Volendam, Hollanda'yı ziyaret eden Türklerin mutlaka uğradıkları şirin bir balıkçı kasabasıdır. Renkli ahşap evleri, tarihi limanı ve denizle iç içe yaşayan sakin atmosferiyle her yıl binlerce ziyaretçiyi kendine çeker. Amsterdam'a yalnızca yirmi kilometre uzaklıktaki bu kasaba, ilk bakışta kartpostalları süsleyen huzurlu bir sahil kasabası görünümündedir.
Volendam başta olmak üzere, Marken, Edam ve Zaanse Schans Türkiye'den Hollanda'ya gelen ziyaretçilerin de vazgeçilmez kültür rotası arasında. Öyle ki, son yıllarda Türkiye’den Avrupa gelen Türklerin sayısının artması, artık Türklerin tatillerini Avrupa şehirlerinde geçirdiklerini göstermektedir. Özellikle gençler, çocuklu aileler ve farklı meslek grupların bu kültür mekanlarında görünürlükleri artmıştır.
Örneğin, Volendam kasabasının en hareketli caddesinde yürürken elinde dondurmasıyla dolaşan Türk çocuklarına, patates ve balık kızartmasını afiyetle yiyen ailelere ve Türkçe sohbet eden ziyaretçilere sıkça rastlıyorsunuz. Bir an için kendinizi Hollanda'da değil de Türkiye'nin herhangi bir sahil kasabasında hissedebilirsiniz.
Buraya gelen Türk ziyaretçiler, kasabanın kültürel mirasını da yakından tanıma fırsatı buluyor. Birçoğu Volendamlıların geleneksel kıyafetlerini giyerek hatıra fotoğrafı çektiriyor, kasabanın simgesi hâline gelen bronz balıkçı heykelinin önünde poz veriyor.
Balıkçı kasabasının merkezindeki anıt ise 1 Ocak 2001 tarihinde meydana gelen ve on dört gencin hayatını kaybettiği kafe yangınının acı hatırasını yaşatıyor. Türk ziyaretçiler de bu anıtın önünde durup Volendam halkının ortak hafızasında derin iz bırakan bu trajediyi saygıyla hatırlıyorlar.
Felaketin anısına, yangının meydana geldiği yerde Jans Baarsen’in bir tasarımı da var.
SU adını taşıyan ve 01.01.2001 tarihini hatırlatan kısa şiir şöyle:
“Su, yaşamın başlangıcıdır…
Su, ilk yardımdır…
Genç insanlar, burada çok şey kaybettiler…
Eylül 2002”
Volendam’ın bu tarihi özellikleri yanı sıra, bizim için anlamı bundan çok daha derindir.
Çünkü, 1960'lı yıllarda Hollanda'ya gelen ilk Türk işçilerinin bir bölümü, bu kasabada ve çevresindeki balık ve peynir işletmelerinde çalıştılar. Kimi sabahın ilk ışıklarıyla fabrikaya ya da balık işleme tesislerine gitti, kimi gurbetin yalnızlığını burada yaşadı, kimi de yıllar sonra ailesini yanına alarak yeni bir hayat kurdu.
Bugün huzur ve dinginliğiyle ziyaret edilen Volendam sokakları, bir zamanlar alın terinin, hasretin ve umutların sessiz tanığıydı.
Dün aynı sokaklarda iş tulumlarıyla yürüyen Türk işçileri vardı, bugün ise ellerinde dondurmalarıyla koşuşturan Türk çocukları…
Dün ekmek kavgasının adresi olan Volendam, bugün hatıra fotoğraflarının çekildiği, ailelerin huzurla vakit geçirdiği bir gezi durağına dönüşmüş durumda.
İşte Volendam bu haliyle, aradan geçen altmış yıl sonra, aslında Avrupa Türklerinin hikâyesini de özetliyor.
Volendam'ı gezerken yalnızca denizi, limanı ve tarihi evleri görmek yetmez. O sokaklarda Hollanda'daki Türk varlığının ilk adımlarını, ilk umutlarını ve ilk mücadelelerini de hissetmek gerekir. Çünkü bazı şehirler ve kasabalar sadece görülecek yerler değildir, aynı zamanda hafızası olan mekânlardır.
Volendam, Hollanda'daki Türk göç tarihinin sessiz ama en anlamlı tanıklarından biridir. Ayrıca bu kasabayı benim için asıl anlamlı kılan ise, artık benim de bir Volendamlı sayılmamdır.
Veyis Güngör
28 Temmuz 2026