"aman üstad, ver şu cebindeki pasaportu da bir defa da ben öleyim!”
…diye devam eder karikatür…
Falih Rıfkı Atay deyince önce Zeytindağı eserini hatırlarız ama İngiltere'deki Türkler için de ‘Taymis Kıyıları’ isimli kitabı var ki kıymetli bir gözlemci dersiniz. Sis, gri ve yapraksız Londra zamanlarının en güzel okunacak kitabı olabilir.
Hem de doğum gününde kendisini anmış ve anımsamış olabiliriz.
Londra'ya gelen mühim Türk münevverlerinden biridir tabi. Seyahatnamesi Taymis Kıyıları ile Londra özelinde İngiliz toplumunu, sanayileşmeyi, modernleşmeyi geri kalmışlıkla karşılaştırmalı olarak anlattı.
Bence şahane bir isim bulmuş eserine ve bizlerin söylemekte sorun yaşadığı Thames Nehri adına.
Ben dahi ara sıra gezilerimde Taymis Nehri deyince onun adı Tayms Nehri değil mi?’ diye soru ile karşılaşırım; ‘e’ ile mi ‘a’ ile mi?
Hatta bazıları daha ileri gidip bu nehrin adı tayms derler. Bu zamanlarda hem Bay Atay’ı hatırlar, gülümserim.
Türkiye’nin Cumhuriyet ile birlikte yazılan ilk seyahat kitaplarından birdir. 1933 yılında Büyük Buhran’ın etkisinde toplanan Londra İktisat Konferansı’na katılarak Dünya Ekonomisine yön veren uluslar ile onların başbakanlarını da eleştirel ve merak uyandıran bir dilde anlatmıştır. Bu haliyle de kanaatimce ilginçtir.
Ancak yine de o Doğu ile Batı medeniyetlerini karşılaştırmalı bir şekilde anlattı; siyasetten ekonomik yapıya, giyim kuşamdan mimari yapıya, toplumsal hususlara, mizaha, sanata ve dile varıncaya kadar analiz etti.
Tespitlerini seyahatnamesine koydu ya; birkaç tane tespitinin olduğu birkaç cümle, bir paragraf biraz gülümsetsin bizi bu doğum gününde; 132 yıl önce bugün.
Southampton şehrinde gemiden inip tren ile Londra'ya giderken;
‘İngilizleri iyi anlamak için hayvanları ve otları ne kadar sevdiklerini ve insanları ne kadar sevmediklerini bilmek lazımdır.Sulh ne güzel şey ‘sulh burada, bu toprakta, tüm İngiliz tarihinde…ufak evler başladı, standart evler, fakat hepsi çiçek ve çayır... Hepsi bahçe ve saksı...’
Mesela ‘Filhakika bir asfalt yolun önüne ağaç dikilirse, yol bükülür" dedi…
Sadece Londra ve çevresinde gezmiş ve gözlem yapmış olmasına rağmen ifadelerinin hepsi İngiltere geneli için de ele alınabilir. Daha da önemlisi hala daha geçerli olmalarıdır ki "zevksizlik ve fensizlik" ifadesi ile üzülürsünüz.
Londra özelinde İngilizleri, doğayı nasıl korudukları, insanla beraber hayvan ve bitkiye de saygılı oldukları, doğanın ve şehir yaşamının nasıl da iç içe olduğunu anlattı ve Türkiye ile karşılaştırdı. O sebeple "zevksizlik ve fensizlik” dedi. Öz eleştiri yaparak şehirlerimizi nasıl perişan ettiğimizi ele aldı.
‘Yeşile koşan Londra'yı gördükçe hep denizi kovan İstanbul’u düşündüm.’
Bir gün herkes yaratılmış tabiat görmek için Londra'ya gelecektir. Ve öldürülmüş bir tabiatın mezarı üstünde ağlamamak için İstanbul’a uğramayacaktır' dedi.
Piccadilly Circus gibi meydanlarda da dolaştı, şehrin kalabalıklığını hissetti. Bu meydanı dünyanın kafası ve kalbi olarak nitelendirdi ki bu tür benzetmeler kitabın her yerinde karşınıza çıkar.
‘Hayır, bu bir zafer arabasıydı: 1000 at koşulu ve bir aslan poslu adam dizginleri tutuyor. Eros, bu arabacının feneri idi.’
Kendine de eleştiride bulunur ve der ki ‘…kaldırımlarda ters yürüyüp gelip gidiş düzenini bozdum. Bir kadına çarptım, bir ihtiyarın gözünün gözlüğünün düşmesine sebep oldum. Mağazaları gezdim. İstediğim şeyin ne olduğunu bana tane tane eşya göstererek anlatmaya uğraştılar. Bir köylünün bütün yorucu acemiliklerinin hepsini yaptım. Kimsenin yüzünde kızgınlık değil, alay alameti bile görmedim. İnsanin ‘terbiye İngiliz’dir!” diyeceği geliyor.’
Gelişmiş ülkenin ne demek olduğunu anlamak için Manchester tezgahlarının dişlerini ve Birmingham kazanlarını midesini görmek gerekir ona göre.
‘Üç kıtanın mirasını Manchester terk tezgahlarının dişleri kemirip Birmingham kazanlarının midesi öğüttü…’ diyerek 1930’lu yıllarda dahi hala ne kadar mühim olduklarını ortaya koydu.
"Hava muzlim, ağır, mahşer-i medeniyetten kaçarak açık sema, bir tenha köşe ararim. Ara sıra yalnız başıma Teymis kenarında oturur garib garib vatanımı ve sizleri düşünürüm"
Bir gün okursunuz!