Gök Oğuz Dolayı notları-1: Toplumsal Yaşam

Gagauz Türkleri, adı üzerinde bir Oğuz soyudur. ‘Gagauz’ kelimesinin de ‘Gök Oğuz’dan bozulma olduğunda genel bir ittifak vardır.

Gagauz Dolayı’na, daha önce 1997, 2000 ve 2004 yıllarında olmak üzere 3 defa ziyaretim olmuştu. Dördüncü ziyaretimi, 23 Aralık 2025 ile 9 Ocak 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdim.

Gök Oğuz Dolayı’na dair tespitlerimi, bu sütunda aralıklarla yazacağım birkaç yazıda anlatacağım. Sahaya dair resimleri de bu sütundaki bağlantılar üzerinden, Yeni Ankara’nın resim galerisinde bulabilirsiniz.

Karadeniz’in Kuzeybatı sahillerine yanaşık olarak, bugün çoğunluğu Moldova’ya bağlı Gagauz Yeri Özerk Cumhuriyeti dâhilinde ve Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna sınırları içinde yaşayan Gök Oğuz Türklerinin toplam nüfusu 200 bin civarında. Tüm dünyaya yayılmış olanları da dikkate alırsak, bu rakam 300, hatta 400 binlere kadar çıkabilmektedir.

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde Gagauzlar, 12 Kasım 1989’da ‘Gagauz Özerk Cumhuriyeti’ ilan ettiler. Akabinde, 19 Ağustos 1990’da, merkezi Komrat olan ‘Gagauz Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ ilanı; yani bağımsızlık girişimi geldi. Bu girişim, Sovyetler Birliği’nin desteğine dayanıyordu.

Gagauz Cumhuriyeti’nin seçime gitme kararı üzerine, Moldova yönetimi, 28 Ekim 1990’da Gagauzya sınırına askerî kuvvet yığdı. Başlayan çatışma, Rusların müdahalesiyle fazla büyümeden durduruldu. Sonrasında, Gagauz Yeri’nin ‘özerk cumhuriyet’ statüsünün Moldova yönetimince tanınmasıyla, halen devam eden statü oluştu.

Oğuz soyunun tek Hıristiyan unsuru olan Gagauzların Başkenti Komrat’tır. Hani, ‘başkent’ dediysek, öyle yüzbinlerce nüfusu olan bir şehir düşünmeyin. Hepi-topu 30 bin civarında bir Komrat nüfusundan söz ediyoruz.

Avrupa ile Rusya Arasında Gök Oğuzlar

Gök Oğuzların Balkan coğrafyasına ne zaman geldikleri tam olarak bilinmiyor. Hıristiyanlığı kabul etmelerine istinaden, Müslüman Selçukluların Anadolu’ya gelişinden önce bugünkü coğrafyaya eriştiklerini varsayabiliriz. Yine, Yunanistan’la Lozan Mübadelesi kapsamında takas ettiğimiz Ortodoks Karaman Türkleriyle de bir irtibat kurulabilir.

Osmanlı döneminde ‘Bucak’ olarak anılan ve Gagauz Dolayı’nın da içinde bulunduğu coğrafya, ‘Besarabya’ olarak adlandırıyor.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından itibaren günümüze kadar devam edegelen hayat şartlarının zorluğu, bölgede Sovyet dönemine olan özlemi belirgin hale getirmiş. Gagauz Türklerinde, günün siyasî tablosu karşısında, Rusya’ya dönük bir sempati oluştuğu aşikâr.

Mevcut Moldova yönetimi, yüzünü Avrupa Birliği’ne dönmüş ve siyasî-iktisadî beklentilerini AB’ten gelecek desteklere bağlamış görünüyor. Elbette Romanya-Moldova yakınlaşmasını da unutmamak lazım.

Bu farklılaşmada; Transilvanya bölgesinde bağımsızlık ilan eden Rus nüfusun etkisi ve Rusya-Ukrayna Savaşının yansımaları kadar, hâlihazırdaki Moldova yönetiminin, Gagauzlara ve hatta Türkiye’ye yönelik soğuk tavırlarının etkili olduğu anlaşılıyor.

Avrupa Birliği’ne yönelik beklentilerine paralel şekilde, Moldova yönetimi, Türkiye ile olan ilişkilerde soğuk bir tavır sergiliyor. Bu tavrın en belirgin işareti; iki ülke arasında vizesiz-pasaportsuz ve kimlik kartıyla seyahat anlaşması bulunmasına rağmen, birçok Türk vatandaşının, Moldova sınırından geri çevriliyor olmasıdır. Nitekim tüm belgelerim tam olmasına rağmen ben de sınırı biraz zorlanarak geçebildim.

Başkan Gutsul, ‘Rusya sempatisinden’ tutuklu

Bu arada, Rusya-AB ekseninde Rusya tarafına yakın duran, Gagauz Yeri Özerk Cumhuriyeti’nin hâlihazırdaki seçilmiş Başkanı Yevgeniya Gutsul, İstanbul’a gitmek üzere 25 Mart 2025 tarihinde vardığı Kişinev Havaalanı’nda gözaltına alınarak tutuklanmış bulunuyor.

Ev hapsinde tutulan Başkan Gutsul’a; hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan Yahudi kökenli işadamı İlan Şor’la bağlantılı olma ve Moldova hükümeti aleyhine açıklamalar yapma suçlamaları yöneltiliyor. Elbette Gutsul’un tutuklanmasının esas sebebinin, Rusya yanlısı davranmak olduğu inkâr edilemeyecek kadar açık.

Gagauz Dolayı şehir ve kasabalarında dikkat çeken bir husus, her evin bahçesinde mutlaka bir köpek bulunması... Köpek dediysek, Kangal veya Malaklı sanmayın. Ufak tefek süs köpekleri… Ayrıca sokaklarda mebzul miktarda kedi görmek de mümkün.

Gagauz Dolayı ziyaretimde konuşlandığım, yerel Türkçede ‘Baş Küü’ olarak telaffuz edilen Başköy (Kirşova) kasabasının kuzeyinde çoğunlukla Bulgarlar, güneyinde ise Gök Oğuz Türkleri yaşıyor. Başköy’deki 5300 nüfusun muhtemelen üçte biri Bulgar kökenlilerden oluşuyor.

Köyde nüfus çoğunluğunu yaşlılar oluşturuyor. Gençlerin çoğu Avrupa ve Türkiye’de ekmek peşinde koşuyor. Birçok Gagauz kadın, Türkiye’den Türklerle evlenip, Anadolu’ya yerleşmiş.

‘Köy’ statüsündeki Başköy’de bir belediye yönetimi bulunuyor. Diğer şehir ve kasabalardaki gibi, Başköy’deki cadde ve sokaklar da Sovyetler Birliği dönemiyle uyumlu şekilde, düzgünce planlanmış. Tamamına yakını tek katlı ve dik çatılı olan evler, yaklaşık 1500 metrekare kadar bahçe içine yerleşik bulunuyor. Tabi, zaman içindeki ihtiyaçlar, ev müştemilatlarını bahçeye doğru uzatmış.

Taşsız temeller, yıkılan binalar

Geçmişte hayli mamur olmuş Başköy, şimdilerde hayli yıpranmış. Evler, belli estetik kaygılarla yapılmasına rağmen, sağlamca inşa edilmemiş. Bilhassa temellerin sağlam yapılmayışı yüzünden, binaların çoğunda çökmeler ve bölünmeler oluşmuş. Birçok binanın duvarlarına, yıkılmasını önlemek amacıyla, dışarıdan payandalar verilmiş.

Bina temellerinin zayıflığı, bölgede taş bulunmayışına bağlanıyor. Moldova yönetimince, yöre insanına yeterince taş sağlanmadığı, olan taşlar için de yüksek fiyatlar talep edildiği anlatılıyor. Bununla birlikte, yeni yapılan evlerin temelleri ve betonarme temel pabuçları ihmal edilmiyor.

Kasabadaki evlerin en az yarısı boş ve metruk. Gençlerin büyük şehirlerde veya yurt dışında ikameti ve yaşlıların ölümü sebebiyle birçok ocak sönmüş. İnsan nefesinin terk ettiği evlerin birçoğu yıkılmaya yüz tutmuş.

Türkiye irtibatı olmayan yok

Hava sıcaklığı -5 dereceyken, Başköy sokaklarında geziniyorum. Meskûn evlerin ekseriyetinde doğalgaz yanıyor; bense bacası tüten bir ev arıyorum. Bulunca da kapıyı çalıp, “Tanrı misafiri kabul eder misiniz?” diye soruyorum.

Karşıma çıkan, 60 yaş civarındaki ev sahibesi, beni içeriye buyur ediyor. Evde 3 odanın kesişme noktasına, duvarın bir parçası olarak yerleştirilen seramik kaplama sobanın karşısında, taburelere oturuyoruz. 10 yıl öncesine kadar, 10 yıl boyunca Türkiye’de çocuk bakıcısı olarak çalışmış ev sahibesiyle sohbetimize, onun yaptığı Türk kahvesi eşlik ediyor.

Gagauzya’nın hallerine, geçim ve çalışma vaziyetine dair sohbetin ardından, hayli ısı depolamış olarak evden ayrılıyorum.

Yılbaşı akşamı çifte davet

Yılbaşı akşamı da Başköy’ün konuğuyum. Akşam yemeği için, arkadaşım Petro ve eşi Valentina Hanımın davetlisiyim. Fakat bunun 3 saat kadar öncesinde, Petro vasıtasıyla tanışmış olduğum Nikolay Sakallı’nın yemek davetine icabet ediyorum. Yani çifte akşam yemeği sayılır. Nikolay, balık pişirmiş ve salata hazırlamıştı. Elbette bu yemeklerde, ‘domuz eti’ konusundaki hassasiyetimiz özellikle dikkate alınıyordu.

Yakın aralıklarla olunca, Petro’nun davetindeki iştahımız çok fazla değildi. Bununla birlikte, Kristioğlu ailesinin mükellef sofrasından uzak kalmadım.

Petro’nun kızı, Moldova’nın Başkenti Kişinev’de aile hekimi olarak görev yapıyor. Damadı, özel bir şirkette forklift operatörü olarak çalışıyor. Torunu ise üniversitede psikoloji okuyor. Yılbaşı akşamı doktor hanım nöbette olduğundan, yeni yıl kutlamasına ancak 2 gün sonra geldiler. Petro ve eşinin gecikmiş yılbaşı yemeğine; kızları, damatları, torunları, iki komşu kadın ve Odessa Üniversitesi’nde doçent olarak görev yapan bir akademisyen hanımın yanısıra ben de iştirak ettim.

Avrupa’nın en büyük ‘köyü’: Kongaz

Gagauz Yeri’nin önemli yerleşim yerlerinden biri olan Kongaz, 17 binlik nüfusuyla, Avrupa’nın en büyük ‘köyü’ idi. İşsizlik yüzünden gençlerin çoğu yurt dışına çalışmaya gittiğinden, bugün Kongaz’ın yerleşik nüfusu 8 bin civarına düşmüş.

Bir hafta önce yolumuzu düşürdüğümüz Kongaz’ı bir kez daha ziyaret ediyoruz. Bu defa, Belediye Başkanı Mihail Esir’in konuğuyuz. Kongaz Belediyesi, Konya’nın merkez Selçuklu Belediyesi ile kardeş. Köyün adı, kazların göç yolu üzerindeki konaklama noktası olmasından geliyor.

Belediye Başkanı Mikail Esir, bizi Başköy’den arabasıyla alıp Kongaz’a götürdü. Önce Mikail Esir’le belediyedeki makam odasında biraz sohbet ettik. Sonrasında, bizi öğlen yemeği için bir lokantaya götürdü. Lokantanın adı Maazada (Mağazada).

Yol kotundan 4-5 metre aşağıya inilerek inşa edilmiş, mahzen gibi bir yer olan Maazada, otantik Gagauz yemeklerini önceliyor.

Kongaz’da, Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı ile Moldova Eğitim Bakanlığı’nın birlikte açtığı Süleyman Demirel Lisesi yer alıyor. Lise eğitim kadrosunun 10’u Türkiye’den, 10’u da Gagauzya’dan. Okulda öğrenim gören 350 öğrencinin önemli bir bölümü çevre köylerden olup; bu öğrencilere, barınma ve günde 3 öğün yemek ücretsiz olarak sağlanıyor.

Kongaz’da, GagauzyaLand isimli bir gösteri merkezi ve çocuk eğlence parkı da bulunuyor. Merkezin sahibi olan Yahudi işadamı İlan Şor’un, yolsuzluk suçlamasıyla yargı takibine alınması üzerine Rusya’ya kaçmasının ardından, GagauzyaLand, Moldova yönetimince kapatılmış. Şimdi atıl vaziyette bulunuyor.

Adını ‘çadır’dan alan şehir: Çadır Lunga

Türkiye’ye döneceğim günün öncesinde, Çadır Lunga’ya tekrar geliyor ve 20 yıldır tanışıklığımız bulunan Papaz Dimitri Baba’nın konuğu oluyorum. Dimitri Baba’nın, bir gün önce Moskova’ya yolcu ettiği eşi, geleceğimizi bildiğinden, bir hayli yemek hazırlayıp bırakmış. Öğlen yemeğini Dimitri ve kilisedeki hizmetlerine bakan Saşa ile birlikte yiyoruz.

Yemekten sonra, Gagauz Yeri’nin ikinci büyük şehri olan Çadır Lunga’da birazcık keşif turu yapıyoruz. Buz gibi ayaza rağmen, hemen birkaç kilometre ötedeki Ukrayna sınırına doğru uzanıyoruz. Oradaki ‘çayır zeminli’ eski havaalanını geziyor, uçak hurdalarını inceliyoruz. Ayrıca Çadır Lunga’nın kendine göre hayli önemli ve ünlü olan atlarının bulunduğu harayı da görüyoruz.

Planımıza göre, ertesi sabah erkenden kalkıp, Dimitri Baba ile birlikte Kişinev’e doğru yola çıkacaktık. Fakat ikindi vaktinde başlayan kar yağışı, Papaz Dimitri Baba’nın eteklerini tutuşturdu. Dedi ki; “Bu kar, benim belime kadar yağar. Burada kar yağınca yollar hemen açılmaz. Eğer sabaha kalırsak, Kişinev’e yarın gidemeyiz; uçağı kaçırırsın. O yüzden, şimdi yola çıkıyoruz.”

Öyle yaptık. Yoğun kar yağışı altında, karla kaplı yolda, kar lastiği de olmayan arabayla, Dimitri Baba kaptanlığında, 5 saate yakın mücadeleden sonra, 135 kilometrelik yolu tamamladık ve Kişinev’e ulaştık.

Sonrası, Kişinev-İstanbul ve İstanbul-Ankara uçuşları

Bir sonraki yazımızda, Gök Oğuz Dolayı’nın ekonomisine dair tespit ve resimlerimizi paylaşacağız.