye ve KKTC yok. Dışlama ve Türkiye ile bizi yok sayma büyük boyutta.

 

İngilizcesi “BluMed Functional Airspace Block” (BlueMed FAB) olan bu yapılaşmanın Türkçe adı “İşlevsel (veya Fonksiyonel) Havasahası Bloku” (İHB).  AB’nin kendi kaynakları ile finanse ettiği bu oluşum, Avrupa Hava sahasını oluşturacak olan 8 ana uçuş kontrol bölgenin bir tanesi. Türkiye ve KKTC hariç Akdeniz’in Levant Bölgesini yani tüm Doğu Akdeniz kıyılarındaki ülkeleri kapsarken, batıya doğru tüm kuzey Akdeniz ülkeleri ile Afrika’nın kuzeyinde yer alan Tunus’u da içine almakta.

 

Geriye kalan diğer 7 bölge, Güney Batı Portekiz-İspanya İHB, Merkezi Avrupa İHB, Merkezi Doğu Avrupa İHB, Tuna İHB, Baltık İHB, Kuzey Avrupa İHB ve İngiltere-İrlanda İHB. 

 

Avrupa İşlevsel Havasahası Bloku’nu oluşturmaktaki amaç, tek merkezden Avrupa üzerindeki uçuşları “Tek Avrupa Gökyüzü” adı altında kontrol etmek. “İHB Uygulaması” 4 Aralık 2012 tarihinde yürürlüğe girdi. “İşlevsel Hava Sahası Blok”larının oluşturulması, Avrupa Komisyonunca, “Tek Avrupa Seması Programı”nın uygulamaya konabilmesi için önemli bir araç ve alt yapı olarak görülmekte.   

 

Buraya kadar hepsi güzel de, bu hava sahaları içinde Lübnan, Tunus, Ürdün ve Mısır gibi AB üyesi olmayan devletler yer alırken neden Türkiye ile KKTC’nin olmadığı veya neden bu iki ülkeye yer verilmediği çok dikkat çekici. Havada uçuş yapan uçakları ve seferleri gösteren “Flight Track”  gibi “Uçak Takip sistemi” programları ile bölge tarandığı vakit, Türkiye üzerindeki uçuş yoğunluğu AB’nin neredeyse tüm bölgelerinden çok daha fazla, KKTC ve Türkiye’nin Akdeniz bölgesi havaalanları üzerindeki yoğunluk ise gerek Rum tarafının gerekse de Lübnan, Ürdün, Mısır ve Tunus üzerindeki yoğunluğun çok üzerinde.

 

Belli ki bu işe de politika karışmış ve Türkiye ile KKTC bilinçli olarak bu sistemin dışında bırakılmış. Büyük bir olasılıkla Rumların talebi ve vetoları bu konuda etkili olmuş.

 

BlueMed İHS’nı oluşturan ülkeleri ve AB’nin “Tek Avrupa Seması Programı”nı okuyunca aklıma 1964 yılında ABD Başkanı Lyndon Johnson’un, Türkiye’nin Kıbrıs’ta Rumların Türkleri katletmesi üzerine yaptığı çıkarma hazırlığına mani olmak için gönderdiği 5 Haziran 1964 tarihli mektup ve dönemin Başbakanı rahmetli İsmet İnönü’nün bu mektuba verdiği yanıt geldi.  

 

Johnson’un İnönü’ye bu yakışıksız mektubu yazmaktaki gerekçesi, bölgede çıkacak bir bir savaşın ABD’nin stratejik çıkarlarına aykırı olması ve de özellikle Rusya’nın Türkiye ile Yunanistan arasında çıkacak olası bir savaşa müdahale etmesi durumunda NATO üyesi Türkiye’ye NATO’nun yardım edemeyeceğini vurgulamasıydı.

 

İnönü ünlü yanıt mektubunda “Gerektiğinde yeni bir dünya kurulur, Türkiye bu dünyada yerini bulur” cümleleri ile Türkiye’nin yeni stratejisine vurgu yapmıştı.

 

Türkiye 21. Yüzyılda İnönü’nün bu temennisini gerçeğe dönüştürdü. Ortadoğu’da yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye bu yenidünyanın içinde de yerini sağlam bir şekilde garantiledi.