Genelde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimi, özelde ise Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, TOKİ üzerinden konut üretimi ve kentsel dönüşüm konularında çok başarılı.
Bu başarı, dünya ölçeğindeki karşılaştırmalarda da takdir görüyor. Bilhassa Kahramanmaraş ve Hatay merkezli asrın depreminden sonra, 2 yıl gibi kısa bir süre içinde 500 bini aşkın konut ve işyerinin yeniden yapılması… Bu süreçte şehirlerin, tüm altyapı ve sosyal donatılarıyla birlikte yeniden inşa edilmesi, muhteşem bir başarıdır.
Bu devasa konut hamlesine ilaveten, ‘Yüzyılın Konut Projesi’ kapsamında, 500 bin sosyal konut için, 29 Aralık 2025 ile 27 Mart 2026 tarihleri arasında kuralar çekildi.
Ayrıca, ‘fahiş kira artışlarını önlemek’ gibi kulağa hoş gelen bir gerekçeyle, İstanbul’da TOKİ tarafından 15 bin kiralık konut yapılıyor.
Yiğidin hakkını böylece verdikten sonra, eksik ve yanlış bulduklarımızı da dile getirelim.
4 YIL ÖNCEKİ PROJE NE OLDU?
Başvuruları Ekim-Kasım 2022’de alınan, 250 bin konutluk ‘İlk Evim, İlk İşyerim Projesi’ ve paralelindeki ‘Müşterek Arsa Projesi’nde gecikme ve belirsizlik bulunuyor. Bu mevzuda, hak sahiplerinden ciddi eleştiriler ve şikâyetler geliyor.
Sözkonusu projenin Ocak 2023’te başlayan kura çekimleri, 6 Şubat’taki asrın depremi yüzünden biraz gecikerek, 14 Mart 2023’te tamamlanabildi.
Proje kapsamında hak sahipliği kazananlar, yüzde 10’luk ilk taksidi 2023’te ödedi. 240 ay vade imkânı sunulan ödemeler, memur maaş zammına uygun olarak yılda 2 kez güncelleniyor ve taksitler yıllık olarak alınıyor.
Buraya kadar bir sorun görünmüyor.
HAK SAHİPLERİ BİLMEK İSTİYOR
Fakat…
Özellikle Müşterek Arsa Projesi kapsamında, hak sahiplerine verilecek arsaların genel yerleri belirlenmiş olmasına rağmen, parsel yerleri ve numaraları belirlenip bildirilmedi. Hak sahipliğine dair herhangi bir sözleşme de yapılmadı. Müşterek Arsalar üzerine yapılacak konutların kim tarafından ve hangi koşullara göre inşa edileceği de belirsiz.
Arsın depremleri sonrasında soğumaya bırakılan bu konuda, süreç sanki dondurulmuş gibi görünüyor. Hak sahipleri, sürece dair bilgi almak veya şikâyette bulunmak için herhangi bir muhataba ulaşamıyor.
TOKİ, bu meseleye dair herhangi bir takvim duyurmadığı gibi, herhangi bir bilgi de vermiyor.
Şimdi, 2023’te kurası çekilen konut ve arsalar mevzusu unutulmaya yüz tutmuşken, ilaveten 500 bin konut için kura çekilmiş olması biraz tuhaf kaçıyor.
Gelelim Kiralık Konut Projesi’ne…
YENİDEN ‘KAMU LOJMANLARI’ MI?
Türkiye’de kamu bütçesi üzerindeki önemli yüklerden birisi de, kamunun sahip olduğu lojman ve ‘eğitim-sosyal tesis’ kılıfıyla yutturulan tatil kamplarıdır. Tabi, makam aracı saltanatını da buna eklemek lazım.
Ülkeyi yöneten siyasî iktidarlar, anılan lojman, tatil kampı ve makam aracı saltanatı yükünden kurtulabilmek için defalarca hamle yaptı.
Son olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan olarak iktidara geldiği ilk dönemde, kamu lojmanlarını tasfiye etmek için ciddi bir çaba gösterdi. Milletvekili lojmanlarını tasfiye etmeyi başaran Erdoğan, maalesef bürokrasinin lojman ve tatil kampı saltanatını tasfiye edemedi.
Şimdi bu kamu lojmanlarına, benzer bir mantıkla, ‘Kiralık Konutlar’ ekleniyor.
Deprem riski altındaki milyonlarca konutun dönüştürülmesi gerekirken…
Konuttaki arz/talep dengesini sağlaması umulan yüzbinlerce konutun üretimi belirsizliğe terk edilmişken…
Kamu eliyle ve maliyetleri bütçeden finanse edilerek yapılıp, düşük fiyatla kiraya verilecek 15 bin kiralık konut ne ifade edecek?
Mevcut kamu lojmanlarına 15 bin ilave yapmak ve kamu bütçesine yeni bir yük eklemek, ne işe yarayacak?
ASIL YAPILMASI GEREKEN
Ülkedeki konut açığını kapatmak için, kamu yönetiminin elini taşın altına sokması, doğru bir politikadır.
Fakat bunun, devletin sırtına ilave lojmanlar sararak yapılması doğru bir siyaset midir?
Bunun yerine, konut üretiminin önündeki; maliyet artırıcı, tıkayıcı engelleri ve süreçleri ortadan kaldırmak daha isabetli olmaz mı?
Ayrıntıları işin uzmanlarına bırakarak, şu kadarcığını diyelim:
İstanbul’un Şişli ve Kadıköy’ü ile Kayseri’nin Tomarza ilçesinin Şiraz köyü için geçerli olan inşaat yapma şartları hemen hemen aynı.
Oysa Şişli’de bir rezidans dairesinin satış fiyatı, Anadolu’daki birçok köyün tamamının bedelinden daha yüksektir.
Her depremin ardından, konut üretimini zorlaştıracak yeni koşullar icat etmek ve çıtayı biraz daha yükseltmek, doğru bir politika mıdır?
İsviçre’deki konut üretimi şart ve standartlarını, Anadolu’nun kasaba ve köylerine dayatmak, isabetli bir yaklaşım mıdır?