İki hafta önce BAYKARA Meclisi’nde tartışılan “Avrupa’da ırkçılık” konusuna dair bir yazı kaleme almıştım. O yazıda, tarihî Hüseyin Baykara meclislerinden ilham alan günümüz Baykara Meclisi’ni çok kısa tanıtmıştım. Farklı alanlardan katılımcıların yer aldığı bu entelektüel ortamda edebiyatın yanı sıra güncel siyasi gelişmelerin de ele alındığını ifade etmiştim.
Bu çerçevede Hollanda’daki Demokrasi Forumu (FvD) partisinin güç kazanması ve Almanya’da artan İslamofobi örnek gösterilmişti. Geçmişte Avrupa’daki Türk toplumunun farklı kurumlarla kurduğu iş birliklerinin önemine de vurgu yapılmıştı. Ancak günümüzde bu ilişkilerin zayıfladığına işaret ederek, buna rağmen Avrupa’daki Türklerin hâlâ önemli bir potansiyele sahip olduğunu ve yeniden stratejik ortaklıklar kurularak yükselen ırkçılığa karşı denge oluşturulabileceğini ifade etmiştim.
“Baykara Meclisi’nde Avrupa’da ırkçılık tartışıldı” başlıklı yazım üzerine, Almanya’dan değerli dostum Bülent Bilgi önemli değerlendirmelerde bulundu. Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) eski Genel Başkanı olan ve TRT Türk’te dış politika ve Avrupa Türkleri üzerine programlar yapan Bilgi’nin görüşleri aşağıdaki şekildedir:
“Kıymetli Veyis abi merhaba… Sizin döneminizde yapılan çalışmalar elbette takdire şayan, ancak -özellikle 2015’ten sonra- Avrupa’da Türkiye’ye, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımıza -mevcut sisteme karşı eleştirileri ve bunları çekinmeden dile getirmesi hasebiyle- bakış açısı 180° değişti ve bu bahsettiğiniz organizasyon ve partilerle iş birliği yapmak -muhafazakar bakış açısına sahip olan Türk toplumu ve STK’ları için- mümkün olmadı maalesef; bırakın sadece dışlanmayı, bu kişi ve kuruluşlar adeta şeytanileştirilmişlerdi. Dolayısıyla 2015’ten sonra STK’larımızın faaliyetlerini -sürdürülebilirlik açısından gayretlerini- bu bağlamda değerlendirirsek, daha isabetli olur diye düşünüyorum.”
“Bir diğer husus ise, ben genel akımın tam aksine sadece sağduyulu kişi, kurum ve partilerle değil, “aşırı sağ” olarak nitelendirilen partilerle de görüşülmesi taraftarıyım. Zira geçmişte yaptığımız hatayı tekrarlamamamız gerekiyor ve bu kişi, kuruluş ve partileri “sol zihniyetli oportünistlere”, özellikle Türkiye’ye karşı olan ve Türk ismi taşıyan kişilere bırakmamalıyız diye düşünüyorum. Yani bulanık suyu, olabildiğince fazla temiz su ilave ederek, arıtmamız gerekiyor. Bu sıra dışı adım hem Türk toplumu adına, hem bulunduğumuz ülke, hem de Türkiye adına daha hayırlı olacaktır kanaatindeyim.”
Bu değerlendirmeler üzerine değerli dostuma, Avrupa’da şartların değiştiğini ve Türkiye’nin artan stratejik ve jeopolitik öneminin Avrupa’yı yeniden Türkiye’ye yönelttiğini ifade ettim. Bu durumun Avrupa Türkleri açısından da yeni bir fırsat sunduğunu dile getirdim. Sayın Bilgi de bu görüşe katılarak, rüzgârın döndüğünü; ancak bu değişimin Türkiye’ye yönelik bir anlayıştan değil, daha çok ihtiyaçtan kaynaklandığını belirtti ve siyasi, sosyolojik, kültürel, iktisadi, sportif ve medya ayağını kapsayan bir makro planın oluşturulmasını, bu tarihî fırsat penceresinin mutlaka iyi değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Hakikaten, küresel ve bölgesel gelişmeler Türkiye’nin stratejik önemini yeniden ön plana çıkarmıştır. Özellikle Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki çok katmanlı gelişmeler, Avrupa’nın Türkiye’ye olan ihtiyacını daha görünür hâle getirmiştir. Bu yeni tablo, Avrupa’daki Türk toplumu ve sivil toplum kuruluşları için dikkatle okunması gereken bir süreci işaret etmektedir.
Değerli dostlarım; Avrupa’daki Türk STK’ları, değişen uluslararası dengeleri doğru analiz ederek daha proaktif, çok yönlü ve cesur bir strateji geliştirmek zorundadır. Mevcut konjonktür, geçmişte olduğu gibi edilgen bir tutumla değil, aktif iş birlikleri ve genişleyen diyalog kanallarıyla değerlendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki, doğru zamanda atılacak adımlar, sadece Avrupa’daki Türk toplumunun konumunu güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda artan ırkçılık ve dışlayıcı siyasete karşı da önemli bir denge unsuru oluşturacaktır.
Veyis Güngör
5 Nisan 2026