DÜNYA

Jamaika, kölelik tazminatı için Kral Charles'a başvurdu

Jamaika hükümeti, köle ticareti ve sömürge yönetiminin yol açtığı zararlar nedeniyle İngiltere’den tazminat talebini Kral III. Charles’a iletti.

Jamaika, transatlantik köle ticaretinin ve yüzyıllarca süren İngiliz sömürge yönetiminin günümüze uzanan sonuçlarını uluslararası hukuk gündemine taşıyacak önemli bir adım attı.

Kültür, Toplumsal Cinsiyet, Eğlence ve Spor Bakanı Olivia “Babsy” Grange başkanlığındaki Jamaika hükümet heyeti, 7 Eylül 2026 Pazartesi günü Londra’da Kral III. Charles’a hitaben hazırlanan resmî dilekçeyi sundu.

Başvuruda Kral Charles’tan, 1833 tarihli Judicial Committee Act’in 4’üncü maddesi uyarınca üç temel hukuk sorusunu Londra merkezli Privy Council Yargı Komitesi’ne göndermesi talep edildi. Söz konusu madde, hükümdara hukuki veya anayasal meseleleri görüş bildirmesi amacıyla komiteye sevk etme yetkisi veriyor.

Üç kritik soru yöneltildi

Jamaika hükümetinin açıklamasına göre Privy Council’dan görüş alınması istenen sorular şöyle:

  • Afrikalıların zorla yakalanması, Jamaika’ya taşınması ve taşınabilir mülk statüsünde köleleştirilmesi İngiliz hukukuna göre herhangi bir dönemde hukuka uygun muydu?
  • Afrikalıların zorla taşınarak Jamaika’da köleleştirilmesi, dönemin uluslararası hukukuna aykırı mıydı?
  • Birleşik Krallık’ın, köleliğin Jamaika halkı üzerinde bıraktığı zararlar nedeniyle hukuken telafi sağlayacak bir yükümlülüğü bulunuyor mu?

Olivia Grange, girişimin siyasi bir bildiri olmanın ötesinde, tazminat tartışmasını somut bir hukuk sürecine taşıma amacı taşıdığını söyledi.

Grange, “Biz dilenmeye gelmedik. Adil bir karar için İngiliz hukukuna başvuruyoruz” ifadelerini kullandı. Jamaika hükümeti, dilekçenin mevcut haliyle belirli bir parasal ödeme istemediğinin; öncelikle İngiltere’nin hukuki sorumluluğunun belirlenmesini amaçladığının altını çizdi.

Son söz yalnızca Kral’a ait değil

Dilekçe resmen Kral III. Charles’a hitaben hazırlandı. Bunun nedeni Charles’ın yalnızca İngiltere Kralı değil, aynı zamanda bağımsız bir ülke olan Jamaika’nın anayasal devlet başkanı olması.

Ancak İngiliz anayasal sistemi içinde Kral’ın başvuru hakkında tek başına karar vermesi beklenmiyor. Charles’ın, dilekçenin Privy Council Yargı Komitesi’ne gönderilip gönderilmeyeceği konusunda İngiliz hükümetinin tavsiyesi doğrultusunda hareket etmesi gerekecek.

Dolayısıyla başvuru, doğrudan İngiliz hükümetini hedef alan siyasi ve hukuki bir sınama niteliği de taşıyor. Privy Council’ın görüş bildirmesi halinde bu görüşün kapsamı, bağlayıcılığı ve olası tazminat müzakerelerine etkisi ayrıca tartışılacak.

Başvuru Zong katliamının yıldönümüne denk getirildi

Jamaika, dilekçenin sunulacağı tarihi özellikle transatlantik köle ticaretinin en çarpıcı suçlarından biri olan Zong katliamıyla ilişkilendirdi.

Liverpool’a kayıtlı Zong adlı köle gemisi, 6 Eylül 1781’de Batı Afrika’dan Jamaika’ya doğru yola çıktı. Gemide yaklaşık 442 köleleştirilmiş Afrikalı bulunuyordu. Yolculuk sırasında mürettebat, su kaynaklarının azaldığını öne sürerek en az 132 erkek, kadın ve çocuğu denize attı.

Geminin sahipleri daha sonra öldürülen insanları “kaybedilmiş mal” olarak gösterip sigorta şirketinden ödeme almaya çalıştı. Sigorta şirketinin talebi reddetmesi üzerine uyuşmazlık İngiliz mahkemelerine taşındı. Yargılama, insanların topluca öldürülmesinden çok sigorta kapsamındaki mal kaybı üzerinden yürütüldü.

Jamaika heyeti, dilekçe öncesinde 6 Eylül’de Güney Londra’daki New Park Road Baptist Kilisesi’nde düzenlenen “Anma, Adalet ve Onarım” ayinine katıldı. Zong kurbanları için çelenk bırakıldı.

Köle sahiplerine ödeme yapıldı, köleleştirilenlere yapılmadı

Jamaika’nın başvurusunda öne çıkan tarihsel çelişkilerden biri, İngiltere’nin 1833’te köleliği kaldırırken köleleştirilen insanlara değil, onları “mülk” olarak elinde tutan köle sahiplerine tazminat ödemiş olması.

İngiliz hükümeti, köle sahiplerinin sözde ekonomik kayıplarını karşılamak amacıyla dönemin bütçesi açısından son derece büyük bir mali kaynak ayırdı. Bu borcun finansman etkisinin İngiliz vergi sistemi üzerindeki izleri 2015’e kadar sürdü.

Olivia Grange, İngiliz devletinin köle sahiplerinin zararını karşılamayı hukuken mümkün görmesine rağmen köleleştirilen insanların torunlarına yönelik telafi talebini reddetmesinin savunulamaz olduğunu belirtiyor.

Milyonlarca Afrikalı zorla taşındı

Tarihsel araştırmalara göre 15’inci yüzyıl ile 19’uncu yüzyıl arasında 12,5 milyondan fazla Afrikalı, Atlantik köle ticareti kapsamında gemilere bindirilerek Amerika kıtasına doğru zorla yola çıkarıldı. Bunların yaklaşık 10,7 milyonu hayatta kalarak kıtaya ulaşabildi; yüz binlercesi yolculuk sırasında hastalık, açlık, şiddet ve insanlık dışı koşullar nedeniyle öldü.

İngiltere, 1655’te İspanya’dan aldığı Jamaika’yı şeker kamışı üretiminin merkezlerinden biri haline getirdi. Plantasyon ekonomisi, Afrika’dan getirilen yüz binlerce köleleştirilmiş insanın zorla çalıştırılmasına dayanıyordu.

Kölelik İngiliz İmparatorluğu’nun büyük bölümünde 1834’te resmen kaldırıldı. Ancak Jamaika’nın doğrudan İngiliz sömürgesi olarak yönetilmesi 1962’de bağımsızlığa kavuşmasına kadar devam etti.

“Etkileri eğitimden sağlığa kadar sürüyor”

Grange, kölelik ve sömürge yönetiminin etkilerinin yalnızca geçmişte kalmış bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilemeyeceğini savunuyor.

Jamaika hükümetine göre plantasyon ekonomisinin oluşturduğu servet İngiltere’ye aktarılırken, Jamaika’da eğitim, sağlık, altyapı, toprak mülkiyeti ve ekonomik kalkınma alanlarında kalıcı eşitsizlikler meydana geldi.

Tazminat talebi bu nedenle yalnızca bireysel nakit ödemelerden oluşan bir model olarak görülmüyor. Jamaika ve diğer Karayip ülkeleri; borçların hafifletilmesi, sağlık ve eğitim yatırımları, teknoloji transferi, kültürel varlıkların iadesi, yerli halklara yönelik kalkınma programları ve resmî özür gibi seçenekleri “onarıcı adalet” kapsamında değerlendiriyor.

Jamaika, köleliğin kalıcı etkilerini araştırmak ve tazminat politikasını geliştirmek amacıyla 2009 yılında Ulusal Tazminat Komisyonu’nu kurmuştu.

CARICOM’dan tam destek

Jamaika’nın girişimi yalnızca ulusal bir başvuru değil. Karayip Topluluğu CARICOM, Temmuz 2025’te yapılan devlet ve hükümet başkanları toplantısında dilekçeye tam destek verdi.

CARICOM liderleri, başvurunun bölgenin “On Maddelik Onarıcı Adalet Planı”na katkıda bulunabilecek yeni bir hukuk yolu oluşturduğunu bildirdi. Temmuz 2026’daki zirvede de başvurunun 7 Eylül’de Londra’da yapılacağı teyit edildi.

Jamaika heyeti, bunun bir Commonwealth ülkesinin kölelik tazminatı konusunda söz konusu hukuki mekanizmaya başvurduğu ilk örnek olduğunu belirtiyor.

Buckingham Sarayı: Konunun farkındayız

Buckingham Sarayı, Jamaika hükümetinin dilekçeyi Privy Council Yargı Komitesi’ne taşıma girişiminden haberdar olduğunu açıkladı.

Saraydan yapılan açıklamada Kral Charles’ın kölelik tarihinin daha iyi anlaşılması ve tarihsel yanlışların günümüz toplumları yararına ele alınması konusunda “kişisel ve güçlü bir bağlılık” sergilediği belirtildi.

Ancak açıklamada, dilekçenin Privy Council’a gönderileceğine, İngiltere’nin hukuki sorumluluğunun kabul edileceğine veya tazminat ödeneceğine ilişkin doğrudan bir taahhütte bulunulmadı.

Kral Charles, daha önce köleliğin yol açtığı acılar nedeniyle “derin üzüntü” duyduğunu söylemiş; fakat monarşi adına resmî özür dilememişti.

İngiliz hükümeti tazminata karşı

İngiliz hükümetleri bugüne kadar kölelik nedeniyle mali tazminat ödeme düşüncesine karşı çıktı. Londra yönetimi, transatlantik köle ticaretini insanlık dışı ve utanç verici olarak nitelendirmesine rağmen resmî özür ve tazminat taleplerini kabul etmedi.

Jamaika’nın yeni hamlesi, bu nedenle tartışmayı ahlaki ve siyasi zeminden hukuk zeminine taşımayı hedefliyor. Privy Council’ın soruları ele almayı kabul etmesi halinde İngiltere’nin köle ticareti ve sömürgecilik dönemindeki eylemleri, tarihsel hukuk ile günümüz uluslararası hukuk ilkeleri arasındaki ilişki bakımından incelenebilecek.

Cumhuriyet tartışmasını da etkileyebilir

Başvurunun sonucu, Jamaika’daki cumhuriyet tartışmalarını da doğrudan etkileyebilir. Jamaika 1962’de bağımsızlığını kazanmasına rağmen Kral III. Charles’ı devlet başkanı olarak tanımaya devam ediyor.

Başbakan Andrew Holness hükümeti, ülkenin monarşiyle anayasal bağlarını kopararak cumhuriyete dönüşmesi yönünde çalışmalar yürütüyor. Kral’ın dilekçeyi Privy Council’a göndermemesi veya İngiliz hükümetinin başvuruyu engellemesi, monarşi karşıtı görüşleri güçlendirebilir.

Jamaika’nın girişimi kısa vadede doğrudan bir tazminat kararı doğurmasa bile, İngiltere’nin kölelik dönemindeki sorumluluğunun ilk kez bu düzeyde hukuki incelemeye açılması bakımından tarihî bir adım olarak değerlendiriliyor. Sürecin bir sonraki aşaması, Kral Charles’ın İngiliz hükümetinin tavsiyesi doğrultusunda dilekçeyi Privy Council Yargı Komitesi’ne sevk edip etmeyeceğinin açıklanması olacak.