“Avrupa Türkleri” kavramı sadece bir isim tartışması değildir...

Bundan önceki “Avrupa Türkleri kavramı güncelleştirilmeli” başlıklı yazım, farklı kesimlerden beklemediğim reaksiyonlar aldım.
Yazıda ele aldığım “Avrupa Türkleri” kavramı üzerine; akademisyenler, karar vericiler ve sivil toplum temsilcileri düşünce ve tekliflerini paylaştılar.
Ancak gelen yorumların önemli bir bölümü, günümüzde kavramın içeriğini şekillendiren şartlardan çok, hangi kavramın kullanılması gerektiği üzerineydi.

Gelen yorumlara geçmeden önce “Avrupa Türkleri” kavramıyla ilgili iki noktaya dikkat çekmek isterim.
Birincisi, bugün Avrupa’daki Türklerle ilgili kullanılan kavramlardır.
60 yıllık Avrupa Türk göç literatürüne baktığımızda en çok kullanılan kavramlar şunlardır:
-Avrupa Türkleri
-Avrupa Türklüğü
-Avrupalı Türkler

Bu üç kavram da birbirine yakın çevreler tarafından kullanılmaktadır.
“Avrupalı Türkler” kavramı söylem üstünlüğüne sahip ve daha yaygın görünse de,
“Avrupa Türkleri” ve “Avrupa Türklüğü” kavramları da ısrarla kullanılmaya devam edilmektedir.

Bunların dışında; Göç Türkler, Yurt Dışı Türkler, Almanya Türk Toplumu, Avrupa Türk Topluluğu ve Avrupa Türk Diasporası gibi tanımlamalar da mevcuttur.

İkinci nokta ise şudur: Biz yeni bir kavram arayışı içinde değiliz. Mesele, mevcut kavramların günümüz şartlarına göre yeniden değerlendirilmesi ve Avrupa’daki Türk topluluklarını kapsayacak şekilde güncellenmesidir.

Bu iki hususu hatırda tutarak; siyasetçilerin, akademisyenlerin ve sivil toplum temsilcilerinin yorumlarına geçebiliriz.

Ankara’dan arayan bir siyasetçi dostum, “Avrupa Türkleri kavramını bize sen öğrettin, şimdi de diyorsun ki ‘bunu yenileyelim’. Böyle yazılarla kafamızı karıştırma lütfen” dedi.
İstanbul’dan bir başka siyasetçi dostum ise şu yorumu gönderdi: “Reis, biliyorsun biz bu kavramı yıllar önce değiştirmiş, ‘Avrupalı Türkler’ demiştik. İlk kez 14 yıl önce konuşmuştuk bunları ve o kavramı oturtmuştuk. Şimdi ‘Avrupa Türkleri’ nereden çıktı, bunu kim yapıyor?”

Her iki dostuma da yeni bir kavram arayışında olmadığımı; ancak değişen şartların, kavramın yeniden tanımlanmasını zorunlu hale getirdiğini anlatmaya çalıştım.

Bilim insanlarından gelen teklifler arasında ise Avrupa Türkleri kavramına Kuman ve Peçenek kökenli toplulukların da dahil edilmesi gerektiği yönünde görüşler vardı. Örneğin Romanya’daki Sekellerin, Doğu ve Orta Avrupa’daki Kuman kökenli Türk topluluklarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Bir başka dostumuzun şu yorumu da dikkat çekiciydi: “Avrupa’daki sıradağların adı neden Alp? Doğu Avrupa neden Alban/Arnavut? Balkan neden Bulgar? Kuzey Avrupa neden Fin? Orta Avrupa neden Hun/Hungary?”

Sivil toplum temsilcilerinden ve Avrupa’da sayıları çok az olan düşünür dostlarımdan ise şu tür yorumlar geldi: “Diaspora’ deyiminden sonra, şimdi yeniden ‘Avrupa Türkleri’ deyimine dönüş yapmana sevindim. Evet, dediğin gibi Avrupa/Avrupalı Türkler kavramı mutlaka güncellenmelidir. Fakat mevcut temsil anlayışıyla bu iş maalesef olmaz.”

Evet, değerli dostlarım; hem küresel değişim, hem Türk Dünyası’nın gelişen gerçekliği, hem de Avrupa’daki yeni Türk toplulukları dikkate alındığında, ‘Avrupa Türkleri’ kavramının tanımlanmasında bir zihniyet değişimi kaçınılmaz görünmektedir.

Bu dönüşümün ateşini hiç şüphesiz akademisyenler, düşünürler ve yazarlar yakacaktır. Siyaset, medya ve sivil toplum ise bu sürecin hem aktörü hem uygulayıcısı olacaktır.

İşte tam bu noktada; Avrupalı Türkler, Avrupa Türkleri ve Avrupa Türklüğü kavramlarını kullanan çatı kuruluşlara tarihi bir görev düşmektedir.

Bu kuruluşlar, kavramın yeni şartlarda yeniden tanımlanmasına katkı sunacak uzmanlara imkân hazırlamalı; bu yönde bir iradenin, şuurun ve duruşun ortaya çıkmasına öncülük etmelidir.

Veyis Güngör
10 Mayıs 2026