Garip günler yaşıyoruz. Aksaklıkları gidermek konumunda olanlar, yani yasamanın ve yürütmenin üyeleri, karar mercii kendileri değilmiş gibi durumdan yakınıyorlar.

Oysa onların işi şekvacı olmak değil, şifacı olmak...

Uzun tutukluluk halleri konusunda da öyle.

İktidardan kime sorarsanız sorun, uzun tutukluluk hallerinden, tutukluluğun infaza dönüştürülmesinden şikâyetçi, sorduğunuz zaman da yanıt hazır:

- Biz de karşıyız, ama yargının işine karışamayız ki!

Oysa tutukluluk ile ilgili uygulamaların kaynağı CMKnin 100. maddesidir. Şimdiye kadar maddenin yanlış ya da keyfi uygulandığı sonucuna varılmış ise, onu düzeltmenin yolu 100. maddedeki tutukluluk nedenlerini daha açık belirtmek, olur olmaz ahvalde tutuklama kararı verilmesinin önüne geçecek, tutukluluk sürelerini gelişmiş AB ülkelerindeki makul düzeye indirecek düzenlemeleri yapmaktır ki, bu da yasamanın işidir.

Parlamentoda çoğunluğa sahip olan partinin mensupları, bu durumda uzun tutukluluk sürelerinden veya keyfi tutukluluk kararları ile gerekçeleri bile baştan savma hazır formüllere dayanarak kaleme alınmış, tutukluluk halinin devamı kararlarını engelleyecek düzenlemeleri yapmak imkânına sahipken, yakınma yolunu tutamazlar.

***

Son seçimleri kazandıkları halde tutuklu oldukları için, parlamentoya gelemeyen, sekiz milletvekilinin sorununu çözmek de, tutukluluk kurumunu daha çağdaş hale getirecek olan düzenlemeyle mümkün olabilecektir.

Ama kimi hukukçular milletvekili seçilmiş oldukları halde, tutuklu oldukları için parlamentoya gelemeyen milletvekillerinin durumunun ayrıca çözülmesi gerektiğini savunuyorlar.

Burada da, yasama ve yürütmede çoğunluğa sahip partinin (AKP) üyeleri bu sorunun bir an önce çözülmesi gerektiğini söylüyorlar.

Söylüyorlar da, bir türlü adım atmıyor veya atamıyorlar.

Bugün TBMM Başkanı Cemil Çiçekin başkanlığında dört partinin temsilcileri bir araya gelerek, sorunu çözecek çareleri görüşeceklerdi.

Toplantının, hemen arifesinde, CHPnin kendi önerisini sunmak üzere parti içinde görüşmeler yaptığı bir sırada TBMM Başkanı Cemil Çiçekin, birilerini görüşme kararını kamuoyuna sızdırarak, tribünlere oynamakla suçlamasını anlayamadık. Böyle bir görüşmenin yapılmasında gizlenecek saklanacak bir şey yok, bu konuda tarafların uzlaşmaya yatkın tutum izlediklerini kamuoyunun bilmesinde ne sakınca olabilir ki?

***

Bu çıkışın ardından, bugün için Sayın Çiçek başkanlığında yapılması öngörülen toplantının suya düşmemesini temenni ederim.

Partiler konuyu görüşmek üzere toplanmaya hazırlanırken, İstanbul Barosu eski Başkanı Av. Turgut Kazan, dün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğluna başvurarak, çözüme katkısı olacak bir öneri sundu.

Bugün için anayasanın 14. maddesine atıf yapan 83. maddesinin çözüm önündeki engel olduğunu belirten Kazan şunları söylüyor:

83. maddenin atıf yaptığı 14. madde 03.10.2001de 4709 sayılı yasayla değiştirilmiştir; eski metinle yeni metin birbirlerinden çok farklıdır. 83. maddenin atıf yaptığı 14. madde bugünkü 14. madde değildir. Bu fiili duruma son verebilmek için Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarının sonucu beklenmeden anayasanın 83. maddesi hemen değiştirilmelidir.

Turgut Kazan bu konuda Prof. Ergun Özbudunun 05.02.2012 tarihli Stardaki yazısına da gönderme yapıyor ve yapılacak değişikliğin de 1961 Anayasasının 79. maddesi, eğer o istenmiyorsa 1924 Anayasasının 17. maddesi içeriğine uygun olabileceğini belirtiyor.

Tutuklu sekiz milletvekilinin üç partisi ile AKPnin oyları, anayasanın 175. maddesindeki çoğunluğu sağlamaya yeter.

Eğer gerçekten çözüm isteniyorsa, bugün bu konuda bir adım atılabilir.

Evet beyler, mademki çözüm istiyorsunuz, artık çözün şu sorunu!

(Cumhuriyet)