Okuma yazması yoktu, okul için 1 milyon lira biriktirdi



16 yaşında hasta oluyor ve Trabzon Numune Hastanesinde yatıyor. Hemşireler gözünde melek gibi görünüyor. Ve okuyup hemşire olmak istiyor.

Ailesini ikna edemeyince sonunda canına tak ediyor ve İstanbul’a, hemşire olan halakızının yanına kaçmaya karar veriyor. Ama ağbisinin onu durduracağını bildiği için akıl karıştırmak için yolun yarısını otobüsle gerisini vapurla yapıyor. İstanbul’a geliş o geliş. 19 yaşında eğitimine başlıyor. Dışarıdan önce ilkokulu sonra ortaokulu bitiriyor. 1957’de Şişli Terakki yatılı hemşire okuluna kabul ediliyor. İki sene sonra SSK Samatya Hastanesi’ne hemşire olarak atanıyor. Beş yıl içinde de fizyoterapist oluyor. Hikayenin ilginç tarafı şurada. İfakat Hanım işe başladığı gün kendine söz veriyor: Bir gün okul yaptıracaktır. Ve o günden itibaren her ay, bir miktar parayı kenara ayırıyor.

İleriki yıllarında çok tanınmış bir fizyoterapist oluyor. Bu sefer daha çok parayı kenara ayırıyor. Araba alacak kadar kazandığı halde almıyor, mavi kartıyla otobüslere biniyor. Küçük bir ev alıyor ama ve ihtiyacı dışında ne kıyafet alıyor ne mobilya ne takı ne de tatile çıkıyor. Ve hemşire haliyle tam bir milyon lira biriktiriyor. Ve bu 1 milyon lirayı geçen gün Türk Eğitim Vakfı’na (TEV) bağışlıyor.

Günlerdir hesaplıyorum. Bir milyon lira nasıl biriktirilir? Elbette ona göre bir gelir olması gerek ama bu sadece iyi kazanma meselesi değil. Çok daha iyi kazanan insanlar var ama böyle paralar ne biriktiriliyor ne de bağışlanıyor.

Bu alınmamış kıyafetlerin, arabaların, yazlıkların, gidilmemiş tatillerin, takılmamış takıların karşılığında Van’da depremde yıkılmış ve yeniden yapılacak olan bir okulun adı “İfakat Yavuz” olacak.

Ne mutlu bize... Bu topraklar böyle insanlar da yetiştirebiliyor... Modern oruçlar nasıl olabilir?

İsmi lazım değil bir arkadaşımla ilişkimizi 15 gün “rölanti”ye almaya karar verdik. Hiç bir şekilde iletişim kurmak yok. Telefon, mail, SMS, MMS, viber, WhatsApp yok. Şimdi teknoloji o kadar pis bir şey ki.. Cimri olmak da seni durdurabilen bir şey değil.

Eskiden dakikası şu kadar lira diye car car car telefonla konuşmuyorduk.

Veya mesajın tanesi 1 liraydı, fatura çok yüksek geliyor diye hot zor SMS atmaktan kendimizi imtina ediyorduk. Şimdi öyle mi? Paketin varsa, beynin davul olana kadar konuşabilirsin.

İnternete bağlıysan günde 2 milyon mesaj atabilirsin. WiFi bulduysan hele tüm dünyanın kafasını dümdüz edebilirsin über sıkıcı twitlerinle mesela.



Dört gündür alkol bağımlıları gibiyim. Hani neredeyse ellerim titreyecek. Telefon edememek koymuyor ama mesaj ciddi bir bağımlılık olmuş.

Dinlere bakıyorum oruç diye bir şey boşuna yok. Müslümanlar yılda bir ay şafaktan gün batımına kadar yemeden içmeden kesiliyor (Ramazan). Ortodokslar yılda 40 gün et ve et ürünlerinden kesiliyor. (Paskalya öncesi Büyük Perhiz) Museviler 7 gün mayasız ekmek yiyor (Pesah) ve yılda bir gün (26 saat) yemeden içmeden, ateş yakmaktan, çalışmaktan, yıkanmaktan kesiliyor. (Yom Kippur)

Oruç kavramının genişletilmesi gerektiğini düşünmeye başladım. Önerilerim:

- Yılda bir defaya mahsus 10 gün cep telefonunu kullanmayı yasaklayan oruç...

- Yılda 40 gün internete girmeyi yasaklayan oruç...

- Çarşamba günü twitter yasağı...

- Salı Facebook yasağı..

- Her ayın ilk cuması Viber, her ayın ikinci pazartesisi WhatsApp orucu...

- Cumartesi televizyon orucu, perşembe radyo orucu...

- Pazar günleri SMS orucu...

- Babalara özel, “eve geldikten sonra telefon ve mesaj” orucu..

- Kadınlara özel “araba kullanırken telefon” orucu...

- Yılda 30 gün bilgisayardan uzak durma orucu...

(Vatan gazetesinden alınmıştır)