Frankfurt Kitap Fuarı’ndan izlenimler

Frankfurt 66. Uluslararası Kitap Fuarı Salı akşamı yapılan törenle başladı. Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle Türk yayınevlerinin de toplu olarak yer aldığı Türk standı da Çarşamba günü saat 12.30’daki mutad konuşmaların ardından yapılan kokteyle resmen açıldı. Hemen her yıl olduğu gibi açılışta sadece Türkler vardı. Kısaca biz Türkler başbaşaydık. Açılışın ardından Türkiye’den gelenler, Almanya’daki Türkler birbirleriyle hasret giderdi.

 

* * *

 

Siz bakmayın Türkçe gazetelerde, haber sitelerinde,  “ Şu kadar metrekare alanda, 3 bin kitapla katıldık” gibi cümlelere… Belki bu kadar kitap var ama kitaplar kiloyla, sayıyla, metrekareyle ölçülmüyorki… Ulusal standdaki kitaplar üçe ayrılıyor. Türkçe eserler, Türk yazarların Almanca’ya veya başka dile çevrilmiş eserleri ve bir de yayıncıların “prestij yayınlar” adını verdiği Türkiye’nin tarihini, kültürünü, uygarlığını tanıtan lüks baskılı, ciltli,  iri iri kitaplar…  Bir de çocuk kitapları bölümü… Umarım ki sadece yabancı ülkelerin yer aldığı bu salondan geçen Almanlar veya diğer milletlerden insanlar merak edip bu kitaplara birkaç dakika da olsa bakarlar…

 

* * *

Yazar ve eleştirmen Doğan Hızlan’ın dediği gibi Türkiye açısından bu fuara katılımın iki amacı olmalı… Biri edebiyatımızı Almanlar’a ve diğer milletlere tanıtmak, diğeri ise Almanya’da yaşayan Türklere de Türk edebiyatını tanıtıp sevdirmek… Fuar ilk üç gün sadece sektör temsilcilerine açık…  Fuardaki diğer salonlar çok kalabalık olmasına karşılık aralarında Türkiye’nin de olduğu yabancı ülkelerin bulunduğu 5 nolu salon ilk günlerde tenhaydı… Kitapların Sessizliği yaşanıyordu. Birinci hedef pek istenilen düzeyde değildi. Fuar Cumartesi Pazar günleri halka açık. Belki en azından Frankfurt ve yakın çevresinde yaşayan Türkler bu iki gün akın akın gelip standı ziyaret ederler… İkinci hedef yerine gelmiş olur umarım.

 

* * *

Bunları duymak pek sevindirici olmasa da Türkiye açısından ilk iki günün bilançosu maalesef böyle… Ama yine de pek karamsar olmayalım. Frankfurt Kitap Fuarı, tam da bir edebiyat fuarı değil… Bu fuarda daha çok ticari ilişkiler ön planda. Bu yüzden edebiyat ajanslarının temsilcileri bir salondan diğerine koşuyor, görüşmeler yapıyor. Kitaplar tanıtılır, anlaşmalar yapılır, telif hakları alınır, satılır. Frankfurt Fuarı’nda Türkiye standına ilginin artması için uçsuz bucaksız öneriler sıralanabilir… Ama bunları uzmanlara bırakıp ben biraz fuarın arka planını anlatmalıyım.

 

* * *

Çoğu kişi Frankfurt’un ismini belki de ünlü kitap fuarı veya bankalar sayesinde duymuş olabilir.  Frankfurt, birçok Alman kenti gibi fuarlar şehridir. Fuarların biri bitip biri başlıyor. Frankfurt Türkiye ölçeğine göre küçük bir şehir.  Almanya’nın finans merkezi sayılan Frankfurt aslında kent merkezindeki gökdelenleri ve bu gökdelenlerin arasındaki tarihi binaları, operası, belediye binası, müzeleri ile ilginç bir kent…

 

* * *

Her yıl ekim ayı gelince kentte bir hareketlilik göze çarpar. Mevsim sonbahardır. Yağmur bazen bardaktan boşanırcasına yağar, bazen de çiseler… Hafif bir rüzgar dökülen kırmıztrak yaprakları bir o yana bir bu yana sürükler… Kitap fuarı açılır. Kente kitap ve kağıt kokusu siner adeta…  Caddelerde ellerinde kitaplar, dosyalar, içleri tıka basa dolu ağır torbalar olan insanların kalabalığı dikkati hemen çeker. Kitapçıların vitrinleri yeni baştan fuar için düzenlenir. Frankfurt bir hafta boyunca fuarla yaşar, kitap fuarıyla yatıp kalkar adeta…

 

* * *

Bir sonraki yıl kitapların adeta kaderini tayin eden fuara girdiğiniz an kitapların o gizemli etkisine kapılmamak mümkün değil. Her bir köşede ünlü, ünsüz yüzlerce yazar, şair, çevirmen, eleştirmen, gazeteciyi görürsünüz. Dört bir yandaki söyleşilerden hangisini dinleyeceğinizi şaşırsınız. Velhasıl kitap denizinde boğulur gidersiniz.

 

* * *

Fuarın gündüzleri olduğu kadar geceleri de başkadır. Gündüz fuarda gördüğünüz takım elbiseli, kravatlı erkekler, koyu renk tayyörlü kadınlar akşamları lokantaları, otel lobilerini doldurur. Derin sohbetler başlar, dostluklar giderek koyulaşır. Kahkaha sesleri duyarsınız kalabalıklardan… 

Otellerin kahvaltı salonları da sabahları bir başkadır.  Güne başlayan kitapçılar iş görüşmelerine daha kahvaltıda başlarlar… Kahvaltı sanki onlar için işe başlama saatidir. Bir de akşam için gidilecek lokanta, eğlence, davet konuşulur… Akşam da fuarın kapısında durup çıkanların yüzlerine bakarsanız günün yorgunluğu değil kitapların verdiği mutluluğun yüzlere yansıdığını görürsünüz.

 

* * *

Frankfurt’un tarihi 2. Yüzyıl’a kadar gidiyor.  843 yılında Doğu Frank Krallığı’nın başkenti olan Frankfurt’ta o dönemlerde kralların taç giyinme törenleri yapılırmış. Tarihi bilgilere göre ilk fuarlar, panayırlar 1100’lü yıllarda düzenlenmiş. Kayser II. Friedrich, 1240 yılında Frankfurt fuarını kutsayınca bir fuar kenti haline gelmiş. Frankfurt’tan pek de uzak olmayan komşu Mainz kentinde Gutenberg’in matbaayı bulmasıyla Frankfurt’un entelektüel çehresi etkileniyor. Kitap fuarları başlıyor. Kitap fuarının ağırlığı bir ara dönemin yayıncılık merkezi olan Leipzig’e kaysa da, savaş sonrası tekrar Frankfurt’a dönüyor. Savaş sonrası ilk kitap fuarı 18-23 Ekim 1949 arası yapılıyor.

* * *

Almanya’daki kitap sektöründen de biraz bilgi vereyim. Almanya’da bu sektörde 3 bin civarında yayınevi, 6 bin civarında kitapçı var. Yayınevlerinde 24500 civarında, kitapçılarda da 31 bin civarında kişi çalışıyor. Yılda 94 bin yeni kitap yayınlanıyor. Kitap sektörünün yıllık cirosu 10 milyar Euro civarında.

* * *

Hep kitabı yazdık ama son yıllarda giderek yükselen bir ebook veya ekitap fenomeni var. Fuarda bu fenomen de yer alıyor.  Alman Kitap Yayıncıları Birliği Başkanı Heinrich Riethmüller, artık bu gelişmeye karşı çıkmanın anlamsız olduğunu işaret ederek  “Bu kitapçılar için re yeni bir iş modeli” dedi. Yayınevlerinin cirolarının yüzde 9.5’uğu ebook satışlarından geliyormuş. Yayınevlerinin hemen hemen yarısı ebook yayınını programlarına almış.

* * *

Kitap Fuarı’nda Türkiye ile ilgili biraz da kulis bilgisi yazmalıyım. Örneğin, her yıl en çok merak edilenler, en çok konuşulanlar… Herkese göre değişebilir ama bunlar benim gözlemlerim. En çok merak edilenlerin başında “Açılışa Türkiye’den bakan bey geliyor mu?” sorusu gelir. Bu soruya hiçbir zaman “Gelmiyor” diye cevap verilmez. “Henüz belli değil. Gelebilir” denir ve gelmeyince de “Türkiye’de iptal edemeyeceği bir randevusu, yurtdışından önemli bir konuğu varmış” gibi ağırlıklı olarak önem arz eden bir cevap verilir.

* * *

Standtaki diğer bir sıkça soru “Nerede veya hangi otelde kalıyorsunuz?” olur. Sanki misafirliğe gidilecekmiş gibi niye sorulur merak ederim. Türk yayınevlerinin bulunduğu standa gelenlerin birçoğunun ilk reaksiyonu “Bu yıl biraz daha küçük galiba ?” olur. Sanki daire satın almaya gelmiş müşteri gibi standı baştan aşağı süzen kişiye,  görevliler “Yok, yok küçük değil, geçen yılki gibi.. Belki yerleşim farklı olduğu için size küçük gelmiştir” der.

* * *

En çok konuşulanlardan biri de “Doğan Hızlan Bey’in gelip gelmediğidir” . Herkes birbirine sorar “Doğan Bey geldi mi ? gördün mü ?” Sanat dünyasında Edebiyatın Cumhurbaşkanı olarak Doğan Hızlan, fuarda adeta Türkiye standının bir parçasıdır. Soranlara “ Doğan Bey geldi. Biraz önce gördüm. Yayınevlerini dolaşıyor” diye cevaplayınca soran adeta rahatlar. Soranın yüz ifadesinden “Doğan Bey gelmiş, artık fuar başlayabilir” anlamını rahatlıkla çıkarabilirsiniz.

* * *

Doğan Hızlan 40 yılı aşkındır Frankfurt Kitap Fuarı’na aksatmaksızın gelir, izlenimlerini yazar. Doğan Hızlan “Sevdiğim kentlerin beni oraya bağlayan, oraya çeken kültürel gerekçeleri vardır. Frankfurt da öyledir. Bir kitapseverin yüz binlerce kitabın çevrelediği bir yerde yaşaması , onun en büyük rüyasıdır. İşte Frankfurt’ta bu rüya gerçeğe dönüşür” der ve ekler “Kitabın başkenti neresiyse benim de başkentim orası olur.”

* * *

Fuarın bir de partner ülkeleri var. Bu yıl Finlandiya… 2008’de Türkiye olmuştu. Merak edenler için yazalım. Fuarın partner ülkeleri 2015’te Endonezya, 2016’da Hollanda/Flamanlar, 2017’de Fransa, 2018’de Gürcistan. Fuarın kapandığı Pazar günü de Alman Yayıncılar Birliği’nin barış ödülü verilecek. Bu ödül 1997 yılında Yaşar Kemal’e, 2005 yılında da Orhan Pamuk’a verilmişti. Ödül töreni Frankfurt’taki Pauls Kilisesi’nde yapılacak. Yeni ulusal birliğini kazanan Almanya’nın ilk ulusal meclisi 31 Mart 1942’de Paulskirche’de toplanmış. Bu, şehrin tarihinden en önemli olaylardan biri olarak gösteriliyor. Ödül törenini de yazacağım.