Devlet nasıl çöker?

Bir yakınımın paylaşımı vesilesiyle gördüm. Emekli bir müsteşar, bu yazıda kullandığım aynı başlıkla yazmış.

Anlatı, 1996 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal ile Malatya Valisi arasında geçen ‘çökme/çömelme’ polemiği üzerinden, ‘yüksek bürokrasinin’ devlete ve siyasete ‘üstenci’ bakışını ifade etmesi bağlamında ilgimi çekti.

Önce, ismini burada yazmaya gerek olmayan emekli müsteşarın yazı konusu yaptığı hikâyeyi özetleyelim. Sonrasında mevzuyu tartışırız.

Merhum Başbakan Özal, 1986’da Malatya’da yaptığı mitingi, ‘gövde gösterisine dönüştürmek’ istemiş.

‘Protokol gereği kendisini karşılayan’ Malatya Valisi Naim Cömertoğlu’yu da miting otobüsünün üstüne çağıran Özal, vali efendinin, “Efendim ben devleti valisiyim, orada bulunmam uygun olmaz.” demesine aldırmayıp, ‘devletin valisini’ seçim otobüsünün üzerine çıkartmış.

Derken, otobüsün üzeri kalabalık olunca, ‘boyu kısa olan Özal’, vatandaşlar kendisini görebilsinler diye, otobüs üzerindeki herkesin yere çömelmesini istemiş.

Herkes çökmüş ama, ‘devletin valisi’, seçim otobüsünün üzerinde çömelmeyi kabul etmemiş.

CESARETE (!) BAKINIZ

Bunun üzerine ülkenin Başbakanı, ‘devletin valisine’ dönerek, elindeki mikrofondan ‘kendisine özgü umursamazlıkla’ seslenip, “Vali Bey, sen de çök, çömel şuraya.” deyivermiş.

Koskoca devletin valisi, böyle emrivakilere gelir mi? Velev ki karşısında, kendisini de kararname ile atamış olan Başbakan olsun…

Devletin valisinden, ‘Malatya meydanına mikrofondan yankılanan ses aynen’; “Sayın Başbakanım, ben devletin valisiyim. Vali çökmez, vali çömelmez. Vali çökerse devlet çökmüş olur. İzin verirseniz ben aşağıya ineyim.” nidası yükselmiş.

Tabi, meydandaki kalabalıktan kopan alkış eşliğinde, ‘devletin valisi’, ülkenin Başbakanının onayını beklemeden otobüsten inivermiş.

Diyor ki, ‘devletin sayın emekli müsteşarı’; “Evet, devlet; Naim Cömertoğlu gibi valilerle ayakta kalır. Bir de şimdiki valilere bir bakalım.”

Sonra da, aklına gelen bildik CHP’li iflah olmaz bürokrat ağızlarıyla, adını anmaksızın, bugünkü siyasî iktidar ile bürokrasi arasındaki ilişkileri bir güzel diline dolamış…

Tabi, sahip olduğu ‘kendisini devlet sanma’ kibrinin verdiği şaşı bakış açısını, lunapark aynalarının çarpık yansıtmasıyla cem ederek…

SENİ DE MÜSTEŞAR YAPMIŞLAR YA…

Fitneyi kılcal damarlara sirayet ettirmiş, ilmi susturmuş, ayrımcılığa tavan yaptırmış, devlete yalan, riya ve takiyyeyi hâkim kılmış, devleti talan ve yağma ettirmiş, likayatin yerini adam kayırmaya verdirmiş, ‘ilim ve bilimden’ uzaklaşıp hurafe, bidat ve üfürükçü sahtekârın sözüne inanmayı diline dolamış, devletin yeminle görev emanet ettiklerinin devleti aşağılamasından, yok saymasından, ona karşı savaş açmasından dem vurmuş.

Sonra da muhayyilesinde yakıştırdığı ne kadar olumsuzluk varsa, adını koymadan, mevcut iktidarın sırtına yükleyerek, devletin o şartlarda çökeceğine hükmetmiş.

24 yıldır AK Parti iktidarda olduğuna göre, bu pek muhterem emekli müsteşarı da göreve getiren aynı iktidar olmalı… Demek ki o zaman ‘liyakati’ gözetmişler…

Kendisini ‘kadri kıymeti bilinmemiş dâhi’ sanan, tipik bir CHP’li emekli bürokrat deyip, mevzuyu geçebilirdik.

TANZİMAT’TAN BERİ AYNI KAFA

Fakat bu kafa, sadece kıymetli emekli müsteşara has değil. Tanzimat’tan bu yana, hayatı boyunca devletin ekmeğini yiyip, sahip olduğu ‘devlet gücünü’ kendi kudreti zannederek, millete, değerlerine ve seçtiklerine tepeden bakma hevesindeki ‘bürokrat kibrini’ ifade ettiği için, muhatap almamız gerekti.

Şimdi…

Merhum Özal; 12 Eylül cuntasının tekmili birden, ‘Cumhurbaşkanlığı Konseyi’ sıfatıyla tepesinde kılıç sallandırmasına rağmen, bu ülkenin çağa uyum için ihtiyacı olan dönüşümü başlatma cesaretini göstermiş bir büyük devlet adamı olarak, Türk tarihindeki kıymetli yerini almıştır.

Özal gibi kudretli bir Başbakana, bizzat kendisi tarafından göreve atanan bir üst memurun, hem de miting meydanında posta koyması, o valinin güneş batmadan azledilmesiyle neticelenirdi. Tabi, emekli müsteşar efendinin anlattığı hikâye doğru idiyse…

Gelelim ‘devlet ne zaman çöker’ meselesine…

DEVLET NE ZAMAN ÇÖKER?

Devlet; millet tarafından seçilmiş Başbakan, vali sıfatını taşıyan bir bürokratı ‘çömelttiği’ için değil; ukala bürokratlar, kendisini göreve atayan siyasî lidere kafa tuttuğu zaman çöker.

Devlet; arabanın gölgesinde yürüyen kıtmirler, o gölgeyi kendi gölgesi zannettiği zaman çöker.

Devlet; millet tarafından seçilmemekle birlikte, kendilerini ‘devletin sahibi ve milletin efendisi’ zanneden yüksek memurlar, haddini aştığı zaman çöker.

Devlet; milletin verdiği silahı babasının malı sanan, ‘güç bende’ sarhoşluğu içindeki silahlı bürokratlar, milletin seçtiği siyasî iradeyi, silah zoruyla alaşağı ettiği zaman çöker.

Devlet; Türk töresinden nasipsiz yönetici takımı, milletin birliğini ve dirliğini temsil eden ‘Hakan’a isyan ettiği zaman çöker.

Devlet; bizzat Türk Hakanı tarafından Mısır’a vali tayin edilen paşalar, kendi saltanatlarını ilan edip, devlete savaş açarak, Kütahya’ya kadar ilerlediği zaman çöker; çöktüğü gibi, Avrupalı at hırsızlarından yardım dilenme zilletine de düşer.

Ve nihayet devlet, hayatları boyunca ekmeğini yedikten sonra, ancak yaş haddiyle makamdan giderilen, fakat ‘özlük’ hakları evlatlarına ve torunlarına da intikal eden nankör tipler kendisini, Türk Milleti’nin seçtiği liderlerden daha akıllı, daha liyakatli, daha bilmem ne zannettiği ve bu kafa yaygınlık kazandığı hallerde çöker.

KAMU GÖREVLİLERİNİN ÇOĞUNLUĞU NİYE CHP’Lİ?

Hâsılı kelam…

Sayın emekli yüksek memur!.. Hayatın boyunca bu devletin ve milletin ekmediğini yedin, halen de yiyorsun.

Tamam, elinizde fırsat ve yetki varken, düzenin yasasını, tüzüğünü, yönetmeliğini, yönergesini ve bilmem daha nelerini kendi düşünce ve çıkarlarınızı önceleyerek kurguladınız.

Sergilediğin kafada yalnız da değilsin. Liyakat, yandaş falan filan diye iğnelemeye çalıştığın siyasî kadronun 24 senelik iktidarına rağmen, yapılan araştırmalar, kamu çalışanlarının yüzde 37 kadarının CHP seçmeni, yüzde 29 kadarının AK Parti seçmeni olduğunu gösteriyor.

Bu acıtıcı gerçek ortadayken, ‘yandaş-liyakat’ lagalugasına girmesen de, biraz dilini tutup, ‘kadri kıymeti bilinmeyen yüce fikirlerini’ kendine saklasan…

Ve sessiz sedasız, devletin ve milletin ekmeğini yemeye devam etsen, daha isabetli olmaz mı?

Sen ve senin gibilerin makam işgalleri, bu millete hayli zaman ve enerji kaybettirdi.

Bari sus da gündemi kirletme