30 Ağustos'ta AKP'ye karşı zafer mi kazanılıyor!

ESKİNİN cumhuriyet mitinglerinde bayrak sallayarak yürüyen "konken kadınlarından", toplantılarda durup dururken hep birlikte 10'uncu Yıl Marşı söyleyenlerden, bugünün Cumhuriyet Bayramı'nda yurtseverliği AKP düşmanlığıyla özdeşleştirip en yurtseverin hangisi olduğuna gazetelerin bayrama ne kadar yer ayırdıklarına bakarak karar verenlere kadar bu toplumda Kurtuluş Savaşı'na ve Zafer Bayramı'na sahip çıkmanın AKP'ye karşı içerikli bir muhalefet olduğuna inanan bir kesim vardır.
Cumhuriyete sahip çıkmak ile AKP'ye düşman olmanın eşitlendiği bu tehlikeli ideolojik ortam nedeniyle tedavi edilmekte olan bir Cumhurbaşkanı'nın tedavisi nedeniyle bazı programlarını iptal etmesi bile Zafer Bayramı'nın ve cumhuriyetin değerini azaltmak olarak yorumlanabiliyor.
Bu cephedeki uç noktalarda olan insanlar (ki o cephede bunlar çoğunluğu oluşturuyor olabilirler), bunu AKP'nin Atatürk'ün adını bu toplumda mümkün olduğunca az söyletme çabasının bir parçası olarak görüyorlar.
Bütün bu olan biteni bir deli saçması olarak nitelendirip, o kesimi kendilerinin artık tarihin çöplüğüne düştüklerini görünceye kadar rahat bırakmak tabii ki mümkündü.
Ancak onların yarattığı söylem, ideolojik ortam nedeniyle cumhuriyet rejimimiz üzerine sağlıklı diyalog kuramıyoruz.
AKP'ye muhalif, hatta düşman olmak cumhuriyet rejimine sahip çıkmakla özdeş sayılınca, ülke çok tehlikeli biçimde bölünmüş oluyor. Cumhuriyete gerçekten içerikli biçimde sahip çıkmak isteyenler de temelde tavırlarından utandıkları bu insanlar nedeniyle kendilerini gizlemek zorunda hissediyorlar.

MASAL DÜNYASI
AKP ile cumhuriyet rejimi arasında bir çelişki veya zıtlık olduğu varsayımı, laiklerin kendilerini rahatlatmak için oluşturdukları bir şehir efsane-sidir. Bu efsane, o kesimin hayattaki bütün tavırlarına, görüşlerine temel oluşturur.
Çoğu nedenlerini tam bilemeden Erdoğan'dan ve AKP'den nefret ettiklerini sanırlar, zorlanıp varsaydıkları nefretlerine bir gerekçe bulmak zorunda kaldıklarında cumhuriyet sevgisinden ve AKP'nin cumhuriyet karşıtlığından bahsederler.
Bir örnek vermeleri istendiğinde somut bir şey de söyleyemezler, ondan sonra gizlenen hedeflerden filan bahsedilmeye başlanır ve komplo dünyasının saçmalıklarına geçilir.

CUMHURİYETE İÇERİKLİ BİÇİMDE SAHİP ÇIKMAK
Eğer bizler bu cumhuriyete içerikli ve gerçek biçimde sahip çıkacaksak, cumhuriyet ile AKP arasında bir karşıtlık ve zıtlık olmadığı gibi, aslında AKP ortaya çıkmasaydı bu cumhuriyet rejiminin çoktan çökeceğini, Atatürk'ün önderliğinde verilen büyük mücadelenin ve kazanılan büyük zaferin sonucunun bir anda ortadan yok olabileceğini görmeliyiz.

HAİN SAYILMAMA BU BİLE YETER
Sadece bir önceki paragrafım bile bazı çevreler tarafından hain ve cumhuriyet düşmanı olarak görülmem için yetiyor bu ülkede, kızgınlıklar artar, küfürler gelir. Çünkü hiçbir insan ezberinin bozulmasını istemiyor.
O ezberine uygun hayal dünyasında yaşayıp gitmek istiyor. O dünyada yanlış anladığı cumhuriyete sahip çıkan kendisi gibi insanlar AKP'ye de düşman ve muhalif olmak zorundadırlar.
Özeleştiri yapmak ve rejimin içeriği hakkında gerçekten düşünmek işlerine gelmez; çünkü düşünmek düşmanlıklar üzerine kurdukları masal dünyasını çökertecektir.
Kuruluş yıllarında cumhuriyet rejimi, iç-dış ve ekonomik zorunluluklar nedeniyle dini, rejimin içine yeterli ve tatmin edici biçimde dahil etmeyi ihmal etti. Bu yüzden kuruluş yıllarında cumhuriyet rejimi sakat doğdu.
Bu ihmalin konjonktürel olduğu ve sistem sağlamlaştıktan sonra konunun yeterli güçle ele alınacağı yolunda Atatürk'ün konuşmalarında verdiği izlenim vardır.
Ancak Atatürk öldükten sonra cumhuriyet rejimi, kuruluş yıllarında dini dışlamış haliyle kemikleşip kaldı. Ve bazı dönemlerde bu durum, dindarlara karşı aktif kötülük sürecine de dönüştü.

MENDERES'İN İDAM NEDENİ
Bir tek Demokrat Parti bu sistemi değiştirmeye ve dindarlara bu toplumda hak ettikleri yeri vermeye çalıştı. (Ben, Menderes ve arkadaşlarının askerler tarafından idam edilmelerinin gerçek nedeninin bu olduğunu düşünüyorum. Bu şimdi aklıma gelen bir şey de değil, yıllardır üzerinde çalışmış olduğum doktora tezimin de sonucudur.)
Bu ülkede darbelerin, postmodern olanlarının, sonunda silahlanan derin devletlerin gerçek amacı, dini cumhuriyet rejimi içine sokturmama gayretidir.
Bazı laik iktidarlar, büyük işadamlarıyla ve büyük medyayla kurmuş oldukları ahlaksız ilişkiler nedeniyle laikliği, kendilerini zengin ederken halkı soyma yolu olarak da yorumladılar.

TÜRK BAHARI TEHLİKESİ
AKP seçilmeden 6 ay öncesine bir bakarsanız, ülkede bir iktidarın görüntüde olduğunu görürsünüz ama bu iktidarım meşruiyeti katiyen kalmamıştı ve halkın önemli bölümü bu iktidardan iğrenmeye başlamıştı.
Dönemin merkez medyası buna rağmen o iktidara çok net destek vermeyi sürdürüyordu. Bu kurulmuş olan ahlaksız düzene karşı halkın tepkisi o kadar fazlaydı ki, insanlar neredeyse isyan etme aşamasına gelmişti.
Türkiye adım adım Araplardan önce kendi baharını yaşamaya doğru gidiyordu.

AKP, CUMHURİYETİ KURTARDI
6 ay sonraki seçimde AKP iktidara gelmeseydi cumhuriyet rejimi gümbür gümbür çökecekti. AKP hem din nedeniyle kendilerini dışlanmış hisseden kitleleri rejimin içine çekti, hem de rejim içinde büyük bir stresi ortadan kaldırdı.
Bence hayatlarını AKP'ye düşmanlık üzerine kuranlar ve cumhuriyete sahip çıkınca bu düşmanlıklarını gösterdiklerini sananlar, olan biten üzerine biraz daha derinlikli düşünsün ve AKP'ye kızacak yerde ona şükretmeyi öğrensinler.
Bunları dün Zafer Bayramı kutlamalarına bakarken ve yapılan bazı yorumları okurken düşündüm. Gecikmiş bir Zafer Bayramı yazısı olarak sizinle paylaşayım dedim.

(Haber Türk gazetesinden alınmıştır)