Hristofyas'ın İtirafları

Kıbrıslı Rum lider Hristofyas’ın Cuma günkü konuşmasında yer alan “Kıbrıslı Türklerin AB ile Direkt Ticaret yapmasına mani oldum” açıklamasını okuduktan sonra Hristofyas’ın geçmiş Rum lider arasındaki en açık sözlü olanı veya politikanın temel kurallarını en az bileni olduğuna kanaat getirdim.

                                

Kendi halkına yaranmak, Şubat ayında yapılacak şeçimlerde aday olmaya cesaret edememesini unutturmak ve halkı üzerinde iyi bir izlenim bırakmak için bu açıklamayı yapması gerçekte bizim için büyük bir bir şans ve politik kazanım, Rum halkı içinse büyük bir şanssızlık ve ileride başlarına dert açabilecek politik bir kayıp. Tabii biz Hristofyas’ın bu sözlerini yerinde ve zamanında kullanmayı bilebilirsek.

 

Rumları AB’ye ve BM’ye şikayet edebilmek, adada iki halkın barış içinde, dayanışma içinde yaşamasına engel olduklarını da ispat edebilmek için gerçekten de bulunmaz bir koz geçti elimize. Gerek KKTC diplomatları, gerekse de T.C. Dışişleri Bakanlığı Hristofyas’ın bu açıklamasını uluslalarası politikada kullanılan tüm dillere çevirip bütün devlet başkanlarına, Dışişleri bakanlarına ve BM’deki daimi temsilcilere göndermesi gerekmekte.

 

Bence Hristofyas’ın bu açıklaması referandumda Rumların “hayır” oyu vermesi kadar önemli.

Dolayısıyla umarım bu defa, 24 Nisan 2004 yılında yapılan “Annan Planı Referandumu”nda,  Rumların yüzde 75 oranında “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti” oylamasına “Hayır” demesini değerlendiremediğimiz ve politik kazanıma dönüştüremediğimiz gibi bir hataya daha düşmeyiz.

 

Çok değil daha 6 yıl evvel dönemin Rum lideri Tassos Papadopulos, biz kendisinden 1963-1974 yılları arasında kalleşçe öldürdükleri masum Kıbrıslı Türklerle ilgili olarak “Özür Dilemesi”ni beklerken, gözlerimizin içine baka baka “1963-1974 yılları arasında bir tek Türk öldürülmedi” açıklamasını yaparak pişkin bir politikacının nasıl gerçekleri ters yüz ederek, kılını kıpırdatmadan yalan söyleyebileceğinin en güzel örneğini vermişti.

 

Makarios zaten yalan söylemenin ve gerçekleri ters yüz edip satmanın gerçek bir ustasıydı. Hiç kimse bu konuda onun eline su dökemedi. Bir din adamı nasıl olur da bu kadar gaddar, cani ve yalancı olabilir hala daha çözebilmiş değilim.

 

Makarios’un yoldaşı ve mücadele arkadaşı Kiprianu, Cumhurbaşkanlığı döneminde BM Genel Kurulunda en çok konuşan, Kıbrıs konusunda söylediği yalanlarla ve çarpıttığı gerçeklerle öne çıkmıştı. Mayıs 1983 tarihinde, Kıbrıs’taki iki halk arasında yoğun bir şekilde Federasyon görüşmeleri devam ederken ve de kendisi rahmetlik Rauf beyle adaya barış getirmek için görüşmeler yaparken, BM Genel Kurulundan çıkardığı tek yanlı kararla KKTC’nin ilan edilmesini tetiklemişti.

 

Cumhurbaşkanlığı döneminden sonra aniden başına saksı düşen ve barış havarisi kesilen Vasiliu ise Rumların Cumhurbaşkanı iken yalan söylemek yerine sebepsiz masadan kaçmayı ve bir gün evvel söylediklerini ertesi gün inkar etmek taktiğini uygulamıştı.

 

Glafkos Klerides ise 1955- 1995 yılları arasında adada geçen olayları bizzat yaşamış olmasına, EOKA Teşkilatının üst düzey görevlerinde bulunmuş olmasına rağmen, Türklere herhangi bir hak vermemek, yönetimi paylaşmamak ve Türklerden özür dilememek için elden geleni yapmıştı. Onun da Cumhurbaşkanlığı görevi bittikten sonra başına saksı düşmüş ve yayınladığı 4 ciltlik “My depositions”, “İfadelerim” adlı kitabında Türklere hangi konularda ve nerelerde nasıl kazıklar atıp, haklarımızı yediğini bir bir yazmıştı.

 

İtitraf etmeliyim ki, ilk defa görevde olan bir Rum Cumhurbaşkanının ağzından, “Kıbrıslı Türklere şu kötülüğü yaptım” gibi sözler duydum.

 

Tabii aleyhimize yaptıkları sadece bu muydu?

Bu ve bunun ayarında onlarca daha kötülük yaptı bize Hristofyas.

Ercan Havalanının kapatılmasından tutun, Taşınmaz Mal Komisyonuna başvuruyu yasaklamaya, primlerini yatırmış Kıbrıslı Türklerin Sosyal haklarının kesilmesine, ilaç paralarının ödenmemesine, Üniversitelerimizin AB tarafından dışlanmasına, spordaki ambargonun devam ettirilmesine, kültürel faaliyetlerden men edilmemize kadar aleyhimize her konuda girişimlerde bulundu. KKTC’nin yabancı siyasiler tarafından ziyaret edilmesine, “gerçekleri yerinde görecekler ve Rumlar suçlanacak” mantığı ile önlemek için elden geleni yaptı.        

 

Rumları ve de Hristofyas’ı kurtarıcı gibi görenlerin, hem Hristofyas’ın bu talihsiz açıklamasını birkaç kez okumalarını hem de yakın tarihimizde yaşadıklarımızla, Rumların bize karşı olan bakışlarını öğrenmelerini tavsiye ederim.