Bir Hayat Hikayesi…

Sevgili Okurlar,


Sizlerle paylaştığımız yazılarım genellikle evrensel temalar üzerine oluyor.  Bu satırları yazdığım bu sıralarda televizyonda Rusya ve Ukranya arasındaki soğuk savaş hakkında konuşuluyor ve ben bu yazımda sizlere 1.ve 2. Dünya savaşlarını yansıtan sanatsal eserleri ve kimi bilgileri paylaşmayı düşünüyordum. Üzülerek izliyorum haberleri yazımı yazarken…


Sizlerle paylaşmak istediğim ilk eser, Goce Smilevski nin tarihi bir yaşam hikayesini roman haline getirdiği, ‘‘Freud’un Kız Kardeşi’’ isimli kitap. Sizlerle daha önceleri de 2. Dünya savaşı ve bunun benzeri hikayeleri paylaşmıştım ancak bu kitap elbette ki Sigmund Freud gibi önemli bir isimin hayat hikayesini konu aldığı için benim oldukca ilgimi çekti. Kitaptan belirli noktaları sizinle paylaşmayı arzu ediyorum.


Öncelikle, Freud ve kendi çekirdek ailesi, 1860 yıllarında oldukça fakir bir mahallede yaşarlar ve Freud,  çocukluğunu  bu yoksulluk halinde geçirir. Ancak Freud,  çok küçük yaşından itibaren farklı lisanları öğrenebilir  ve evde sadece okuyarak ve calışarak zamanını geçirir. Ailenin ilk çocuğudur ve kendisinden sonra gelen kız kardeşlerine de pekçok konuda örnek olur. 8 yaşında Sheakspeare in eserlerini orjinal olarak ingilizce okur ve küçük yaşta 6 lisan öğrenmiş olur.


Kitap, Freud’un en küçük kız kardeşi olan Adolfina ile olan yakın ilişkilerini konu alır ve hikayeyi Adolfina nın ağzından anlatır. Adolfina, küçük yaşta iken oldukça ciddi hastalıklar geçirmiş dolayısı ile evde annesi ile fazlaca vakit geçirmektedir. Bu esnada evde, okul sonrası sürekli olarak calışan ya da okuyan agabeyi Sigmund ile yakın, sefkat dolu bir kardeş ilişkisi yaşarlar. Yillar geçtikce, Sigmund okulunu ve calışmalarını başarı içinde geçirirken, erken yaşta evlenir ve evden uzaklaşır. Tam bu dönemlerde ise, ergenlik depresyonu ve dengeli olmayan bir hayat yaşayan Adolfina ise, özellike annesi ile olan tartışmalarının da yoğunlaşması ile, Ruh Sağlığı kliniğine kendi isteği ile gider ve bir süre orada kalır. Roman, Adolfina nın  yıllarını klinikte nasıl geçirdiğini, bu esnada ise, Freud’in hayatındaki gelişmeleri, evliliğini ve de çocuklarını, kız kardeşlerinin çocuklarının savaşta vefat etmelerini ve Freud’un son yıllarındaki sağlık problemlerini ele alır.


Beni etkileyen bölümler elbette ki, Adolfina nın klinik yılları, o dönemde akıl hastalarinin tedavi ediliş şekli, Adolfina nın klinikteki oda paylaştığı Klara isimli genç kadının kliniğe girmeden önce, Kadın hakları için canla başla calışması ve Freud’un son yıllarında dahi  Alman felsefesine ve doğruluğuna inanması ve güvenmesi idi. Freud, son yıllarında, ağız kanseri ile uğraşırken 2. Dünya Savaşı olanca ağırlığı ile hayatın içinde kendini gösterır ve kendisinin can güvenliği için Londraya göç etmesi tavsiye edilir. Freud, son dakikaya kadar bu isteğin gereksiz olduğunu ve Alman ordusunun savaşı bırakarak, özellikle de Musevi vatandaşlarına zarar vermeyeceğini savunur ve bu yüzden kız kardeşlerini yanına almaya gerek duymaz.


Iste sevgili okurlar, savaşı ve savaş döneminin bizlere verdiği ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkları ele alan, acıklı ancak bir o kadar da etkileyici bir hayat hikayesidir Adolfina Freud’un hikayesi…


Iste tam da bu dönemlerde, izlediğim çok güzel başka bir film ise, aynı dönemlerde geçen ve aynı savaş yıllarını konu alan ‘‘The Book Thief’’ yani,  Kitap Hırsızı isimli filmdir. Bu filmdeki kahraman ise, yine 2. Dünya Savaşı yıllarında, Almanyada ailesi ile yaşayan, ancak gerçek annesi bir kominist olan küçük bir kızın hikayesidir. Bu küçük kız, bakılmak üzere annesi tarafından bir ailenin yanına verilir. Burada yeni ailesi ile sıçak bir diyalog kurması, genç kızın okuma aşkı ve savaş döneminin acılı günleri konu edilir. Okuyarak kelimelerin büyüsüne kapılan genç kız, bu zorlu günleriyle her zaman okuyarak başa çıkar. Geçen zaman içinde, üvey babasının desteği ve her ne kadar sert ve duygusuz gibi görünse de üvey annesinin desteği ile ruhen gelişkin, kendini yetiştirmiş, sevgi ve sefkat dolu bir birey haline gelir. Bu trajik dönemde ve acıklı günler içinde dahi, kişilerin kendi özleri ile iletişime geçip, sefkat, empati ve sıcacık sevgi dolu kalplerini açabileceklerini gösteren harika bir film idi.


Sevgili okurlar, okudugumuz, izlediğimiz, gözlemlediğimiz her kişinin hikayesi bizlere pekçok farklı kapılar açar, yeter ki bizler farkındalıklarımızla bu dersleri görebilelim!


Sevgi ve sefkat dolu bir hafta dileklerimle!