Leyla Zana sarstı



Kocası Mehdi Zana'ydı.

Kürt siyasi hareketin önde gelen isimlerindendi. 12 Eylül olduğunda Diyarbakır Belediye Başkanı'ydı.

İçeri alındı. Ünlü Diyarbakır Cezaevi'nde işkencenin her türlüsünü gördü.

Türkçe bilmiyordu Leyla Zana.

Kocası tutuklanmış, kendisi kucağında bir çocuğuyla kalmıştı. Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananları görerek, siyasi bilinci oluştu Leyla Zana'nın. O günler biledi Leyla Zana'yı. O bilinçle milletvekili olup, Meclis'e geldi. Kararlı adımlarla yürüdü, Meclis kürsüsüne çıktı ve Kürtçe yemin etti.

Tarihte bir ilkti.

Meclis'ten alındı, cezaevine konuldu.

İnandığını söyledi, inançlarının bedelini ödedi. Diyarbakır Cezaevi'nin yetiştirdiği Leyla Zana'nın dünyaca tanınmasını ise, Meclis'ten alınıp cezaevine götürülmesi sağladı.

O gün bedel ödeyen, "Küçük dev kadın" bugün çile imbiğinden süzülmüş önerileriyle çıkageldi.

Aslında BDP'den de ileri teklifleri vardı.

PKK'nın da dile getiremediği konuları gündeme taşıyordu ama üslubunda bir farklılık vardı. Önce sözlerinin arkasında bedel ödemiş bir Leyla Zana vardı.

Aynı zamanda doğruya doğru, eğriye eğri diyen bir yaklaşımı vardı.

Onu sahici kılan da buydu.

Röportajdan bir alıntı:

"Bugüne kadar Kürtlerin hak talepleriyle ilgili hiç mi bir adım atılmadı?

Hayır asla. Olumlu şeylerin hakkını vermek lazım, tabii ki atıldı"

Devam ediyoruz: "Son 10 yılda başka iyi şeyler diye tanımlayacağınız olumlu adımlar var mı?

Var tabii ki, hem de çok önemli şeyler var. İlk defa Kürdistan ifadesi kullanıldı"

Şimdi bu yaklaşımın yanına bir de Selahattin Demirtaş'ın şu sözlerini koyun.

"Cumhuriyet tarihinde en sinsi asimilasyon politikalarını yürüten parti AKP olmuştur. Adeta saman altından su yürütmüş ve siyasi soykırım, askeri operasyonlarla katliamlar yapmış ve Kürt sorununu yüzyıl geri götürmüştür"

Üstüne, Kürtçe'nin seçmeli ders olarak ilan edilmesi üzerine Gülten Kışanak'ın,"Kürtçe seçmeli ders asimilasyondur" diyen sözlerini koyun. BDP işte bu.

Murat Karayılan bile Avni Özgürel ile röportajında," AKP iktidarı döneminde devletin söylemi değişti. Bu anlamda çözüm, koşullar biraz daha olgunlaştı diyebiliriz" derken, İslamcı çizgiden gelen Altan Tan, "Bu halk önceden döve döve asimile ediliyordu, şimdi seve seve asimile ediliyor" diyebiliyor.

Kürtçe seçmeli ders olarak okutularak mı, Kürtçe TV kanalı açarak mı, Kürtçe kursları serbest bırakarak mı, bölgesel ve yerel Kürtçe TV ve radyoların kuruluşuna izin vererek mi, Kürtçe seçim propagandasının yolunu açarak mı yapılıyor bu asimilasyon?

Dersim'in dağlarını bombalayan zihniyet mi asimile etti, Recep Tayyip Erdoğan mı?

Biraz vicdan lütfen.

Zaten sorun da bu üsluptan kaynaklanıyor.

Bugün Kürt sorununun önündeki en büyük engel, bu dil.

Siyasi irade, tüm riski alarak Kürt sorunun çözümü için tarihi bir adım atıyor. Karşı tarafta küçük görme, burun kıvırma hatta aşağılama.

Bu işe karşı olanlar ise, bakın ne verirseniz bunlar tatmin olmuyor. Bunların hedefi Türkiye'yi bölmek diye harekete geçiyor.

Leyla Zana'da bu üsluptan rahatsız. Kürt'ün çilesiyle dertlenmeyenlere içeriden çok esaslı eleştiriler yöneltiyor:

"Yani sadece BDP'li arkadaşlar sokak gösterilerine destek. Kamera karşısında sert ve güçlü mesajlar ya da cenaze törenlerinde halkla bir araya gelmenin haricinde kameralardan uzak sofralarda da insanlarımızla bir araya gelmeli, ekmeği paylaşmayı öğrenmeli. Tarladaki kadının terini silebilmeyi, emeğin ne olduğunu anlayabilmeyi, eşek sırtında eve su taşıyan teyzenin testisinden bir bardak su içmeyi bilmeli."

Bu söz üzerine bir şey ilave edilmez.

Umutların tükenmeye yüz tuttuğu bir sırada, içimizdeki umudunu yeniden dirilttiniz Leyla Hanım.

Devletin içindeki şahinler size ceza üstüne ceza kesip, ellerinden gelse hapse tıkmanın yollarını ararken, PKK'nın şahinleri de, sizin açıklamalarınızı PKK'nın sitesi ANF'ye koymadı.

Siz, "İnanıyorum Başbakan bu işi çözer" dediniz. Bu sözünüz iktidarda karşılığını buldu. Çözüm yönündeki adımları güçlendirdi. Sizin gibi kitlelerde karşılığı olan birkaç güçlü ses daha çıksa, inanın ki Türkiye'de iklim değişir.

Siz bir ateş yaktınız.

Bu içinde Türk ve Kürt gençlerinin yandığı bir ateş değil, umudun ateşi oldu.

(Yeni Şafak)