“Güzel Türkistan, senge ne oldu?”

Türkistan’da Türkistan’da Türk düşüncesinin izlerini sürerken – 18

Buhara’dan Hive’ye tren yolculuğu ve Türkistan davamız…

Artık özlemle beklediğimiz ve heyecanla okuduğumuz Türkistan mektuplarının yenisi Buhara Hive arasında yazılmış. Ahmet Saygı bu mektubunda tam bir fikir yolculuğu yapmış.

Saygı’nın mektubu şöyle:

“Saygıdeğer Başkanım, size bu mektubu, Buhara’dan Hive’ye yaptığım tren yolculuğu sırasında yazıyorum. Sabah namazını müteakip otelden ayrılıp Buhara Tren İstasyonu’na vardık. Uzun bir yolculuk bizi bekliyordu. Tren kompartımanında karşılıklı dört yatak vardı. Görevli, temiz yastık ve battaniyeleri getirdi. Ama uyumak ne mümkün? On yıllardır hasretiyle yandığınız Türkistan’ı ve o uçsuz bucaksız çölleri, hem de gündüz gözüyle seyredecektik.

Tren Buhara’dan hareket ettikten bir müddet sonra çöl manzarası başladı. Karşımızda uzanan bu engin coğrafya, Asya’nın o meşhur bozkırları ve stepleri olmalıydı. Bir süre çölü seyrettim, telefonumun kamerasıyla görüntüler kaydettim. Ardından uzun uzun düşünmeye başladım. Düşüncelerim beni, gayri ihtiyari, gençlik yıllarımdaki Türkistan algısına götürdü.

Henüz on beş, on altı yaşlarındaydık. Esir Türkleri düşünüyor, “Yamyamlar bile özgür; Türkler neden esir?” sloganını haykırıyorduk. “Çırpınırdın Karadeniz bakıp Türk’ün bayrağına… Kafkaslar’dan esen yeller şimdi sana selam söyler.” derken, “Güzel Türkistan, senge ne oldu?” diye haykırıyor; boyumuzdan büyük davaların peşine düşüyorduk. O yıllar bir bir gözümün önünden geçti.

Buhara’da hem manevi ilimlerin hem de maddi ilimlerin binlerce üniversite öğrencisine okutulduğunu ve geçen yüzyılın başındaki Cedit Hareketi’ni düşündükçe, “Yeni bir Türk asrının, yeni bir Türk medeniyeti tasavvurunun” doğacağına olan inancım bir kez daha tazelendi.

Çünkü Başkanım, sizin de takdir edeceğiniz gibi, bizim kuşak bu hayallerle büyüdü; hayatını inandığı davaya adadı. Bunlar Turan illerine sevdalı insanlardı. Türk, Türkiye ve Türk Dünyası denildiğinde kalpleri bambaşka çarpardı. Onlar, “ülkü denen nazlı bir yâre” gönül vermişlerdi. Kimi zaman Yunus oldular, kimi zaman Yavuz.

Liseli yıllarımızda ocaklarda verilen seminerlerde, yirminci yüzyılda Türkistan’da başlatılan mücadeleleri anlatmışlardı. Kırım’da Mustafa Cemiloğlu, Doğu Türkistan’da Osman Batur, Azerbaycan’da Ahmed Cevat, Kerkük’te Ata Hayrullah ve Türkistan’da Mustafa Çokay… Bunlar, efsane isimler ve onlarca kahramandan yalnızca birkaç tanesiydi.

İdealleri Türk Dünyası’nın uyanışı, Türk düşüncesinin hareket geçmesi ve Türk birliğiydi.

İşte günümüzde “Türk Devletleri Teşkilatı”, tam da Mustafa Çokay’ın hayalini kurduğu iş birliği anlayışının somutlaşmış hâlidir. Çünkü Çokay, bütün Türk topluluklarının siyasî olarak birleşmesinden önce, Türk dünyasının kültürel birliğinin tesis edilmesini savunuyordu.

Çokay demişken Başkanım, sizin de çok önem verdiğiniz, yüzlerce kitap yayınladığınız gibi, onun mücadelesinde de yayın faaliyetleri çok önemliydi. Çeşitli dergilerde yedi yüzden fazla makale yayımlamış; yazılarında Türkistan’ın siyasî, ekonomik, edebî ve kültürel meselelerini derinlemesine analiz ederek yorumlamıştır.

Mustafa Çokay’ın hayatı ve mücadelesi başlı başına bir araştırma konusudur, başkanım. 1900’lü yılların ilk yarısında verdiği zorlu, fakat bir o kadar da şanlı mücadele; başta Türkistan olmak üzere Türkiye ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerini kapsamaktadır.

Öğrencilik yıllarında Çarlık idaresine karşı başlattığı mücadele, Taşkent’te Türkistan Müslümanları Kurultayı’nda üstlendiği görev, Türkistan Milli Muhtariyetin kurucu başkanı ve Milli Muhtariyetin Dışişleri Bakanlığına getirilmesi ve Rusya Kurucu Meclisi Temsilcileri Komitesi başkan yardımcılığı, üstlendiği önemli görevlerinden sadece bazılarıdır. Çokay, Bolşeviklerin Orenburg, Mangışlak, Bakü ve Tiflis’i ele geçirmesi üzerine Çokay İstanbul’a gelir. Kısa bir süre sonra mücadelesini Paris’ten sürdürür. Burada Türkistan Millî Birliği Teşkilâtı’nı kurarak Avrupa ve Türkiye’de yaşayan Türkistanlıları aynı çatı altında toplamayı hedefler.

II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen Türkistanlılarla da yakından ilgilenen Çokay, Berlin’de bulunduğu sırada hastalanır ve vefat eder. Mezarı bugün Berlin Türk Şehitliği’ndedir.

Başkanım, tren Buhara’dan Hive’ye ilerledikçe, ben de Türkistan davasının fikir yolculuğunu yapmıştım. Yolculuğun sonuna doğru, Ürgenç’ten Maksut Hoca’nın telefonuyla kendime gelebildim. Maksut Hoca’nın, Hive Tren İstasyonu’nda bizi beklediğini öğrenince yolculuğumuzun sonuna yaklaştığımızı fark ettim.

Başkanım, bir sonraki mektupta buluşmak üzere. Kadirşinaslıkla…”.

Veyis Güngör

14 Temmuz 2026