Kantorowicz ve 'Vatan için ölmek'

Tarih, antropoloji, sosyoloji veya siyaset gibi bilim dalları ile pek fazla ilginiz yoksa Prusyalı tarihçi Ernst Hartwig Kantorowicz’i tanımıyor, hatta hiç duymamış olabilirsiniz… Prusya’nın Posen kentinde (bugün Polonya’nın Poznan şehri) 1895’de doğan Orta Çağ tarihçisi Kantorowicz’in bu yıl 120. doğum yılındayız…  Yaşasaydı bu yıl 120 yaşında olacak olan Prusyalı Alman tarihçi 9 Eylül 1963 günü ABD’de Princeton’da ölmüş.

 

* * *

Kantorowicz adını duymamış olanlar da onunla ilgili bazı kavramları duyunca mutlaka bazı çağrışımlar olacaktır… Her biri birer kuram olan 50’yi aşkın yazılarından, eserlerinden bazıları şöyle; Devlet kuramı çerçevesinde “Vatan için ölmek”, “The King’s two bodies” (Kralın iki vücudu), Büyük Frederik olarak da bilinen Prusya Kralı’nı anlatan iki ciltlik “Frederic II”… Doktora tezinin konusu “Osmanlılar’da Esnaf Loncaları”… Anadolu’ya gelip Bağdat Demiryolu projesinde çalışmış… Osmanlı İmparatorluğu'nun en son madalyası olan Harp Madalyası sahibi… (Almanların Demir Hilal dedikleri madalya)… Berlin, Oxford, Amerika’da Berkeley Üniversiteleri’nde öğretim üyeliği yapmış…

 

* * *

“Vatan için ölmek” veya Latince deyimiyle “pro patria mori”, Antik Yunan’dan ve Roma İmparatorluğu’ndan beri tartışılan bir kavramdır. Kantorowicz,  Pro Patria Mori in Medieval Political Thought -Vol. 56, No. 3 - Apr., 1951-  pp. 472-492 ) yazısında bu kavramı irdeliyor. Bu Türkçe’ye “Ortaçağ Siyasi Düşüncesinde: Vatan İçin Ölmek” (Devlet Kuramı – Dost Kitabevi ) olarak çevrilip yayınlandı. İlgi duyanlar okuyabilir. Kantorowicz, özetle insanların antik Yunan’da “patria” yani “vatan” veya  Roma’da “respublica” (siyasi toplum) veya Ortaçağ’da ise kralı, efendisi için ölmeleri, veya “vatan için ölmek” ile “Tanrı için ölmek” arasındaki ilişkiyi geniş şekilde irdeliyor.

* * *

Posen kentinde likör fabrikası sahibi Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Kantorowicz, 1914’te Birinci Dünya Savaşı’nda gönüllü olarak askere gider. Posen Topçu Birliği’yle Batı Cephesi’ndeki en önemli cephe olan Verdun Savaşı’na katılır. 1916’da yaralanır. 1917’de iyileşince Ukrayna cephesine gider ancak dört hafta sonra Asya Birlikleri’ne katılıp Osmanlı İmparatorluğu’na gönderilir. O sırada Anadolu’ya yapımı devam eden Bağdat Demiryolu İdaresi’nde görev alır.  Görevi Osmanlı İdaresi ile Bağdat Demiryolu Şirketi arasında irtibatın düzgün işlemesidir. Şirketteki görevinin yanı sıra Osmanlılardaki Esnaf Loncaları’nı inceler.

* * *

1921 yılında Heidelberg Üniversitesi’nde doğunun ekonomik tarihi ve esnaf loncaları konulu doktora tezini verir. Daktilo ile pelur kağıda yazılmış tek nüsha olan tez, Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi’nin değerli eserleri arasında…  Beyaz eldivenli bir görevlinin getirdiği tez, yine onun nezaretinde okunabiliyor… Yıpranmaması için fotokopi veya fotoğrafının çekilmesine izin verilmiyor… Ben okuyup not tuttum.. Örneğin 12. sayfada şöyle yazıyor. “… sadece Konstantinopol’de 1635 yılında 600’den fazla esnaf loncasının varlığı biliniyor. Aynı yıllarda ticaretin en yoğun olduğu Lübeck kentinde 65 esnaf loncası olduğunu görüyoruz…” Osmanlı İmparatorluğu’nda bulunduğu kısa dönemde Osmanlıca ve Arapça’yı da öğrendiği biliniyor…

* * *

Almanya’ya döndükten sonra Heidelberg’de bulunduğu 1927 yılında Prusya Kralı II. Friedrich’i anlatan ünlü eserini yazar. 1740-1786 arasında Prusya Krallığı yapan ve Prusya’nın gelişmesine büyük katkısı dolayısıyla Büyük Frederik olarak da nitelenen kral ile ilgili  “Berlin’de hakimler var”  efsanesi meşhurdur. Çok anlatılır. 1750 yılında Berlin yakınlarında Potsdam’da geçer.

 

* * *

 

II. Frederick oraya bir saray yaptırmak ister… Ama beğendiği yerde bir değirmen vardır... Değirmenci saray yapılması için değirmenini krala satmak istemez…  Kral, huzuruna çağırdığı değirmenciye öfkelenir. II. Frederick değirmenciye  “Unutma ki ben Kralım” der… Değirmenci bakar ve “Siz de unutmayın ki Berlin'de hakimler var” diye cevap verir… Bugün bütün hukuk fakültelerinde bu olay anlatılır… Kral değirmencinin kararını kabul etmek zorunda kalır ve şimdi Potsdam'da Kral Friedrich II’nin yaptırdığı haşmetli Sansouci Sarayı ve değirmen yan yana aynı alan içinde bulunuyor…

Ve aradan 167 yıl geçer… Tarih 31 Aralık 1917… Veliaht Vahdettin ile Almanya’ya giden heyette orduyu temsilen Mustafa Kemal Atatürk vardır… Berlin'de Adlon Oteli’nde kalırlar… İşte bu öyküyü duyan Atatürk, “ Hemen gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı görelim” der ve gidip görür… Bu enteresan öyküleri şair, yazar, tiyatrocu Sunay Akın, teatral olarak o kadar güzel anlatıyor ki fırsat bulursanız bir de onun anlatımıyla dinlemenizi öneririm…

 

* * *

 

1932 yılında Frankfurt Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak göreve başlayan Kantorowicz’in görevine, Yahudi olduğu gerekçesiyle, 1934 yılında Naziler tarafından son verilir. Bir süre Berlin’de yaşar ancak durumun giderek kötüleşmesi üzerine 1938’de önce İngiltere’ye gidip Oxford Üniversitesi’nde ders verir. Ardından ABD’ye geçerek 1945’te Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde profesör olarak göreve başlar. Ancak ABD’de 1940'larda başlayıp 1954’de kadar ülkeyi kasıp kavuran komunist avı "McCarthy" dönemidir. İnsanlara komunist olmadıklarına, komunizme karşı olduklarına dair yemin ettirilmektedir. Kantorowicz, daha önce Almanya’da yaşadığı dönemi göz önüne alarak böyle bir yemini ret eder. Üniversiteden uzaklaştırılır. Bunun üzerine daha sonraki yıllar sadece Washington ve Princeton’daki tarih enstitülerinde çalışır.

 

* * *

Kantorowicz’in ABD’de bulunduğu dönemde hazırlayıp 1957 yılında yayınladığı “The King’s Two Bodies” (Kralın iki vücudu) bir başyapıttır.  Bu konuda şimdiye kadar yazılmış en mükemmel kaynak olduğu tarihçiler tarafından ittifakla kabul edilir. “The King’s Two Bodies – A Study in Mediaeval Political Theology, Princeton University Press, New Jersey “ adlı kitap sanırım bugüne kadar Türkçe’ye tercüme edilmemiş… Ortaçağ Avrupa'sında “Kral hiçbir zaman ölmez” (rex qui nunquem moritor) düşüncesine dayanır… Bu düşünceyle kral fiziksel olarak ölürken siyasal doğumu olur yani kralın fiziksel ve siyasal olmak üzere iki ayrı bedeni vardır. Fiziksel olarak ölür ama düşünceleri sonsuza kadar yaşar. Siyasal bilgiler eğitimin başucu kitaplarından biridir.

 

* * *

Arkadaşları arasında kısa adı “Eka” olan Kantorowicz, ailesi varlıklı olduğu için Prusya’da büyük toprak sahibi aristokrat aile çevrelerinde yetişmiş… Bu yüzden gençliğinde bir ara aşırı milliyetçi paramiliter gruplara katılmış… Bu tutumuna varlıklı çevrelerde yetişmesinin de etkili olduğu sanılıyor… Ayrıca Posen’de 1918’de Polonyalılar ayaklanır. Ayaklanmanın ailesi ve mülkleri için tehlike yaratması üzerine vatan savunması grubuna katılır… Bu yüzden bazı tarihçilerin de eleştirisine hedef olur… Kantorowicz, Naziler’in iktidara gelmesinden sonra geniş kütüphanesini ve sanat koleksiyonunu geride bırakarak İngiltere’ye gider… Bu onun daha sonra bu fikirlerden uzaklaşması olarak da kabul ediliyor… Aynı dönemlerde yaşayıp onu iyi tanıyan Frankfurtlu bilim adamı Edgar Salin ise bir söyleşisinde şöyle diyor; “Kantorowicz, Osmanlı topraklarında doğunun ruhunu kavrayıp içselleştirdi, aynı zamanda bir ülkenin kaderine yeni bir yön veren küçük ama kararlı grup Jön Türkler’le teması onun dünyaya bakışını çok etkiledi. Bunu eserlerinde hissetmek mümkün… ” diyor…

* * *

Forbes dergisi her yıl en zenginler veya milyarderler listesi yayınlar. Listedeki sıralama, borsadaki dalgalanmalara, dünya ekonomisindeki gelişmelere göre değişir. Liste yayınlanınca kişiler ve varlıkları üzerinde günlerce yorum yapılır. İnsanın malı, mülkü ve çok parası varsa varlıklı kişidir. Ama zengin olmayabilir. Zenginlik başka bir şeydir. Zenginlik yaşam kalitesinin bir ölçüsüdür. Kişi varlıklı olabilir ama zengin değildir, ünlü bir yazar şöyle diyor: “Kişinin kendi değerini sahip olduğu maddi varlıklara bağlayarak tarif etmesi en büyük yoksulluktur.” Listedekilerin bazıları daha sonra tüm varlığını kaybedebiliyor, isimleri hatırlanmıyor bile…

* * *

Oysa Forbes listesinde olmayan ama dünyanın veya yaşadıkları ülkelerin, bilim ve sanat dünyasına damgasını vurmuş, yıllar sonra bile hatırlanan kişiler var. Bunların da listesi var ama maalesef Forbes listesi gibi ilgi çekmiyor kamuoyunda… Çünkü işin içinde para yok ve liste oynak değil… İşte bu listedeki kişilerden biri de Ernst Hartwig Kantorowicz… Kamuoyunda ilgi çekmese de bilim çevrelerinde unutulmayan Kantorowich’in ölümünün birinci yıldönümünde görev yaptığı Frankfurt Goethe Üniversitesi Westend Kampusu avlusuna bir büstü konulur. Sanatçı Alexander Zschokke’nin yaptığı büst 1964 yılından beri onu ölümsüz kılıyor…