Gürültünün önlenemez yükselişi!...

İnternet ve sosyal medya mecraları tüm duvarlarımızı ve tüm sınırlarımızı aniden ortadan kaldırınca dünya çok acayip bir yere dönüştü…

Ben bu durumu şuna benzetiyorum:

Hani yaşadığımız evin iç duvarları vardır… Mutfağı tuvaletten, tuvaleti banyodan, banyoyu yatak odasından ayıran duvarlar…

Bildiğiniz gibi o duvarlar, hem eşyalarımızın hem de aile bireylerimizin mahremiyetini korur... Ayrıca aramızda bir hukuk ve ilişki hiyerarşisi doğurarak hepimize daha güvenli daha huzurlu bir yaşam ortamı sunar…

Şimdi iç duvarları olmayan sadece dış duvarı ve dış kapısı bulunan bir evde ailenizle birlikte yaşadığınızı düşünün…

Tabi eğer düşünebiliyorsanız!...

İşte size anlatmaya çalıştığım durum bu…

Gerçek dünyada iç duvarlarımız ve evimizin iç kapıları belki hala duruyor… Ama bir çok kişi için, artık o tuğla duvarların ve kapıların bir fonksiyonu kalmadı!...

Çünkü onların sosyal medyada sergiledikleri “dijital evlerinde ne iç duvar var ne de dış duvar!...

Yedi güzel adamdan biri olan rahmetli Rasim Özdenören üstadımız bu hal ile ilgili şu tespiti yapıyor:

· Sosyal medyada tanık olduğumuz teşhir ve görgüsüzlük aslında içsel varlığını kaybetmiş bireyin “ben de buradayım” çığlığıdır… Modern çağın tüketim hırsı insan zihnini ve ahlakını tamamen kuşatmış durumda…

· Çağdaş insan, değerlerine yabancılaştıkça, ortaya çıkan boşluğu daha fazla tüketerek ve sahip olduklarını da başkalarına sergileyerek kapatmaya çalışıyor!...

Mahremiyetini ve ölçüsünü kaybeden toplumlarda en temel insani değerlerin birer “pazar malına” dönüştüğüne şahit oluyoruz!...

Görünür ve tanınır olma arzusu arttıkça ne ruhun derinliği kalıyor ne de insanın saygınlığı… Geriye bakıldığında görülebilecek tek şey ortaya saçılmış ibretlik bir hayat sadece!...

İnsanlar haysiyetlerini, ahlaklarını ve en mahrem anlarını, küresel pazarın vitrininde sergiledikleri ölçüde değer gördüklerini sanıyorlar…

Ve gürültü çıkardıkça güçlendiklerini…

Oysa çağdaş küresel medeniyet, insanı şahsiyetinden tecrit ederek, onu yalnızca mübadele edilebilir bir nesneye, piyasa mekanizmasının bir piyonuna indirgiyor…

Kapitalizmin desteklediği bu yeni barbarlık, din veya millet ayrımı gözetmeden insanın manevi mukaddesatını ve mahremiyetini tarumar ederek onu bütünüyle kendisine bağımlı hale getiriyor!...

Kim ne kadar farkında bilmiyorum… Zihni sömürgeleşme; bireyi kendi yerli ahlak nizamından koparıyor ve küresel pazarın kucağına gönüllü ortak etiketiyle bırakıyor!...

Yazar Umberto Eco, bu konudaki hayretini şöyle ifade ediyor:

· Sosyal medya, bir kadeh şaraptan sonra oturduğu barda boşa doluya konuşan ve topluma hiçbir faydası dokunmayan aptallar ordusuna söz hakkı tanıdı… Eskiden derhal susturulan bu tipler şimdi Nobel ödülü sahibiyle aynı derecede konuşma hakkına sahipler!...

Sosyal medya, uzmanlıkla cehalet arasındaki görünür hiyerarşiyi ortadan kaldırarak maalesef her lafı aynı kamusal düzleme taşıdı…

Çoğu fikir adamı, bu durumu aptalların dünyayı istilası olarak görüyor!...

Bugün algoritmaların en fazla tepki uyandıran ve gürültü çıkaran içerikleri öne çıkarması bu istila tehlikesini daha da büyütüyor!...

Her çağın ayrı bir sözü olur derler…

Ama bu çağın sözü değil, gürültüsü var!...

Bu rahatsız edici gürültü karşısında ruhunu korumaya çalışan birikim sahibi insanlar da maalesef köşesine çekilmekten başka bir şey yapamıyorlar…

Hakikat, yalnızca sessizliği ile konuşabiliyor artık!

Ama dijital dünya gücü sessizlikte değil, gürültüde arıyor ne yazık ki…

Yazar Stanislaw Lem, “interneti kullanmaya başlayıncaya kadar dünyada bu kadar çok aptal olduğunu bilmiyordum” demiş…

Cehaletin ve duyarsızlığın bu kadar itibar göreceğini kim bilebilirdi ki? Tüm sınırların yok sayılıp mahremiyetin kurgusal içeriklere kurban edileceğini kim tahmin edebilirdi?

Kalabalık olmakla haklı olmak aynı şey değildir… Çok konuşmak, çok bilmek değildir… Çok görünmek veya çok tanınmak değerli olmak değildir!...

İnsanlar yalnızca yaşamak istemiyor şimdi… Yaşadığını göstermek de istiyor!

Nerede olduğunu, ne yediğini, ne giydiğini, kimlerle oturduğunu, ne satın aldığını, hatta bazen ne kadar mutlu olduğunu bile ilan etmek istiyor.

Çünkü görünür olmak, çağımızın yeni statü sembolü…

Bu nedenle ortaya çıkan tüketim çılgınlığı en nihayetinde kimliğimizi de satın almaya başladığında fark edeceğiz belki de olan biteni!...

Fakat şimdilik; algoritmalar en doğru olanı değil, en fazla tepki doğuranı öne çıkardıkça:

Haliyle bağıran kazanıyor… Kışkırtan kazanıyor… Teşhir eden kazanıyor!...

Böylece bilgi ile gürültü arasındaki o kadim fark da giderek kapanıyor!...