banner646

banner974

banner814

Brexit düğümünde son dönemeç

İngiltere'de parlamentonun yaz tatili ardından eylülde tekrar açılmasıyla birlikte Johnson yönetimiyle başta İşçi Partisi olmak üzere “anlaşmasız Brexit” karşıtları arasında kıyasıya bir mücadeleye tanıklık edeceğiz.

DÜNYA 23.08.2019, 13:16 Tugs Enkh
Brexit düğümünde son dönemeç
banner560

Theresa May’in 7 Haziran’da istifasıyla Muhafazakar Parti liderliği ve Birleşik Krallık Başbakanlığı için başlayan yarış 22 Temmuz’da sona erdi. Eski Londra Belediye Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson, yaklaşık 160 bin Muhafazakar Parti üyesinin 92 bininin oyunu alarak 23 Temmuz itibarıyla parti liderliği koltuğuna ve 24 Temmuz itibarıyla da başbakanlık koltuğuna oturdu. Rakibi Jeremy Hunt’ın oy sayısı ise 46 binde kaldı. Sonucun bu şekilde gerçekleşmesinde Hunt’ın Brexit yorgunu parti tabanına Brexit sürecinin nasıl sonuçlanacağına dair net ve kararlı bir mesaj verememesinin payı büyüktü. Diğer taraftan Johnson’ın en önemli vaadi ise Brexit’in 31 Ekim 2019’da kesin bir şekilde gerçekleşeceği yönündeydi.

Şimdi Birleşik Krallık’ta en önemli soru, bu ayrılığın AB ile üzerinde uzlaşılmış bir anlaşmayla mı, yoksa anlaşmasız bir şekilde mi gerçekleşeceğine dair. Bu noktada May’in AB ile anlaşmalı ayrılık konusundaki kararlı tavrından oldukça uzak olan Johnson, anlaşmasız ayrılığı ciddi bir seçenek olarak masada tutuyor. Muhalefet ise önümüzdeki iki aylık süreçte böylesi bir anlaşmasız ayrılığı engelleyebilmek için elindeki tüm enstrümanları kullanmaya hazırlanıyor.

İki popülist: Johnson ve Trump

Ülke, tarihinin en önemli dönüm noktalarından birini her yönüyle ilginç bir kişiyle aşmaya çalışıyor. Başbakan Johnson’ın babası Stanley Johnson, Osmanlı Devleti’nin öldürülen son “Dâhiliye Nâzırı” -bugünkü ismiyle- İçişleri Bakanı Ali Kemal’in torunu. Fakat Türk kamuoyunda ilgi uyandıran bu akrabalık bağı Johnson’ın Türkiye dostu bir siyasetçi olduğu anlamına gelmiyor, çünkü kendisinin “Osmanlı torunu” kimliğini sahiplendiği pek söylenemez. Dahası, Johnson’ın Londra Belediye Başkanlığı döneminde yabancı karşıtı ve İslamofobik pek çok söylemde bulunduğu hatırlanabilir.

Sıra dışı bir tarza sahip olan Johnson’ın en çok benzetildiği siyasetçi ise hiç şüphesiz ABD Başkanı Donald Trump. İki siyasi figürün birçok ortak yönü mevcut: Siyasi söylemleri, sürpriz çıkışları, tarzları, hatta saç şekilleri. Dünyada yükselen popülist siyaset dilinin bir sonucu olarak ortaya çıkan her iki isim de popülist söylemi siyasi istikballeri için bir araç olarak kullanmaktan çekinmiyor. Hatırlanacağı gibi Brexit Bakanı Steve Barclay’in AB’ye üyelikle ilgili 1972 tarihli kanunun geri dönüşsüz olarak kaldırılmasını sağlayan kararı imzalaması sonrasında Başbakan Johnson "Yasalarımızın kontrolünü geri alacağız" ifadesini kullanmıştı. Bu ifade Trump’ın seçim kampanyası sürecinde sık sık dile getirdiği “Amerika’yı yeniden büyük/muhteşem yapacağız" söylemini akıllara getiriyor. Bir tarafta dışişleri bakanlığı görevinden istifa ederken dönemin Başbakanı May’i İngiltere’nin koloni statüsünde kalacağı yarım bir Brexit anlaşması yapmakla suçlayan Johnson; diğer tarafta eski ABD Başkanı Barack Obama’yı ABD’yi pısırık bir dış politikaya mahkum etmekle ve eski “süper güç” vasfından uzaklaştırmakla suçlayan Trump.

Her iki isim de iç siyasette kendi kitlelerini konsolide etmek için sık sık ülkelerinin geçmişteki parlak günlerine atıf yapıyor, bugün ülkelerinin o parlak günlerden oldukça uzak olduğunu vurguluyor ve bu konuda tüm sorumluluğu önceki yönetimlere yüklüyor. Bu popülist söylemin önemli bir unsuru da kitlelerin zihninde oluşturulan tehdit algısı. Tehdit unsurları ise kimi zaman AB, kimi zaman göçmenler, kimi zaman da İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerden oluşuyor. İngiltere örneğinde de ülkenin “Güneş Batmayan İmparatorluk” zamanlarındaki şaşaalı günlerinden uzaklaşmasının yol açtığı travmanın ve İngiliz toplumunun önemli bir kısmında gözlemlenebilecek o günlere yönelik romantik özlemin Johnson tarafından istismar edildiğini görmek mümkün.

Trump’ın Johnson’a desteğini pek çok kez açıkça beyan ettiği de biliniyor. Hatta bazı konuşmalarında Johnson için “Britanyalı Trump” ifadesini bile kullanan Trump’ın bu yaklaşımında iki temel sebep tespit edilebilir: Birincisi, dünya siyasetinde popülist söylemin bayraktarlığını yapan Trump’ın söylem olarak kendisine benzeyen bir ismi Birleşik Krallık’ın başında görmekten mutluluk duyacağı açık. Zira bu, popülist siyaset tarzının meşrulaşması ve normalleşmesi anlamına geliyor. Diğer taraftan sert çıkışlarıyla AB liderlerini karşısına alan Trump’ın, AB gibi bir güç bloğunun önemli bir üyesini kendi safına çekme isteği de görülüyor.

Bu çerçevede ABD-İngiltere ilişkileri adına önemli gelişmelerden biri de Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın İngiltere ziyareti oldu. Görüşmenin en önemli gündem maddeleri ise Brexit sonrası iki ülke ilişkilerinin alacağı şekil ve ABD ile yapılacak kapsamlı serbest ticaret anlaşmasıydı. Bolton’ın "İngiltere, AB’den anlaşmasız ayrılmaya karar verirse, ABD onu destekleyecektir" açıklaması, ABD’nin Birleşik Krallık için AB’den doğan boşluğu doldurma niyetini ortaya koymuş oldu. Burada dikkat çekici olan ise ABD’nin ısrarla yaptığı “anlaşmasız Brexit” vurgusuydu.

Ziyaretin diğer bir gündem maddesi de İngiltere’nin İran’la yaşadığı Hürmüz Boğazı gerilimiydi. Yakın geçmişte ABD’nin başta Irak işgali olmak üzere pek çok askeri harekatı birlikte gerçekleştirdiği İngiltere, İran’a müdahalenin eşiğinden dönen Trump yönetimi için uluslararası arenada göz ardı edilemeyecek bir müttefik konumunda. Tam da bu yüzden, ABD’nin özellikle arzu ettiği “anlaşmasız Brexit” sonrasında yapılacak ticaret anlaşmalarıyla İngiltere’nin ekonomik alanda ABD’ye bağımlılığının artması, Trump yönetiminin ABD-İngiltere ilişkilerindeki örtülü hedefi durumunda. Dolayısıyla Bolton’ın ABD’yi İngiltere’nin Brexit sonrası hamisi konumuna yerleştiren üslubunun İngiltere kamuoyunun önemli bir kısmında rahatsızlığa sebep olduğuna da belirtmek gerekiyor.

Anlaşmasız Brexit ihtimali

Diğer taraftan 18 Ağustos tarihli The Sunday Times Gazetesi’nde, anlaşmasız Brexit durumundaki olası senaryoları konu alan gizli bir hükümet raporu yayınlandı. “Sarı Çekiç Operasyonu” başlıklı raporda, bir anlaşma olmadan AB'den çıkılması halinde Birleşik Krallık’ın petrol, gıda ve ilaç temininde ciddi sıkıntılar yaşayacağı, sosyal hizmetler alanında maliyetlerin süratle artacağı vurgulanıyor. Dahası, raporda, sınır kontrollerinin Avrupa’daki havalimanlarında ve Avrupa Tüneli’nde uzun kuyrukların oluşmasına sebep olacağı, limanlardaki nakliye hizmetlerinde üç aya varan gecikmeler yaşanacağı belirtiliyor. Özellikle Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasında oluşacak fiziki sınırla birlikte ciddi protesto gösterilerinin ortaya çıkacağı, hatta bölgeye müdahale durumunda bile kalınabileceği söyleniyor. Ayrıca Cebelitarık’la İspanya arasındaki sınır geçişlerinde yaşanacak aksaklıkların birkaç ay süreceği ve bu durumun Cebelitarık ekonomisine ciddi hasar vereceği belirtiliyor. Ülke çapına yayılacak protestoların ise ciddi polis müdahalelerini gerektirebileceğine dikkat çekiliyor.

Bu felaket senaryosunda sıralananlar, Kuzey İrlanda ile alakalı durum hariç, Birleşik Krallık’ın orta vadede üstesinden gelebileceği sorunlar olsa da, kısa vadede ülke ekonomisinin ağır bir yükle karşılaşacağı ortada. Her ne kadar Başbakan Johnson 31 Ekim 2019 itibarıyla Birleşik Krallık’ın anlaşmalı ya da anlaşmasız şekilde AB’den kesin olarak ayrılacağını her fırsatta vurgulasa da bu, Johnson’ın anlaşmasız bir ayrılığın bedelini ödemeye istekli olduğu anlamına gelmiyor. Nitekim Johnson, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk’a gönderdiği 19 Ağustos tarihli mektubunda hükümetinin AB ile anlaşmalı ayrılık için tüm enerjisini ortaya koymaya hazır olduğunu belirtmişti.

Kuzey İrlanda meselesi ise uzun yıllar çözüme kavuşturulamayacak bir kangren olma yolunda ilerliyor. Zira ortaya hiçbir şekilde kesin ve kalıcı bir çözüm sunulamıyor ve sunulanlar da geçici çözümlerin ötesine geçmiyor. Dolayısıyla May’in AB ile yaptığı anlaşmaların üç kez reddedilmesine sebep olan mesele, Johnson yönetimini de zorlamaya devam ediyor. Nitekim Johnson’ın Tusk’a gönderdiği mektubun en önemli gündemi “backstop” (tedbir) maddesiydi. Bilindiği gibi backstop, İrlanda adasında fiziki bir sınırın ortaya çıkmasını engelleyecek ve Birleşik Krallık’a bağlı Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasında gümrük tarifeleri gibi uygulamaları önleyici bir güvenlik ağı vazifesi görecek bir tedbir maddesiydi. Mektupta Johnson backstop maddesinin AB ile yapılan anlaşmadan çıkarılmasını talep ederken, söz konusu maddenin Birleşik Krallık’ı süresiz şekilde AB’ye bağımlı hale getireceğini belirtiyordu. 

AB’nin backstop maddesinin kaldırılmasına ve yeni bir anlaşma yapılmasına sıcak bakmadığı da biliniyor. Nitekim Johnson’ın mektubuna cevabında Tusk, backstop maddesine alternatif olacak somut bir öneri getirilmediği sürece söz konusu maddenin anlaşmadan çıkarılamayacağının altını çizdi. Geçtiğimiz haftalarda ise Johnson, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’e Westminster’ın Brexit’i engelleyemeyeceği, dolayısıyla anlaşmasız ayrılık olmaması için AB’nin yeni bir anlaşmaya yanaşması gerektiği uyarısında bulunmuştu. Konuyu iki liderle detaylı şekilde müzakere etmek isteyen Johnson, 21 Ağustos’ta Almanya’da ve 22 Ağustos’ta ise Fransa’da bir dizi görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmelerin ilkinde Merkel, AB ile Birleşik Krallık’ın Brexit’e yönelik ortak çalışma yapabilmesi için 30 günlük bir sürenin bulunduğunu ve bu sürenin verimli şekilde kullanılabileceğini söyledi. Diğer taraftan Macron ise backstop maddesinin AB ile yapılacak anlaşmalarda kaçınılmaz olduğunu belirterek, bu konuda getirilecek alternatif somut önerilerinin de backstop maddesinin temel prensiplerini yansıtmak zorunda olduğunu söyledi. Yapılacak yeni bir anlaşmanın May’in anlaşmalarından çok farklı olamayacağını belirten Macron, Merkel’e göre daha kötümser bir tablo çizerek Birleşik Krallık için anlaşmasız Brexit ihtimalinin daha yüksek olduğunu ifade etti. Dolayısıyla Kuzey İrlanda meselesi, bugün için anlaşmalı ayrılığın önündeki en büyük engel olarak yerini koruyor.

Boris Johnson’a Jeremy Corbyn markajı

Diğer taraftan anlaşmasız Brexit ihtimali karşısında muhalefet de boş durmuyor. Bu konuda Johnson’ı içeride en çok zorlayacak ismin muhalefetteki İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn olduğu söylenebilir. Başından beri Brexit’e karşı olan Corbyn, seçmen iradesine saygı gerekçesiyle Brexit kararına uyulması gerektiğini savunuyor ve Brexit planında AB ile kalıcı Gümrük Birliği’nin sürdürülmesini, yani ithalat ve ihracata yönelik gümrük vergisi uygulanmamasını içeren bir anlaşmayı destekliyordu. Fakat bugün için yeni bir genel seçim ve hatta yeni bir referandum seçeneklerini daha yüksek sesle dile getirmeye başlayan Corbyn, tüm milletvekillerine anlaşmasız ayrılık tehdidine karşı geç olmadan kendi etrafında birleşme çağrısı yapıyor. Bu çerçevede pek çok İşçi Partili, Johnson’a karşı güvensizlik oylamasının ve akabinde geçici hükümet kurulmasının ciddi bir seçenek olarak masada durduğunun altını çiziyor ve parlamentodaki diğer siyasi partilerden destek bekliyor. Bu konuda İşçi Partisi’nin bazı Muhafazakar milletvekillerinin de desteğini alacağı tahmin ediliyor.

Parlamentonun yaz tatilinin bitmesiyle eylülde tekrar açılmasıyla birlikte Johnson yönetimiyle başta İşçi Partisi olmak üzere “anlaşmasız Brexit” karşıtları arasında kıyasıya bir mücadeleye tanıklık edeceğiz. Johnson yönetimi 31 Ekim tarihine kadar ya AB ile yeni bir anlaşma yapacak, ya ufak değişikliklerle bir önceki anlaşmayı kabul edecek, ya da tüm çabasını anlaşmasız bir ayrılık için harcayacak. İlk iki seçeneğin bu tarihe kadar gerçekleştirilememesi durumunda ise ya yeni bir erteleme talep edilecek ya da anlaşmasız ayrılık gerçekleşecek. Bu arada parlamentonun anlaşmasız ayrılığı engelleme ihtimaline karşı Johnson’ın parlamentoyu tekrar tatil etme girişiminde bulunabileceği de iddia ediliyor. Eğer parlamento anlaşmasız ayrılığı engellemeyi başarırsa bu sefer güvensizlik oylaması, genel seçim ya da yeni bir referandum seçenekleri ortaya çıkıyor. Dolayısıyla İngiliz siyasetini oldukça hareketli geçecek iki ay bekliyor.

[Dr. Burak Başkan Erzurum Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim görevlisidir]

Kaynak: AA
banner844
Yorumlar (0)
banner872
23
açık
banner673
banner892
Namaz Vakti 22 Haziran 2021
İmsak 03:24
Güneş 05:25
Öğle 13:11
İkindi 17:11
Akşam 20:47
Yatsı 22:38
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
banner928
banner916
Günün Karikatürü Tümü