Bir psikoloğun gözüyle Mavi Minibüs

“Mavi Minibüs” kitabının yayımlandığını yaklaşık dört ay önce bu köşede okumuştunuz. Geçen yüzyılın ikinci yarısında Amsterdam’a gelen ilk Türk işçilerinin hikâyeleriyle başlayan kitap, 1976-1986 yılları arasındaki Amsterdam ülkücülerinin mücadelesini ele alıyor.

Kitabın Amsterdam’da planlanan tanıtım programının iptal edildiğini de hatırlarsınız. İlginçtir, iptal ettiren zihniyete inat, kitap hedefine tek başına yürümeye devam ediyor.

İşte bu yürüyüşe tanık olan değerli bir psikolog Ziya Doğan, “Mavi Minibüs”ü okumuş ve kitapla ilgili bir değerlendirme kaleme almış.
Psikolog Doğan’ın değerlendirmesinden notlar şu şekilde:

“Kıymetli dostum, Veyis Güngör ağabeyimin MaviMinibüs isimli eseri…
Güngör, 1976-1986 yılları arasında Hollanda’da yaşanan “Amsterdam Ülkücülerinin Varolma Mücadelesi”ni kaleme almış.

Aslında bu var olma mücadelesi, yalnızca Amsterdam’a ya da Hollanda’ya mahsus değildir. Dünyanın dört bir yanına savrulan, inandığı değerleri ve kimliğini muhafaza etmeye çalışan insanların ortak hikâyesidir.


Tarihe tanıklık eden bu kıymetli eser; insanların inandıkları davayı yokluğun, yalnızlığın ve gurbetin pençesinden çıkarıp aydınlık yarınlara taşıma serüvenini anlatıyor.

Dilini, kültürünü ve sosyolojisini bilmedikleri; ‘ekmek parası’ diyerek gittikleri yaban ellerde, bir kardelen misali, karı yarıp sürgün vermenin adıdır aslında Mavi Minibüs.

Üstelik verdikleri mücadele yalnızca yabancı bir ülkede tutunabilme mücadelesi değildir. Bir tarafta gurbetin ağır şartları, yabancılaşma, dil problemi ve kültürel farklılıklar, diğer tarafta ise Türkiye’den Avrupa’ya taşınan 70’li yılların sert siyasi kamplaşmaları vardır.

Aynı memleketin çocukları, aynı gurbetin yalnızlığını paylaşırken; farklı düşüncelere sahip oldukları için birbirlerinin karşısında konumlanmışlardır. Ülkücü-solcu çatışmasının kardeşi kardeşe düşürdüğü o sancılı yılların gölgesi, ne yazık ki Avrupa’ya kadar uzanmıştır.

Oysa uzaktan bakınca hepsi aynı hikâyenin insanlarıdır:
Aynı Anadolu’dan kopup gelmiş, aynı türkülerle büyümüş, aynı ana dilde hasret çekmiş ve aynı ekmeğin peşinden yabancı diyarlara düşmüş insanlardır…

İşte Mavi Minibüs, tam da bu çelişkilerin ortasında bir neslin ayakta kalma hikâyesidir.
Bir minibüsten çok daha fazlasıdır o…
Bazen bir buluşma noktası, bazen bir haberleşme vasıtası, bazen memleketten bir nefes, bazen de gurbetin ortasında “Biz buradayız ve varız.” diyebilmenin sembolüdür.”

Evet değerli dostlarım, psikolog dostumuzun da ifade ettiği gibi, tarihe tanıklık eden bu eser, Avrupa’ya yapılan Türk göçünün ilk on yılını ve bu göçün beraberinde getirdiği sosyal, kültürel ve siyasi şartları ele almaktadır.

Emeğe saygısı olmayanlara, kendileri gibi düşünmeyenleri itibarsızlaştırmaya çalışanlara rağmen Hollanda Türk toplumunun tarihi yazılmaya devam edecektir. Çünkü tarih, kişisel hesaplarla, günübirlik tartışmalarla ve başkalarının emeğini görmezden gelmekle yazılmaz. Tarih; yaşayanların şahitliği, araştırmacıların gayreti, yazarların kalemi ve gelecek nesillere karşı duyulan sorumlulukla yazılır.
Bizim yaptığımız da biraz budur. Yaşadığımız döneme, şahit olduğumuz olaylara ve bir neslin mücadelesine kendi imkânlarımız ölçüsünde tanıklık etmek…

Bu tür çalışmalar devam edecektir. Çünkü daha anlatılmamış çok hikâye, gün yüzüne çıkarılmamış çok hatıra ve kayıt altına alınmamış çok sayıda hayat vardır. Bugün bazıları bu çabaları küçümseyebilir, bazıları görmezden gelebilir, bazıları da farklı sebeplerle engellemeye çalışabilir.

Bunların hepsi geçicidir. Kalıcı olan ise tarihe bırakılan izdir. Unutmayın değerli dostlarım, kitapların gazabı gerçekten korkunç olur.

Veyis Güngör
13 Eylül 2026