Helikopterle ormana indirilen Rambo, orada buluştuğu, vatanına ihanet etmiş kadın askerle buluşur. Sonra giderler, Vietnam ordusu tarafından esir alınmış ABD’li askerlerin tutulduğu kampı bulurlar. Sonrası, bildiğiniz Hollywood palavraları.
Rambo, bir tümen Vietnam askerini kılıçtan geçirir, esir ABD askerlerini de kaptığı gibi memleketine döner. Hatta yola çıkmadan önce, Vietnamlı ‘ahlâksız’ askerlerin ‘bedeli karşılığı tecavüz ettiği’ bir kısım genç kızları da özgürlüğüne salıvermeyi ihmal etmez.
Helikopterle memleketine indikten sonra, doğruca hangara varıp, gıcıklık etmiş bir politikacıyı pataklamak suretiyle, ABD’yi bir güzel temize çeker.
Aynı sığlığı, Afganistan, Somali ve Irak’a yapılan Amerikan saldırılarını (onlara göre tam tersi) konu alan sayısız kahramanlık filmlerinde de görebilirsiniz. Kızılderililere yapılan katliamları pek bir masum gösteren Warnerbross filmlerini de unutmayalım.
Özetle ABD’nin, hoşuna gitmeyen ülkelere yönelik saldırı ve katliamları, ‘insanî amaçlar’ taşıyan, masum kulak çekmeler gibi göstermek, Hollywood filmleri için vazgeçilmez bir görevdir. Böylelikle, gariban ve mazlum ülkelere dönük vahşi saldırılar bir güzel yunup yıkanır, temize çekilir.
FİLMLERDE DURDUĞU GİBİ DURMUYOR
Ayrıca o filmler üzerinden, tüm dünyaya hem ‘insancıl’, hem de ‘yenilmez’ bir Amerika algısı pazarlanır.
Yani o filmlere bakılırsa; saldırgan ABD askerleri, işgal ettikleri memleketlerde karıncayı bile incitmeyen birer derviştir.
Buna karşılık, ABD işgaline karşı ülkesini savunan askerler, senaryo gereği birer sahtekâr, yalancı, savaş ganimetçisi, kendi halkına zulmeden, kadına-kıza musallat olan birer namussuz gibi tiplenir.
Tabi, ‘kahraman’ Amerikan askeri, kendi halkına her türlü zulmü reva gören o namussuz askerleri bir güzel benzetir; böylelikle işgal edilen ülkenin ahalisi demokrasiye ve özgürlüğe kavuşturulmuş olur.
Hikâyeler heyecan verici ve anlatılan masallar gönül okşayıcı. Lakin ABD eşkıyasının savaşlar tarihi, Hallywood’da tasvir edilen masallara hiç benzemiyor. Hayatın gerçekleri, şişede (özür; filmlerde) durduğu gibi durmuyor.
ALGI PAZARLAMAK GERÇEĞİ DEĞİŞTİRMİYOR
Filmlerde bize, bombalanmak üzere olan sokakta oynayan küçük bir kız çocuğunu kurtarmak için kendi hayatını riske atan Amerikan askeri hikâyesi anlatsa da, acımasızca bombalanan bir ilkokulda 168 kız çocuğun katledildiği gerçeği, tüm soğukluğuyla orada duruyor.
Bir tümen düşman askerini tek başına telef eden Rambo masalına karşılık, paraşütle yere inen ABD’li pilotun, kendisini değnekle tehdit eden sivil şahıs karşısında korkudan titreyişi gerçeği, orada kabak gibi sırıtıyor.
Gelelim Hürmüz pazarına uymayan Washington hesaplarına… Önceki yazılarımızda da dile getirmiştik; ABD-İsrail eşkıyasının İran macerası, pek de istedikleri gibi gitmiyor.
Dinî Lideri ve birçok üst düzey yönetici ve askeri suikastlarla öldürülmüş olsa da, İran hiç de teslim olacak gibi görünmüyor.
ABD ve İsrail, İran saldırıları karşısında verdikleri kayıpları, aldıkları hasarı sır gibi saklamaktan geri durmuyor.
Hürmüz açıklarına konuşlandırılan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin ağır hasar aldığı ve bölgeden uzaklaştığına dair iddialar karşısında, ABD yönetiminden herhangi bir açıklama gelmiyor.
Basın özgürlüğüne saygılı pozlarındaki İsrail, füzeyle vurulan önemli noktalarına kimseyi yanaştırmıyor; sağda solda sivil binalara veya sokaktaki arabalara isabet etmiş füze görüntülerini itina ile servis ediyor.
Katil Netanyahu’nun öldüğü söylentilerine karşı, yapay zekâ imalatı olduğu sırıtan absürt görüntülerle cevap yetiştirmeye çalışıyor.
HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK
Katil Netanyahu’nun peşine takılarak girişilen İran’a yönelik saldırılar konusunda, ABD yönetimi içindeki görüş ayrılıkları giderek keskinleşiyor. Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, İran’a saldırının ‘gerekçesiz’ olduğunu zehir zemberek dile getirerek istifa ediyor.
Trump, güya Hürmüz Boğazı’nı korumaya destek olmak üzere savaşa davet ettiği ülkelerden, ‘No, thanks!..’ cevabını alıyor. Bu konuyu hatırlatan gazetecilere, Trump, “Biz onları yıllardır koruduk, çok para harcadık. Ama onlar bize yardım etmiyor…” gibi cevaplar vererek, herkese kırgınlığını izhar ediyor.
Her geçen gün biraz daha belirginleşiyor ki; ABD-İsrail eşkıyası, Hürmüz Boğazı’nda batağa saplanmış. Anlaşılıyor ki, saldırganlar, İran’a saldırının başarısından ‘10 üzerinden 12-15’ oranında eminmiş. Ki, girdikleri bu beladan nasıl çıkacaklarına dair bir plan yapmayı akıl edememişler.
Bu savaşın ne zaman ve ne şekilde sonlanacağına dair, Trump ve Netanyahu dâhil hiç kimsenin net bir fikri olmadığı anlaşılıyor.
Fakat şimdiden aşikâr olan bir şey var ki; bu savaştan sonra ne Ortadoğu eskisi gibi olacak, ne ABD eskisi gibi ‘süper güç’ etiketini taşıyabilecek, ne de İsrail’in balon gibi şişirilmiş ‘güçlü’ imajı eski parlaklığını koruyabilecek.
Çanına ot tıkanan yaşlı Avrupa ile önü kesilmeye çalışılan Çin ve dahi Ukrayna’da patinaja bırakılan Rusya, bu savaşın kazançlı çıkanlar hanesine yazılacak gibi…
Türkiye ise, yaşanan bu zorlu süreçten muhtemelen en fazla güçlenerek çıkan ülke olacak.