Maraş ve K. Kaymaklı

Çocukluğumun bir dönemi Küçük Kaymaklı'da geçmişti, Rumlar tarafından yakılıp yıkılmadan evvel.

 

Orta birinci sınıftaydım ve şimdi Turizm Bakanlığı’nın bulunduğu binada eğitim veren Bayraktar Ortaokuluna gidiyordum. O dönem adı "By Pass" olan ve gene o dönemde Lefkoşa'nın dışından dolaşan çevre yolu üzerindeydi evimiz. Şimdi neredeyse şehrin göbeği oldu oraları.

 

Sabah okula gitmek için evden çıkar, o dönemin en gözde markası olan Ralli (Raleigh) marka bisikletime biner, Küçük Kaymaklının içinden geçerek Lefkoşa'nın Surları içine girer ve okuluma giderdim. Çok keyifliydi benim için bu günlük dolaşma. Her seferinde farklı sokaklardan gitmeyi tercih ederdim, yöreyi öğrenebilmek için.

Bir sonraki yıl Larnaka'ya (İskele) taşındık. İçine yerleştiğimiz devletin lojmanı, Rum bölgesindeydi. Bekirpaşa Ortaokuluna devam etmeye başladım. Sokak Rumcamı da sokakta birlikte oynamaya çalıştığım Rum çocuklardan öğrendim.

 

Bir sonraki yıl Mağusa'ya taşındık. Bu sefer de Namık Kemal Lisesine devam etmeye başladım.

 

Her yıl yeni yeni arkadaşlarla tanışmanın faydasını yıllar sonra gördüm. Bir dönem devlet dairelerinin tüm müdür ve üst düzey yöneticileri benim sınıf arkadaşımdı.

 

1963 yılının Aralık ayında adanın her yerinden felaket haberleri gelmeye başladı. Yakılan yıkılan köyler, şehit haberleri, göçmenler, işsizlik, açlık, sıkıntılar, çadır hayatı, kepçelerle tabaklara konan bir öğün yemekler, yağmur, ayaz, soğuk kaçıp kurtulamadığımız kocaman bir felaket gibi üzerimize çökmüştü.

 

O dönemde yayınlanan Halkın Sesi ve Bozkurt gazetelerinden birinde, Rumlar tarafından bir gece evvel yapılan saldırıdan sonra yakılıp yıkılmış Küçük Kaymaklı'yı görünce ve şehit edilenlerin adını okuyunca oturup ağlamıştım. Nur içinde yatsın rahmetli Hüseyin Ruso'yu çok yakından tanıyordum. Atletik yapılı, yakışıklı bir hocamızdı.     

 

Bir müddet sonra eski Rumca bir gazetenin ön sayfasında yakılıp yıkılmış Küçük Kaymaklı'nın bir başka resmini gördüm. En önde Nikos Samson, bir elinde bir tabanca, diğer elinde kocaman bir Türk Bayrağı, bir kahraman edası ile arkadaşları ile yürüyordu. Savunmasız Türklere saldırdıktan sonra kazanılan zaferini kutluyordu.

Resmin altında ise iki kelimelik bir cümle vardı: "Kanla aldık…"

 

1964'den 1974 yılına kadar bir daha hiç gidemedim Küçük Kaymaklı'ya. Hiç göremedim Küçük Kaymaklı'daki evimizi. Ara sıra önünden geçmek zorunda kaldığım Büyük Kaymaklı'daki Rum Milli Muhafız Ordusu kampının şimdi neresinde olduğunu hatırlamadığım bir yerinde de "Μολών λαβέ" yazıyordu. Türkçe "Molon Lave" okunan ve kelimesel çevirisi "Gel ve Al" olan, halk dilinde de "Erkeksen gel al" manasındaki bu cümle,  Kıbrıslı Türklere hitaben "Küçük Kaymaklı ima edilerek yazılmıştı.

 

"Molon Lave" yanıtını,  silahlarını bırakıp teslim olmalarını isteyen binlerce kişiden oluşan İran ordusuna rest çekip kanlarının son damlasına kadar direnen 300 kişilik Sparta ordusunun komutanı Kral Leonidas vermişti. Hepsi öldüler ama İran ordusu da bir adım ilerleyemedi ve arkadan gelen kuvvetler tarafından yenilgiye uğratıldı.

 

1968 yılında Türk Cemaat Meclisi Başkanı rahmetlik Rauf R. Denktaş ile Rum Cemaat Meclisi Başkanı Glafkos Klerides görüşmelere başladıktan sonra, Türkler Küçük Kaymaklı'nın iadesini talep edince, Glafkos Klerides "Kanla aldık, kanla veririz" diyerek, reddetmişti bu talebimizi.

 

Kıbrıslı Türklerin bu talebine Kıbrıs konusu ile yakından ilgilenen Birleşmiş Milletler, ABD, İngiltere ve o dönemki adı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) hiç destek vermediler, hiç arka bile çıkmadılar.

Hiç bir Allah'ın kulunun çıkıp da, "Türklerle görüşmeler yapıyorsunuz, iyi niyet gösterisi olarak Türklere Küçük Kaymaklı'yı iade edin" demediği gibi, Rumların içinden birileri çıkıp da "Türklerle görüşme yapıyoruz. Küçük Kaymaklı'yı verelim" demedi. 

 

Şimdi Rum lider Anastasiades çıkmış müzakerelere başlamak için iyi niyet gösterisi olarak "Maraş iade edilsin", çözüm için "işgal verileri ortadan kaldırılsın, işgal askerleri ile yerleşikler adadan ayrılsın" diyebilmekte.

 

Ya Rumlarla birlikte BM, ABD, İngiltere ve AB yöneticileri topluca bunadılar ve geçmişte bize Rumların neler yaptığını hatırlayamıyorlar ya da bizleri aptal zannediyorlar.

Gerçekte hangi olasılığın doğru olduğunu hala daha anlamış değilim...