Anarşist kavramı, genel anlamda çoğumuz için olumsuz bir çağrışım taşır. Aklımıza gelen ilk algılar; kaos, şiddet, kural tanımazlık, yıkıcılık ve düzensizliktir. Oysa anarşizm, siyaset felsefesine göre hiyerarşi ve zorunlu otoritenin olmadığı bir düzeni savunur. Bireysel özgürlüğü ve kolektif dayanışmayı öne çıkarır.
Gençliğimizde “Yıkılsın Düzen, Yaşasın Devlet. Savaşımız Vurguncu Düzenedir, Düzene” sloganını milletin duvarlarına yazdığımızdan mı bilmiyorum ama, toplumsal dayanışmayı ve insanın kendi kendini örgütleyebilme gücünü öne çıkaran bazı düşünürlere her zaman ilgi duymuşumdur.
İşte böyle bir yazı geçen hafta De Groene Amsterdammer dergisinin 23. sayısında karşıma çıktı. Job de Vrieze’nin kaleme aldığı uzun araştırma yazısı, Rus bilim insanı ve anarşist Peter Kropotkin hakkındaydı. Yazı, ABD Arizona Üniversitesi’nde çalışmalar yapan Judith Bronstein’in Berlin’de bir grup felsefeci, siyaset bilimci ve sosyal bilimci ile Kropotkin üzerine yaptığı görüşmeler ve yorumlardan oluşuyor.
Gelin, Rus anarşist Peter Kropotkin’in bazı görüşlerine birlikte göz atalım. Ancak önce kısaca hayat hikâyesine değinelim.
Peter Kropotkin, 1842 yılında Moskova’da bir sarayda, bir prens olarak dünyaya gelir. Sarayda hizmetçiler vardır. Küçük Peter; baloların, üniformaların ve katı hiyerarşinin hâkim olduğu bir ortamda yetişir. Rusya’nın en prestijli askerî akademisi olan İmparatorluk Page Korpusu’nda eğitim görür. Geleceği bellidir: Çarın hizmetinde parlak bir kariyer.
Ancak Kropotkin, içinde yaşadığı bu ayrıcalıklı dünyaya hiçbir zaman tam anlamıyla bağlanamaz. Öğretmenleri onu genç yaşlarda Fransız Devrimi’nin fikirleriyle tanıştırır. Gençlik yıllarında aristokrat kökenini ve sahip olduğu ayrıcalıkları sorgulamaya başlayan Kropotkin, ilerleyen yıllarda bu hayat tarzını fiilen reddeder.
Askerî kariyerine devam eden Kropotkin, genç yaşta subay olarak görev yapar. Bürokrasideki aksaklıkları ve devlet mekanizmasının hantallığını yakından görür. İktidar çevrelerinden uzak kalmak ve halkı daha iyi tanımak amacıyla Sibirya’ya tayinini ister.
Kropotkin, Sibirya’da köylülerin devletten büyük ölçüde bağımsız şekilde nasıl yaşadıklarını gözlemler. Kendi anlaşmazlıklarını nasıl çözdüklerini, kendi kurallarını nasıl oluşturduklarını ve hasat zamanı birbirlerine nasıl yardım ettiklerini görür. Ne polis vardır, ne hâkimler, ne de bürokratlar.
Merkezden gelen memurların yerel halka uygulamaya çalıştığı planların çoğu zaman yolsuzluk ve verimsizlik doğurduğunu gören Kropotkin, ordudan ayrılır ve bilimsel çalışmalara yönelir. Ancak zihnindeki sorular peşini bırakmaz:
Bir toplum nasıl örgütlenmelidir?
Adalet nedir?
Özgürlük nedir?
Marx, Proudhon ve Bakunin’i okur. Ancak aradığı cevapları tam olarak bulamaz.
Kropotkin, Darwin’in fikirlerinden hareketle geliştirilen katı rekabet anlayışına karşı çıkar. Doğada ve toplumlarda yalnızca rekabetin değil, iş birliğinin de önemli bir güç olduğunu savunur. Daha sonra yazacağı “Mutual Aid: A Factor of Evolution” adlı eserinde, insanların yalnızca birbirleriyle yarışan değil, aynı zamanda dayanışma kurabilen varlıklar olduğunu ileri sürer.
Kropotkin’in ideal toplumu; hiyerarşilerin en aza indirildiği, kararların aşağıdan yukarıya alındığı ve insanların karşılıklı yardımlaşma temelinde bir arada yaşadığı özgür bir toplumdur.
Peki, 2026 yılında ondan neler öğrenebiliriz?
Yazıda bu soruya şu şekilde cevap veriliyor: “Toplumlar yalnızca rekabetle değil, iş birliğiyle de ayakta kalabilir. İnsanlar ve topluluklar birçok sorunu merkezi otoriteler olmadan da çözebilir.”
Bu anlayışın günümüz Hollanda’sındaki karşılıklarını mahalle evlerinde, hukuk danışma bürolarında, gönüllülük faaliyetlerinde ve kooperatifleşme örneklerinde görmek mümkündür.
Ayrıca dünyadaki kutuplaşmanın, ekonomik eşitsizliğin ve güvensizliğin arttığı bir dönemde, insanların dayanışma ve karşılıklı güven arayışının yeniden önem kazandığı da ayrı bir gerçektir.
Evet, değerli dostlarım.
Töre’nin ve adaletin hâkim olmadığı bir dünya düzeninde Peter Kropotkin’in şu soruları hâlâ güncelliğini koruyor:
İnsanlar birbirleriyle neden iş birliği yapar?
Güç nasıl denetlenebilir?
Toplum daha adil ve daha özgür nasıl olabilir?
Belki de Kropotkin’in bugün hâlâ okunmasının nedeni, bize toplumların yalnızca rekabet üzerine değil, dayanışma üzerine de kurulabileceğini hatırlatmasıdır.
Veyis Güngör
7 Haziran 2026