Kıbrıs’ımın Temmuz 1974 öncesi var olan her sokağında, her yolunda, her köyünde bir hatıram var. Adanın en Doğusunda, Karpaz yarımadasının ucunda yer alan Zafer Burnundan en batısındaki Baf’a kadar heryerini karış karış dolaşmıştım mücahitken.

 

1955-1974 arasında yer alan ve Kıbrıslı Türklerin özellikle bilinçli bir şekilde soykırıma uğratıldığı “Karanlık Yıllarda” her bölge ayakta kalabilmek ve var olabilmek için gerçek bir kahramanlık gösterdi.

 

Ben bu yılları anavatanımız Türkiye’nin “Kurtuluş Savaşı” yıllarına ve mücadelesine benzetirim.

Tüm Türk bölgeleri, o dönemde kendilerinin bazen 5 katı bazen de 10 katı sayıdaki en modern silahlarla donatılmış Rum milislerin saldırılarında kahramanca korumuş, destanlar yazmışlardı.

 

Bunların arasında beni en çok etkileyen ve sıralamaya koyduğumda en üst sırada yer alan Baf’ın kahraman Erdoğan, Mustafa ve Mehmet Çakır kardeşleridir.  Bölgelerini savunmak, ailelerini, eşlerini, annelerini, babalarını ve çocuklarını korumak için, kanlarının son damlasına kadar kahramanca savaşan ve kalleşçe öldürülen “Üç Çakırlar”, aklıma geldikçe gözlerim nemlenir.

 

Onları hiç tanımadım. Sadece resimlerini gördüm, arkada bıraktıkları çocukları ve eşleri ile görüşebildim. Keşke tanıyabilip, ellerini öpüp, sarılabilseydim onlara. Kısmet değilmiş…

Ama yüreklikleri yüreğimde, kahramanlıkları kalbimde, hatıraları da hafızamda. Herhalde giderken beraber götüreceğim bunları da.

 

Listemin ikinci sırasında ise Yeşilırmak var.

Köyün kurucusunun Yusuf Mustafa olduğu rivayet edilir. 1913 yılında Yusuf Mustafa Lefkoşa-Baf yolu üzerindeki tarlasına küçük evi ile birlikte birkaç odalı bir de han yaptırınca, Yeşilırmak hayat bulmaya başlar ve bu tarihten sonra da Yeşilırmak’a göçler başlar.

Bölgede CMC’nin kurulması ile merkezi kasaba haline gelen Yeşilırmak, 1950’den sonra bayağı gelişme gösterir. İşçilerin haftalıklarının ödeme günü olan Cumaları bu köyün en canlı olduğu gündür. Pazar yeri kurulur, işçilerden çarşıya akan para, köye müthiş bir canlılık getirir. Köy artık kasaba olmak yolundadır.

 

Yeşilırmak’ın Milli Mücadelemize katkısı 1955’lerde başlar.

1 Nisan 1955’de EOKA’nın faaliyete geçmesi ile Yeşilırmak içindeki Rumları göç verir ve Türk köyü haline dönüşür.

 

1957 yılında kurulan ve 1958 yılında faaliyete geçen TMT’ye Yeşilırmak’ta neredeyse herkes, diğer bölgelerde olduğu gibi coşkulu bir şekilde gönüllü olarak katılır. 1963-1974 döneminde ise Yeşilırmak gerçek bir destan yazar. Köyün dışındaki stratejik tepelerin üstüne Cenk Komutanın (Tüm Gn. Ali Fikret Atun) dahiyane bir şekilde, çok stratejik mevkilere inşa ettirdiği mevziler, Rumlara hiçbir zaman Yeşilırmak köyüne girmek şansını vermez.

 

16 Ağustos 1974 akşamüstü BM’nin ilan ettiği “Ateşkes” çağrısı ile 2. Barış Harekatına son verildiği zaman, Batı bölgesinde harekatın ileri hattında çarpışan Komando Tugayı Lefke’yi ele geçirmişti ve daha ileriye gidebilmek zamanı olmadığından Gemikonağı kasabasının batısında konuşlanmak zorunda kalmıştı.

Komando Tugayı ile Yeşilırmak arasında yaklaşık 9 km’lik bir mesafe bulunmaktaydı.

 

Arada kalan bölgede Rum Milli Muhafız Ordusu olabileceği için ilk bir hafta Lefke ile bağ kuramamış olan Yeşilırmaklı’lar, ortamın yatışmasını bekledikten sonra Gemikonağı civarında konuşlanmış olan Komando Tugayına giderek, Tugay’ı Yeşilırmak’a çağırmışlardı.

 

Bu çağrı üzerine, ateşkes ilanından özellikle neredeyse 20 gün sonra herhangi siyasi bir sorun çıkmaması için Yeşilırmak’a önce Mücahitler gitmişler ve Rumlar tarafından herhangi bir karşı koyma ile karşılaşmadıklarından dolayı 5 Eylül 1974 günü yani bundan tam 38 yıl evvel, bölgeyi olduğu gibi Kıbrıslı Türklerin kontrolü altındaki topraklara katmışlardı.     

 

Yeşilırmak gerçekte bugünkü KKTC topraklarına kendi isteği ile “İlhak” olmuştur, yani katılmıştır. Bu nedenle Yeşilırmak benim kafamda ikinci sıradadır. Bu gün yaşamlarına devam eden kahraman Yeşilırmaklı Mücahitleri ve Mücahideleri kutlarken, şehitlerimizi de rahmetle anarım. Çok büyük bir iş başardılar.