Uyanma zamanı gelmedi mi sence?

Her ne yapıyorsan şu an dur.

Kaç yaşındaysan dur ve düşün. Hayatının ne kadarını kendin için yaşadın. Doğduğun andan itibaren ailenin, akrabalarının, çevrenin, arkadaşlarının, çocuklarının, patronunun, iş arkadaşlarının beklentileri. Tüm bunların içinde ne kadarı sensin. Ne kadarında kendin olabildin.

Elbette sosyal varlıklarız ve uyum içerisinde bir şekilde ahengi yakalamalıyız. Bunun için bildiğimiz, öğrendiğimiz, öğretildiğimiz kadar sosyal olmaya çalışıyoruz. Bir sürü rolümüz var hayatın içinde. Evlat olarak, kardeş, eş, anne, baba, kuzen, yeğen, patron, çalışan… Uzayıp giden sonsuz bir liste. Her biri ayrı ayrı elbette değerli, önemli. Fakat unutma sen hiçbir rolünden daha az değersiz ya da önemsiz değilsin.

Bağımlılıklarımızı aşk, sevgi, fedakarlık, vicdan, kariyer elbiselerini giydirip giydirip ruhumuzu işkenceye saldığımızı keşke görebilsek. Doğduğumuzda hiçbir rolümüz yoktu ve biz vardık. Tanımlar üzerimize yapışmadan da biz vardık. Sevilmemekten korkmadığımız zamalarda yine biz vardık.

Buraya kadar en çok kendimi ayıklamaya, uyandırmaya çalıştım aslında. Uzun zamandır kalemimde, sözümde, özümde karmaşıktı ve susmuştu. Korkarız karmaşık ve belirsiz ve kaygan zeminde olmaktan halbuki işte tam da orası uyanmaya en yakın olan noktadır. Yaşadıklarınız, okuduklarınız, konuştuklarınız, gördükleriniz, duyduklarınız eğer ruhunuzda çalkantılar yaratabiliyorsa kendinize yolculuğunuz devam ediyordur. Yok tepki vermiyor ve her şeye alışmışsanız orada ruhunuzla bedeniniz artık aynı düzlemde değildir. Eyvallah çekmenin bile altında bilgelik yoksa ben merkezcilikte zirve yapıyorsundur; hayırlı olsun.

İlişki Odaklı Bağımlılık

Hayatınızdaki insanlarla ilişkinizin temeli neye dayanıyor?

Sadece sevgili/eş olarak değil aslında bağımlılıklarımız. En çok çocuklarımıza bağımlıyız. Kendimizi tüm olarak onlara adıyoruz ve karşılığında o çocukların göbek bağı hiç kopmasın istiyoruz. Yoksa helal edilmeyen sütler, süpürge edilen saçlar, kendi hayatından nasıl onlar için vazgeçtiğine dair bitmeyen duygusal baskılar… Ve sonrasında çocuklarımız sorunlu ilişkiler yaşadığında vay efendim ben yemedim yedirdim, kendime yapmadım ona yaptım, bu çocuk neden böyle oldu diye isyanlar. Kendine sormalısın önce bu soruyu; Neden acaba böyle oldu bu çocuk? Çocuğun sana emanet edilmiş bir ruh,birey. Senin kölen, eksiklerinin kaybolan parçası, senin ikizin değil. Ayrı bir ruh, varlık; bu dünyaya kendi deneyimi için gelmiş ve bu noktada aile olarak seni seçmiş. O kadar.

Kolay bir durum değil elbette buradan bakabilmek çünkü bizde aynılarını gördük ailemizden, sülalemizden nesillerdir. Bağımlılığı sevgi olarak algıladık, öğrendik, yaşadık. Bağlı olmakla bağımlı olmak arasındaki ince fakat sınırsız farkı görmeliyiz artık.

Hayatımızdaki kişide bizim yol arkadaşımız ve bir gün aynı yolda yürümek istemeyebilir.

Yoksa bağımlılıkların içimizde yarattığı ruhsal, zihinsel, duygusal tıkanıklıklar yüzünden bitip tükenmek bilmeyen hastalıklarla uğraşmaya mahkumuz. Şuan ne yaşıyorsan sebebi sadece ama sadece sensin. Senin seçimlerin, inançların, doğruların…

….

Uzun bir aradan sonra yeniden yazmaya başlayınca bundan sonraki yazıların içerikleriyle ilgili ufak ipuçları vermek istedim. Her bir ara başlığı teker teker inceleyip farkındalık arttıracağımız çalışmalarla paylaşmaya devam edeceğim.

Kendine sahip ve sev onu. Hiç kimse senden daha değerli değil.

YORUM EKLE
banner647

banner521

banner559

banner646