Modern çağın şatosu: Ego tapınakları!...

Bizim buralarda eskiden adettendi; bir makama gelenin kapısına “Edep yahu” yazılırdı…

Şimdilerde o levhaları indirdiler, yerine devasa aynalar astılar…

Durumun ne kadar farkındasınız bilmiyorum; artık etrafına bakmaktan kör olmuş, sadece aynadaki aksine hayranlık duyan bir güruh tarafından kuşatılmış durumdayız!...

Yüce Kitap, Furkan Suresi’nde (43-44) asırlar öncesinden ne güzel teşhis koymuş…

- “Kendi heva ve hevesini (egosunu) ilah edineni gördün mü? Şimdi sen, bunları da doğru yola getirmek zorunda mısın? Senin davetine icabet etmiş gibi rol yapıyorlar… Onlar hayvan sürüsünden daha aşağılık sapkınlardır…”

Bu çağın, bu toprakların hastalığı tam olarak işte bu!..

Kendi nefsini, hırsını ve egosunu her şeyin ve herkesin üzerine çıkaran; adeta kendi yarattığı küçük puthanede kendi kendine tapınan bir insan profiliyle karşı karşıyayız!...

Bakıyorsunuz toplumu yöneten üst bürokrasiye; altlarındaki çakarlı arabalar, arkalarındaki koruma ordusu hiçbirine yetmiyor…

Hesap sorar gibi yaptığınızda, mesela en basiti, 20-30 milyon liralık makam arabalarının mütevazılığından ve gerekliliğinden dem duruyorlar!

Milletin efendisi olmak için yola çıkıp, ilk virajda milletin tepesine tünemeyi başarıyorlar!...

Siyaset dünyası derseniz, orası zaten bir ego olimpiyatı...

Koltuklar altlarından kaymasın diye ülkenin geleceğini ateşe vermekten çekinmeyen, hırslarından gözü dönmüş bir sürü politik yapı…

İş dünyası keza öyle; daha çok kazanmak, daha çok büyümek, en büyük plazanın tepesinden insanlara karınca gibi bakmak tek gaye…

Binası olmayan 13 okulu için yıllardır arazi bulmaya çalışan Giresun Üniversitesi’nin kapısının tam önündeki bir yere AVM yapmanın nasıl faziletli bir yatırım olduğunu anlatıyorlar bize!...

Peki ya fildişi kulelerine çekilmiş akademik camiaya ne demeli? Bilgi üretmesi, topluma ışık tutması gereken kelli felli profesörler, unvan savaşlarından ve birbirlerinin kuyusunu kazmaktan başlarını kaldırıp iki satır memleket meselesi konuşamaz oldular…

Her biri kendi kürsüsünün mutlak hükümdarı, kendi küçük krallığının tanrısı!...

Akademik literatür bu durumu hiç de masum görmüyor. Bu ideolojik saplantı, psikolojide ve felsefede "Aşırı Egoizm" ve "Narsisizm" sarmalı olarak tanımlanır…

Bireyin kendi çıkarlarını, toplumsal faydanın ve ahlaki değerlerin tamamen üzerinde görmesi halidir.

Filozof T. Hobbes, insanın doğası gereği bencil olduğunu ve bu bencilliğin dizginlenmediği takdirde, toplumu "herkesin herkesle savaştığı" bir alana çevireceğini söyler...

Bana göre günümüzde yaşadığımız kaotik ortamın en önemli nedeni bu durumdur…

Psikanalizin kurucusu S. Freud ise narsisizmi açıklarken, bireyin dış dünyaya yöneltmesi gereken libidosunu (enerjisini) tamamen kendi egosuna yöneltmesi durumundan bahseder…

Freud’a göre bu bir gerilemedir, bir hastalıktır…

Büyük düşünür Nietzsche’nin “güç istenci” kavramı, bu yapıların elinde yanlış yorumlanarak bugün adeta bir canavara dönüşmüştür. Nietzsche der ki:

"Kendi omzunla tırman; başka nasıl yükselebilirsin ki?"

Yani, kendi ayaklarının üzerinde dur; kendi hayatının mimarı ol… Kendini tanı, sürekli geliş, daima yaratma ve engelleri aşma arzusunda ol!... Aksi halde “sürü insanına” dönüşürsün…

(Üstadın burada “Furkan 44” ile mutabık olduğu görülüyor)

Ama bizimkiler kendi omuzlarına değil, halkın sırtına basarak yükselmeyi başarı sayıyorlar…

İşin en acı tarafı neresi biliyor musunuz? Toplumun vicdanı, aklı, ruhu olması gereken sanat ve kültür dünyamız da bu salgından payını aldı…

Sosyal medyada, televizyon ekranlarında, ödül törenlerinde toplumsal duyarlılık kasıp, arka planda sadece kendi görünürlüklerinin, kendi “PR” çalışmalarının derdinde olan ne çok "aydıncık" var!

Sanatın o birleştirici, iyileştirici gücünü, artık kendi egolarını tatmin etmek için birer manivela olarak kullanıyorlar…

Toplumsal düzenden tek beklentileri var: Kendi lükslerinin, kendi imtiyazlarının kesintisiz devam etmesi…

Memleket batmış, ahlak çökmüş, adalet can çekişiyormuş; onların fildişi kulelerindeki viski kadehlerine dokunulmadığı sürece hiçbir önemi yok.

Sonuç mu?

Yahu ne güzel bir dünya kurdunuz böyle!.. Hepiniz o kadar büyüksünüz, o kadar kusursuzsunuz ki, yeryüzü sizin bu ihtişamınızı taşımakta zorlanıyor... Tebrik ederim.

Bürokrat koltuğunda otururken dünyayı kendisinin yarattığını sananlar, siyaset meydanında milleti unutup sadece kendi ikballeri için takla atanlar, iş dünyasında paraya tapıp insanı unutanlar, akademide unvan fetişizmi yapanlar ve kültür dünyasında halka tepeden bakan sahte bilgeler...

Lütfen aynalara bakmaya devam edin. Sakın başınızı çevirmeyin. Çünkü kafanızı o aynalardan kaldırıp dışarıya, sokağa, gerçek insana bakarsanız; aslında ne kadar küçük, ne kadar zavallı ve ne kadar yalnız olduğunuzu göreceksiniz.

Maazallah, mazlumun ahı o sırçanın üzerine düşer de o kutsal egonuz çatlayıverir…

Aman dikkat edin, “tanrılığınız” bozulmasın!...