Medya tantanaları (ve görmezden gelinenler)

Türkiye yine bir medya tantanasının ortasında.

Bu kez mesele, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile yargı arasındaki atışma; Türkiye siyasetini takip eden gazetecilerin ve gözlemcilerin neredeyse hepsinin zihnini bu konu işgal ediyor. Yanlış anlamayın, bu normal, çünkü bu günlerde konuştuğumuz şey, farklı devlet kurumları arasındaki ilişkilerin en hassas veçhelerine dokunuyor ve Türkiye\'nin en ağır problemi konumundaki Kürt meselesiyle bağlantılı.

Herkes tahminlerde bulunuyor ve kimse bu çarpıcı gelişmeleri nasıl izah edeceğini tam olarak bilmiyor. Bekleneceği gibi, herkes haberleri çoktan hazırlanmış ideolojik bir kalıba uydurmaya çalışıyor. MİT\'in PKK ile ilgili kirli işlere bulaştığından her daim şüphe duyanlar, MİT\'in mevcut ve eski üst kademesine yönelik saldırıları, bu şüphelerin doğrulanması olarak görüyor. Hükümetin, MİT aracılığıyla kapalı kapılar ardında PKK lideri Öcalan ile anlaşmaya varma çabalarını her zaman desteklemiş olanlar ise MİT aleyhindeki suçlamaları Kürt meselesinin barışçı çözümüne ölümcül darbe indirme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Benim sorunum, bu sarsıcı gelişmeleri tahlil edip anlamak yönündeki çabalarla değil. Bu medyanın vazifesi.

Benim dert ettiğim şey, MİT tantanasının sonucunda kimsenin daha önceki medya tantanalarında ortaya konan cevapsız sorulara artık zerre kadar dikkat göstermemesi. 34 masum Türkiye vatandaşının bombalandığı Uludere\'yle ilgili soruşturmada ne oluyor? Van depremzedeleri ne yapıyor ve gelecekte benzer felaketleri önlemek için hangi önlemler alınıyor?

Ya da zamanı daha da geriye alalım: Ergenekon soruşturmaları ve buna bağlı davalar ne durumda? Bu özel konuda medyanın bir bölümü (bu gazete de dahil) her önemli gelişmeyi izleyip analiz etmeye çalışıyor, zira davanın öneminin farkındalar. Fakat geçen bunca yıldan ve ortaya dökülen bunca ayrıntıdan sonra, Türkiye\'de bu karmaşık yasal süreçlerin bütün alakalı veçhelerine dört dörtlük vâkıf olduğunu hâlâ iddia edebilecek birilerini bulmak zor. Diğer birçok medya kuruluşu Ergenekon davasında pes etmişe benziyor, çünkü meseleyi fazlasıyla karmaşık buluyorlar veya davanın karşı çıktıkları siyasi ve ideolojik güçler tarafından manipüle edildiğini ve araçsallaştırıldığını düşünüyorlar. Yani görmezden gelmeye çalışmak daha iyi.

Ergenekon davasındaki önemli bir gelişmenin, ilk başta neredeyse bütün Türk medyası tarafından atlanmasının sebebi de bu bence. Geçen hafta, Türkiye\'nin de kurucusu olduğu Avrupa Konseyi\'nin parçası olan Strasbourg\'daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi\'nin (AİHM) kararıyla ilgili, damdan düşer gibi, ufak ve kısa süreli bir medya tantanası koptu. Mahkeme geçen yılın aralık ayında Tuncay Özkan\'ın tutuklanmasının kabul edilebilir olduğuna dair çoktan karar vermişti oysa. Özkan 2008\'de Ergenekon zanlısı olarak hapse atılmış ve 2009\'da tutuklanmasıyla ilgili AİHM\'ye başvurmuştu. Avrupalı yargıçlar iki ay önce Özkan\'ın sorgulanmak üzere içeri alınması ve o zamandan beri hapiste tutulmasının haklı gerekçeleri olup olmadığına karar verdi.

Bu önemli bir karar, zira başından beri Ergenekon soruşturmalarına karşı çıkan birçok insan bütün kanıtların uydurma olduğunu ve tüm zanlılara kötü muamelede bulunulduğunu iddia ediyor. AİHM, Özkan\'ın tutuklanmasının Avrupa standartlarına uygun olduğuna, tutuklanmasının nedenleri konusunda yeterince bilgilendirildiğine, sorgulanması sırasında kötü muameleye maruz kaldığına dair kanıt olmadığına ve tutukluluk süresinin şimdilik (ama sadece şimdilik) bu tür karmaşık davalardaki makul sınırlar dahilinde kaldığına hükmetti. Daha da önemlisi: Türk savcıların Özkan aleyhinde sunduğu kanıtlara bakan mahkeme, bunların Özkan\'ın tutuklanmasının meşruluğu konusunda yeterince ikna edici olduğuna karar verdi. Diğer bir deyişle; mahkeme suni veya dayanıksız kanıtlardan hiç söz etmedi. Bu, diğer dosyalarda hiçbir sorun olmadığı anlamına gelmiyor, fakat Avrupalı yargıçlar Özkan\'ın dosyası açısından herhangi bir sorun görmedi. Şu an için Özkan\'ın adil yargılanıp yargılanmadığı konusunda bir hüküm veremiyorlar, zira duruşmalar hâlâ devam ediyor. Bir kez daha söylemek gerekir: AİHM\'nin bu kararı tek bir kişiyi kapsıyor ve AİHM\'nin Ergenekon davasının bütününe yönelik genel bir değerlendirmesi olarak görülmemeli. Yine de Türk medyasının şu an olduğundan biraz daha fazla dikkat göstermesini hak ediyordu. Ne yazık ki, en son medya tantanası karşısında bu karar da silinip gitti.

(ZAMAN)