Bugün klavyenin başında kanatları kırık yaralı bir güvercin gibiyim.


Bugün yüreğim yorgun, bıkkın, sıkkın ve sersem mayın gibiyim.


Bugün öyle bir gün ki, kainatta sahip olduğum en kutsal, en değerli ve en vazgeçilmezim olan evrenin en güzel kızını kaybettiğim gündür.


Bugün; evet 4 yıl önce bugün kainatın sahibine meleklerin kanatları üzerinde o narin, masum, saf ve günahsız kız çocuğum olan Sabriye’mi gönderdiğim gündür.


Bugün gökyüzü ve yeryüzü melekleri, hiç incitmeden, üzmeden, azap çektirmeden ve peygamberler katına götürülmek üzere ruhu alınan, melesi ve fistanıyla götürülen güzelimin arşı alaya çıktığı gündür.


Bugün nasıl bir gündür Ey Kainatın sahibi?


Bugün 11 Temmuz’dur...


Bugünü takvim yapraklarından söküp atmak, bugünü kaldırmak ve hiç yaşamamak geliyorsa da içimden bu sana olan isyanımdan değil, sana olan sonsuz sevgimden, sevgimin doğurduğu sitemimden ve Sabriye’msizliğe bir türlü alışamadığımdandır Ey bu evrenin sahibi Allah’ım.


Bugün yeşilliğiyle küçük bir Çukurova’yı andıran, upuzun su kanalının altında ekilen pamuk kozalarıyla kimi zaman bir yeşil örtüsünü kimi zamanda bembeyaz bir gelinliği andıran köyümde, Sabriye’min kucağında olmayı ve hiç büyümemeyi de isterdim.


Bugün Sabriye’mi anmak değil, onun yerine yeryüzü ve gökyüzünü ilimle, ayetlerle dolduran senin Kelamının nazil olduğu bu ayda onunla Ramazan alışverişini, hazırlığını yapmak, pazara gitmek, birlikte iftar açmak, sahur yapmak ve huzurlu bir Ramazanı yaşamak isterdim güzel Allah’ım.


Bugün tıpkı çocukluğumda yaşadığım şeyi yaşamak isterdim Allah’ım.


Ne mi yaşamıştım?


Hani çok küçüktüm ve Kur’an-ı Kerim’i yeni hatim etmiştim. İftardan sonra rahmetli babama ve ölmüşlerime hatim indirmek için camiye gider, sahura kadar okurdum.


Kimi zaman pencereden dışarı bakarken karanlıklarda hışırdayan ağaçların dallarından ürker, kimi zamanda ya içeriye bir cin, bir peri gelirse diye de korkardım. Bu duygulara kapıldığımda hatime arar verir, Ayetül Kürsi’yi okur ve korkumu yenmeye çalışırdım. Biran önce de sahur davulcusunun davulu çalmasını dilerdim.


Davulcu dediysem de öyle bildiğimiz mahalle davulcusu gibi değil.


Bizim davulcu dayının davulu yoktu. Tenekesi vardı ve sopayla vurdukça davuldan başka acayip ses gelir ve o ses gecenin zifiri ama huzurlu karanlığında bir eko gibi yayılırdı köye.


Bizim davulcu dayımız köydeki meşhur lakabıyla Xali Hacı Abdulcelil’di. Son derece dindar, mazlum, muhterem ve her köylü gibi o da yoksuldu. Ama davulun niyetine tenekeyi sırf Allah rızası için çalardı.


Cami önünden geçtiğinde orada olduğumu bildiği içinde Cami’nin penceresini tıklar “Cüneydo Allah seni bağışlasın, efferim yeğenim. Baban şimdi göklerde sana bakıyor. Hadi yeğenim eve…” derdi.


Onun “baban sana göklerden bakıyor” cümlesi adeta beynime kazınmıştı ve kendimi ona inandırmıştım. Her iftardan sonra, babam bana göklerden bakıyor düşüncesiyle kendimle gurur duyuyor ve babamı memnun ettiğim içinde babamın aferin dediğini düşünüyordum.


Bu düşüncelerle de hatim okumak üzere Cami’ye gidiyordum.


İşte bugünü o gün gibi yaşamak isterdim Allah’ım…


Ey güzel Allah’ım! Hemen hemen her hafta anneme izin verdiğin için sana sonsuz şükran borçluyum.


Ben bazen anneme verdiğim sözü yerine getirmiyor, bazı perşembeleri Yasin’i okumayı unutuyorsam da, sen, ikimize de kıymamazlık ettiğin ve sonsuz merhametini gösterdiğin içinde sana sonsuz minnettarım güzel Allah’ım.


Günahkar bir kul olmama rağmen, rüyalarımı usta bir kuyumcu titizliğiyle, nakış gibi işlediğin, gerçek hayatta hiç olmayacak şeyi oldurttuğun ve bütün rüyalarımda beni annemle mutlu olmamı sağlayıp bahtiyar ettiğin içinde sana Hamd-u Senalar olsun Allah’ım.


On bir ayın sultanı olan, Kelamının nazil olduğu, insanlığın, İslam aleminin ruhunu barış, sevgi, sadakat ve kardeşlik duygularıyla besleyip büyüttüğün, şefkatini ve şefaatini esirgemediğin içinde sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum güzel Allah’ım.


Bu dünyada malın, mülkün, makamın, şanın, şöhretin, çocuklarının ve bütün nimetlerin geçici olduğunu, Türk parasıyla beş kuruş etmediğini, ani bir doğa felaket karısında hepsinin saniyeler içinde kafu-yekün olacağını, insanoğlunun gözü doymaz, hırslı ve vahşi iştahının da heba olacağını da biliyorum.


Bütün hayatımız boyunca ibadet etsek de senin yarattığın bir gözün dahi hakkını ödeyemeyeceğimizi biliyor ve bu bilinçle, günahkar ve aciz bir kul olarak bu mübarek ayın suyu hürmetine sonsuz merhametine sığınıyorum güzel Allah’ım.


Senden başka hiçbir güce dayanmayan, senden başka hiçbir güce boyun eğmeyen, senin kaderine, kudretine sonsuz güvenen, sen istemedikçe tek bir yaprağın dahi dalından koparılmayacağına inanan, yaşamını acemice yaşayan ve yaşamayı da beceremeyen biri olarak senden son isteğim şudur güzel Allah’ım.


Ne olur evrenin en güzel kızı olan anneme iyi bak Allah’ım…