Kaybolan bir hayat



Arkadaşının uzun yıllar gururla anlattığı bir anısıydı bu...

Senin buna benzer iç acıtan hikayelerin de hiç olmamıştı, hayatın boyunca karınca dahil, hiç kimseyi incitmemiştin ki...
Şimdi neyin ızdırabıydı o zaman bu yaşadığın?
Anladın ki hayat kavgasına düştün mü bir kere, ne hayallerindeki işi düşünebilirsin, ne de dilediğin gibi
yaşayabilirsin bir daha...

Çocukluğundan bugüne, biriktirdiğin hayallerin birer birer kaybolurken, son zamanlarda düşünmeyi bile günah sayar oldun.

Ah o ekmek derdi yok mu! hayatının bütün oklarını aynı yöne çevirir.
Komşun her çeşitinden tekerlekli oyuncağı çocuklarına alırken, sen ay sonuna kadar karın doyurma derdine düşersin...
Sana küçükken "büyüdüğünde ne olacaksın" diye sorduklarında,
Kafan dimdik ve gururla verdiğin cevaplarla, şuan, hayatındaki uçurumları anlamaya aklın ermiyor ki artık...

"Keşke" dedin, "keşke bana hiç sormasalardı bu soruyu..."

"Büyüdüğünde ne olacaksın çocuk?"

Masum bir soru gibi gözüken bu cümlenin, şimdi bu kadar acıtması, boynunu bükük bırakması kimin suçu?


Yıllarca aklını, ruhunu kemiren bu soruyu düşünmemeye başladığın günden beri, çocuklarına bu soruyu ne sordun, ne de başkalarının sormasına izin verdin.
Yıllar önce okumuştun ya "hayallerin ne kadar büyük olursa,hayal
kırıklığın bir o kadar büyük olur"
Doğruymuş...
"Hayat ben senden ne istedim de bana kızdın bu kadar" diye söylenip durduğun, gözyaşı döktüğün geceler, sayamadığın kadar çoktu...

Fazla dinlemişliğin ezberiyle, kulaklarından Ahmet Kaya'nın o şarkısı hiç gitmezken, başın bir yaprak gibi önüne eğilip yine mırıldandın;

"Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
Ekmek çalmadan doyurabilmek
Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun...
Şimdi iyi niyetlerimi
Bir bir yargılayıp asıyorum
Bu son olsun be.. bu son olsun!"

...