Başbakan'ın yürek hoplatan geceyarısı telefonları!

Tüm Türkiye'nin duygularının tavana vurduğu anda sporcularımızı tebrik eden telefonu Başbakan'ın bir siyasetçi olarak rakiplerine müthiş bir çalımıydı.


Hasret kaldığımız bir yarışı gözyaşları içinde izledik. Olimpiyatlarla ilgili bugüne kadar ne kadar hayal kırıklığımız varsa Aslı ile Gamze’nin adımları aldı götürdü bizden. Ne kadar susamışız başarıya, ne kadar özlemişiz yarışı bırakmayan, arkadan son 30 metrede depar atıp öne geçen Türk kadınını seyretmeyi. Bu ilhamı ve güveni tüm atletlerimize aşılayan Süreyya Ayhan’a selam olsun. Olimpiyatlarda tam da yelkenlerin suya indirildiği bir anda 1500 metre yarışının finali hepimizin belleğinde silinmeyecek bir yer edindi. TRT spikerinin müthiş içten anlatımı tüm Türkiye’yi gecenin bir yarısı ayağa kaldırdı. Sonrasında söyleşiyi yapan sempatik TRT muhabirinin iki başarılı kızımızı canlı yayında kucaklaması son zamanlarda televizyonlarda gördüğümüz en içten sahnelerden biriydi. Tüm olimpiyatları bizlere aksaksız ulaştıran TRT’ye koskocaman bir bravo. Bir bravo da Anadolu Ajansı’na. Onlar akıl etmeseydi Aslı Çakır Alptekin’in ailesinin evde yaşadıkları sevince tanık olamayacaktık. Hele Aslı’nın altın madalyayı aldığı an babasının heyecanla annesini havaya kaldırma anı müthiş sempatikti. Aslı ile Gamze’nin sonrasındaki röportajlarını izlediğimizde bu halk çocuklarının içtenliği ve başarısı bir kez daha bizi bizden aldı. Oh be! 


Artık biliyorsunuz ‘bizim oranın âdetleri meşhurdur Başbakan’ın geceyarısı telefon etmeleri.’ Bundan yıllar önce bir gece telefonum acı acı çalmış ve Sayın Başbakan Erdoğan’ın sesi ile karşılaşıp şaşırmıştım. Başbakan ile yazdığım bir yazı üzerine yaptığımız konuşmadan pr malzemesi olarak anlaşılır endişesi ile kimselere bahsetmeye utanmıştım. Sonuçta telefonun ucundaki ses bir başbakan da olsa özel bir konuşma yapılabilmeli diye düşünmüştüm. Anladım ki memlekette benden başka kimsede bu tür endişeler yok! 


Başbakan Erdoğan’ın kötü bir huyu var. Eleştirilmeye hiç gelemiyor. Mesela köşenizde Başbakan Erdoğan’ın hoşuna giden bir şey yazarsanız muhabbetle bir gece yarısı sizi arayıp içten konuşmaktan çekinmiyor ancak hoşuna gitmeyen bir eleştiri okuyunca hemen ‘birtakım medya’ya transfer oluyorsunuz. Bakınız: En son Dışişleri Bakanı’nın Myanmar seferini eleştiren köşe yazarınız! 


Neyse konumuz bu değil. Biz gelelim Başbakan Erdoğan’ın son geceyarısı telefonuna.
Önceki gün Başbakan Erdoğan olimpiyat şampiyonluğunu birkaç dakika önce kazanmış Aslı ile Gamze’yi telefonla ararken bunun canlı yayında yayımlanacağı planlanmış mıydı, hiç sanmıyorum. Ancak bir basın danışmanı böyle bir görüşmeyi planlayıp tam da TRT canlı yayınına denk getirdiyse bir madalya da ona takmak gerekir. Tüm Türkiye’nin duygularının tavana vurduğu anda Başbakan’ın sporcularımızı tebrik eden telefonu Başbakan’ın bir siyasetçi olarak diğer rakiplerine müthiş bir çalımıydı. Başbakan olarak da gönülleri fethettiği anlardan biri olarak canlı yayınlar tarihine geçti.

Şehidimiz Alevidir!

Kimi zaman saatler süren teorik tartışmalara hayatın pratiğinden yansıyan küçük bir fotoğraf karesi son noktayı koyabiliyor. Foça’daki son saldırıda şehit düşen er Özkan Ateşli’nin cenaze töreni de sanırım bunlardan bir tanesi. Şehidimiz Alevi bir aileden geldiği için hem kendi vasiyeti hem de ailenin isteği üzerine cenaze için ilk tören cemevinde yapılıyor. Sonrası biraz karışık. Alevilerin önde gelenlerinin deyişiyle ‘zorla’, ailenin demeçlerine bakarsanız ‘askerlerin isteği üzerine rızayla’ camiye götürülüp resmi tören orada yapılıyor. Sırf bu cenaze töreni bile aylardır televizyon stüdyolarında yaşanan teorik tartışmaların ne kadar önemli olduğunu bizlere fısıldıyor. Bilmem devletin resmi görevlileri o cemevine gidip bir şehite gerekli saygıyı gösterseler yüce devletimizin saygınlığından ne eksilirdi? Bu ülkede bir Alevi olarak yaşamanın zor olduğunu biliyorduk, ölmenin hatta şehit düşmenin ardından yaşananlara bakınca bu ülkede Alevi olarak ölmek bile zor.

Şambriyelde Jaws izlemek!

İzninizle kendimi tutamayıp konuya alengirli bir giriş yapmak istiyorum: “Bu Jaws filmlerini başımıza kim musallat ettiyse Allah onun layıkını versin!” Bunu söylememin nedeni üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede pek çok çocuğun bilinçaltında bir deniz korkusunun nedeninin bu ceberut film olduğunu bilmemdir. Ne zaman denize girsem çocukluğumun anılarından o filmden bir kare çıkar gelir. Panikle etrafa bakarım, kıyıdan uzaklaşmaya tırsarım. Bu korku öylesine bilinçaltıma nüfuz etmiş ki bir ara dalış sporuna merak sarıp bröveler alıp dalmaya başladım ama baktım millet denizin altında balıklara bakarken ben Jaws nereden çıkacak diye sağı solu kolluyorum. Nitekim bu yüzden dalış hobim uyduruk bir Jaws korkusuna kurban gitti. Bütün bunları anlatmamın nedeni dün bir GSM firmasının ilginç Jaws gösterimi oldu. Konyaaltı’nda yapılan gösterimde perde denizin kenarına kurulmuş. Millet şambriyeller ve can yelekleri ile Jaws’ı denizde izlemiş. Mısır satıcıları da Jaws şambriyelleri ile mısır satmışlar. Hakara makaraya bakar mısınız? Haberi okuyunca aklıma o zamanlardan bir şarkı sözü geldi: Allahım neydi günahım!

(Radikal gazetesinden alınmıştır)