Batı Kültürü, Türkiye ve Eğitimde Yeni Metodlar Üzerine

Yaklaşık on yıldır eğitim camiası yakınında yaşıyorum, çalışıyorum. Bu süre zarfında Türkiye’de ve İngiltere’de farklı özel okulları görme ve inceleme fırsatım oldu.

Yedi sene önce burada bir okulun kuruluş çalışmalarında bulundum. Arkadaşlarımızla iki yıl kadar detaylı çalışmalar yaptık.

Ayrıca İngiltere’de bir çocuk büyütüyorum. Her gün okula götürüp getiriyorum. Veli toplantılarına katılıyorum. Eğitimcilerle zaman zaman, metodları üzerine konuşuyoruz. Öğretmenleri ve tarzlarını gözlemliyorum.

İngiltere’de etrafımızdaki yüzlerce çocuğun gelişimini görüyor, eğitimlerini takip ediyorum.

Anlayacağınız benim de İngiltere ve Türkiye’de az çok eğitim camiasını görme ve tanıma imkanım oluyor.

Asıl konumuza gelirsek;

Her sene Türkiye’den yüzlerce öğretmen ve eğitimci, bir çok Avrupa ülkesine gittikleri gibi buraya yani İngiltere’ye de geliyorlar. Gaye, buradaki eğitim sisteminden de bir şeyler kapmak.

Bunun için günlerini haftalarını ayırıp geziyorlar.

Takdir edilesi bir çaba.

Ancak, yine Avrupaya bakışımızda ıskaladağımız bazı şeyler, burada da karşımıza çıkıyor.

Yani nasıl tarif edebileceğimi bilemiyorum? Kolaycılık mı desem, acele bir şeylere atlayıp kısa yoldan başarı elde etme güdüsü mü desem? Ya da belki biraz maymun iştahlılık diyebiliriz. Belki özel okul rekabeti içerisinde öğrenci kapma güdüsüyle kapitalizmin kurbanı olmak.  

Bu yazıda sadece mevzuda tek bir maddeyi ele alacağım.

Detayına geçiyorum.

Özel okulları gezerken dikkatimi çekiyor. Her sene yeni bir metod, her sene yepyeni bir uygulama deneniyor sanki.

“Efenim Almanya’da şu metod uygulanıyor ve acayip başarılılar ve okulumuzda biz de o metodu uyguluyoruz.”

Ertesi sene “Efenim, Hollanda eğitim sisteminin başarısının sırrını bulduk ve bizde okulumuza onu getirdik.”

“İngilizceyi en kısa sürede öğretecek bir formül bulduk. İngiliz, Amerikan ve Avusturalya’da İngilizce öğretme metodlarını araştırdık ve harika bir uygulamayla öğrencilerimize sunuyoruz.”...

“Kanadalı eğitimciler okulumuzu ziyaret ettiler ve onlardan şunları, şunları öğrendik.”

 

Uzuyor gidiyor.

Yıllardır böyle.

 

Metodlar, kitaplar, seminerler, geziler, öğrenci değişim programları vs vs...

Bir kaç sene sonra yeni metodlar, yeni kitaplar, yeni seminerler...

Sizce de bu iş biraz abartılmadı mı?

Bunlar olmasın demiyorum, gözden kaçan bir şeyi göstermeye çalışıyorum sadece.

Her sene dünyanın havalı bir kaç ülkesini gezip farklı gördüğümüz bir metodu, bir uygulamayı Türkiye’de çocuklara uygulamaya çalışmak ve bunu sürekli değiştirmek sizce de yanlış değil mi?

Dikkatimi çekiyor, bir okul bir metod uygulamaya başlıyor, aylar geçmeden çevredeki okullar hemen kopyalamaya başlıyorlar. Sonra o metod hızla tükletiliyor ve iki seneye kalmadan ‘demode’ oluyor.

Kıymetli dostlar,

İngiltere, Belçika, Hollanda, İsviçre ya da Almanya. Eğitimde başarılı olan hangi ülkeyi ele alırsak alalım bu ülkelerin başarısı bir kaç havalı metoda bağlı değil.

Tarz farklı.

Eğitimciler farklı.

Binalar farklı.

Planlamalar farklı.

Aileler farklı.

Kültürler farklı.

Tarih farklı.

Farklı derken farklılık kelimesini sadece ‘olumlu’ anlamda kullanmıyorum. Bu ülkelerin bize uymayacak bir çok olumsuz farklılıkları da var.

Bazen görüyorum, bize hiç mi hiç uymayacak bir yöntemi, tarzı, metodu kendi eğitim sisitemimize uygulatmaya çalışıyoruz.

Mesela şöyle yapsak:

Önce eğitim kurumumuzun genel eğitim politikasını belirlesek. Tarihimize, kültürümüze, değerlerimize uygun prensipleri netleştirsek. Anayasamız gibi olsa.

İncelediğimiz yabancı ülkenin beğendiğimiz bir metodunu hemen alıp uygulamak yerine orada yaşayan Türk velilerle görüşsek. Konuyu bilebilecek yerel ama Türk kökenli uzmanlara sorsak. Yıllar içerisinde metodun olumlu ve olumsuz sonuçlarını analiz etsek.

Tabi özel okullarımızın rekabet sorunu var. Rekabet edeyim derken metodlar tükenip gidiyor malesef. Bazı metodların uygulanıp sonuç alınması on yıllar alabilir. Öğretmen alışacak, öğrenci alışacak, veli alışacak. Sonra hatalar görülüp yeniden ele alınıp tekrar uygulanacak. Sonuçlar analiz edilecek. Kültürel uyumluluk test edilecek. Bu süreç bir kaç yıllık bir süreç değil. Biraz daha sabırlı olsak.

Ve eğitimcilerimiz... En iyi projeyi ve ya metodu uygulayacak uygulayıcılar. Tarz farklı, uslüp farklı. Öğrenilmiş çaresizlikler var. Ekonomik kaygılar çok. En iyi metodu bile getirseniz çocuğa uygularken her şey alt üst olabiliyor. Öğretmenlerin gelirlerini öğrenince gerçekten üzülüyorum. O kazancıyla nasıl bir sağlıklı zihne sahip olabilir. Dünyanın en iyi yöntemini getirseniz o öğretmen nasıl düzgün uygulayabilir.

Aileler... Hadi diyelim metodu tam bir şekilde uyguladınız. Her şey okulda iyi de ev de nasıl? Velileri okulun kurumsal kültürüyle yetiştirsek.

Çocuklarımız farklı. Farklı yetişiyorlar. Batılı tarz bambaşka bir tarz. Bizim çocuklarımızın batılı tarzda giyiniyor olması, batılı müzikleri dinliyor olması ya da çok güzel İngilizce biliyor olması Batı’da uygulanan bir metodun onlarda işe yarayacağını göstermiyor. Hatta sonuçta çok farklı bir şey de ortaya çıkabilir. Bünye farklı. O bünyeye uygun metodlar geliştirsek. Batı kültürüne özenen kompleksli bir çocuk yetiştirmesek.

Ve müfredat... Elinizde vazgeçemeyeceğiniz, takip etmede zorunlu olduğunuz o müfredat olduğu müddetçe Batı’da başarılı olmuş hiç bir metod tam olarak bizde başarılı olamayacak. Belki de bir kurum olarak müdahele edemeyeceğiniz tek şey. Peki acaba bu işe başka çözümler olabilir mi?

Biraz imkansız gibi görünen işlerden bahsettiğimin farkındayım.

Son cümleleri yazarken acaba boşa mı yazıyorum diye de düşündüm.

Ne bileyim, belki de bir gün mümkün olur?

Arkadaş ortamında ‘vır vır’ konuşacağıma, düşüncelerimi yazıya döküp, internet denizine bırakmak biraz olsun rahatlatıyor beni.

Kimbilir belki bir babayiğidin dikkatini çeker.

“Bir şey” değişir.

İngiltere’den selamlar...

 

Not: Bu yazıyı olabildiğince kısa tuttum. Aslında bu konu uzun uzun yazılıp üzerine çalışılması gereken bir konudur. İdealist akademisyenlerin üzerine ömürlerini tüketmeleri gereken derin bir araştırma konusu. Sadece burada yaşayan bizlerin gördükleri bile sanırım bir kaç kitap çıkartır.

Akademisyenlere Not: Bu konularda çalışma niyetiniz olursa lütfen sadece litaratür taramasıyla bir şeyler çıkarmayın. Gelin, hayatınızı buraya taşıyın. Burda çocuk büyütün. Eğitimlere gidin. Hayatın içinde de taramalarınızı yapıp analizlerinizi gerçeğe uygun hale getirin. Geleceğe kalıcı çalışmalar bırakın.

...

ahmet@londrakariyer.com

www.twitter.com/ahmetferruh

www.facebook.com/londonistanbul

www.ahmetferruh.com