Ortadoğu artık eskisi gibi olamaz

ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırması, coğrafyamızda sadece dengeleri değiştirmekle kalmayacağa benziyor. Aynı zamanda, hem bölgedeki ülkelerin birbirleriyle ilişkileri, hem de ABD ve diğer büyük güçlerin pozisyonlarında ciddi değişimler, kırılmalar olması beklenebilir.

ABD açısından bakarsak; son 30-40 senedir kendisini ‘dünya jandarması’ ve ‘mahallenin kabadayısı’ sayan bu ülke, İran’a yaptığı saldırıdan umduğunu bulamadığı gibi, karizmayı da fena halde çizdirdi.

Daha düne kadar dediği dedik, öttürdüğü düdük olan Sam Amca, aslında tüm raconunu ‘namının verdiği güçle’ kesiyordu. İran saldırısıyla birlikte ABD’nin namı gitti, kendisi kantara çıktı. Ve görüldü ki, ABD’nin gücü ve savaş (öldürme) yeteneği, namı kadar büyük değilmiş.

İran’ı bir haftada dümdüz edeceğini zanneden bu ‘süper’ güç, 3 haftalık saldırıların ardından fena halde patinaj yapmaya başladı. Savaşın günlük en az 1 milyar dolar olan ağır maliyeti bir yana, devasa uçak gemilerinden en az birini, belki ikisini perte çıkarmış durumda.

Bugüne kadar ‘yenilmez armada’ olarak pazarlanan ABD savaş makinesinin, aslında varsayıldığı kadar güçlü ve kudretli olmadığı anlaşılmış oldu.

Başta Çin olmak üzere, dünya üzerindeki yükselen diğer güçler karşısında, eski kudretli dönemlerini yeniden ihya etme hırsıyla, deyim yerindeyse gövdesini ortaya koyan ABD, galiba çöküşünün iyice hızlanmasını çaresizce seyretmek zorunda kalacak.

DELİKLİ KUBBE

İsrail adlı terör örgütü de bu savaşın kaybedeni olmaya aday. İran’a saldırıncaya kadar, İsrail de ‘namının ekmeğini’ doya doya yedi. Fakat görüldü ki, ABD ve paçasını Epstein Dosyalarına kaptırmış Avrupalı dinozorların arkalaması olmasa, İsrail’in Ortadoğu’da varlığını sürdürmesi bile mümkün değil.

Bir de o yere göğe sığdırılamayan Demir Kubbe masalı sona ermiş oldu. İran’ın attığı füzelerle kevgire dönen delikli kubbe, herhalde bundan sonra pahalı bir çöp olarak anılacaktır.

Sahanın en önemli kaybedeni olan İran, Siyonistlerin kubbesini delik deşik etmesiyle, kendisini hayli toparlamış görünüyor.

Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşında pek bir varlık gösterememiş olsa da, İran bu defa çetin ceviz gibi. Bu savaş sona erdiğinde, muhtemelen İran, ABD ve İsrail’i Ortadoğu’da dizginleyen bir güç havalarına girebilecek.

Tabi, maruz kaldığı istihbarat zafiyetini unutmamak lazım. İsrail adlı terör örgütünün istihbarat ve cinayet şebekesi olan Mossad, anlaşılan o ki, İran’ın ciğerine kadar nüfuz etmiş. İran’ın, önümüzdeki uzun yıllar boyunca, tüm bedenini sarmış olan bu Mossad urundan kurtulmak için çaba göstermesi gerekecek. Bir de ağır hasar alan altyapı ve üretim alanlarını yeniden ayağa kaldırmak için epeyce didinmek zorunda kalacak.

KISA GÜNÜN KÂRLILARI

Çin ve Rusya, bu savaşta ‘kısa gün karı’ elde eden ülkeler oldu. Petrol ve gaz fiyatlarının yükselişi Rusya’nın lehine, Çin’in aleyhine olsa da, her iki ülke, ‘kapatılması gereken hesaplarını’, İran’a yönelik saldırılar üzerinden kapatacağa benziyor. Yani Ukrayna ve Tayvan meselesi…

Uzun vadede ise, Rusya ve Çin’in ‘müttefiklik sadakati’ mutlaka sorgulanacaktır. Bundan böyle bu iki ülkeyle olan ittifakına güvenerek yola çıkacak ülkelerin, bir değil beş kez düşünmesi gerekecek.

ABD’nin haraç karşılığı koruması altında tuttuğu, Körfezin hafif sıklet ülkeleri, savaştan sonra ‘sudan çıkmış balık sendromu’ yaşarlarsa şaşırmamak lazım. ABD’nin, bizdeki mahalle kabadayıları misali, haraç karşılığı koruma sağladığı varsayılan Körfez ülkeleri, İran’ın füze ve kamikaze dronları tepelerine inerken, ödedikleri trilyon dolarlık haraçların pek bir işe yaramadığını idrak ediyorlar.

Bir kez daha görüldü ki; toplum iradesine dayanmayan bu tip hanedanlar, bedeli mukabili koruma hizmeti satın almakla bir yere varamıyor. Dolayısıyla, mevcut savaş bittikten sonra, Körfezdeki petro-dolar saltanatı ciddi bir sarsıntı geçirecektir. Bu sarsıntılar, hangi tahtları yıkacak, bekleyip göreceğiz.

İlaveten, anılan hafif sıklet ülkelerin, kendileri için yeni güvenlik şemsiyeleri araması ve bölgesel ittifaklara yönelmesi de beklenebilir.

TÜRKİYE GERÇEĞİ

Avrupa’nın burnu halkalıları, ABD Başkanı Trump’ın tehdit ve aşağılamalarına rağmen, İran’a yönelik saldırılara bulaşmamakla doğru bir yön çizmiş oldular. FakatAvrupa’nın siyaset kaşarlarına epeydir diş bileyen ABD ve Başkan Trump’ın, savaştan sonra Avrupa ülkelerine bir fatura kesmesi kuvvetle muhtemeldir.

Faturanın açılımı ise; gümrük tarifeleri ve Avrupalı büyük şirketlere ceza kesmekten başlayıp, NATO şemsiyesini kapatmaya kadar, geniş bir yelpazede hayat bulması şaşırtıcı olmayacaktır.

ABD ve İsrail terör örgütünün İran’a yönelik saldırıları karşısında, doğru yerde ve dirayetle durmasını bilen Türkiye, bu netameli dönemin en büyük kazananı olacak. Geride kalan 20 küsur senedir savunma sanayisine ciddi yatırımlar yapan, iç cephesini güçlendiren ve çevre coğrafyalarda da ‘saha düzeltmeleri’ yapan Türkiye; sağlam, saygın, güvenilir, adaletli ve kendinden emin bir devlet olarak öne çıkıyor.

Gerek Ukrayna, gerekse İran üzerinden yürüyen bu savaşlar bittiğinde, Türkiye’nin; bölgenin adalet, huzur ve istikrar dağıtan ülkesi olarak büyük bir kabul göreceğini tahmin etmek, herhalde yanlış olmayacaktır.

Biraz daha somut ifade edersek; Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlardaki birçok ülkenin yöneticileri, yolunu sık sık Ankara ve İstanbul’a düşürecek.

Evet… Savaştan sonra Ortadoğu, artık eskisi gibi olmayacak. Bugünün ‘büyük güçleri’ de…