NEVSAL ELEVLİ

LONDRA

Mario Frangoulis, dünyaca ünlü tenor,  inanılmaz yakışıklı alçak gönüllü devamlı gülen biri. Sahne de ise birden devleşiyor, muhteşem sesi ile insanları hem duygulandırıyor hem heyecanlandırıyor. Ayrıca çok yardımsever, genç müzizyenlerin elinden tutuyor, her türlü yardımı yapıyor. Karizmatik, konuşkan ve etkileyici. O kadar kendiyle barışık ki herkesle  sohbet edebiliyor. Türkleri çok seviyor, Türk müzisyen ve orkestra şeflerinin muhteşem olduğunu söylüyor. Ünlü tenor “Ege denizi Yunanistan ve Türkiyenin arasında. Biz komşuyuz. Uzaktakilerin lafını dinlememeliyiz ve iyi komşu olmalıyız “ diyor.

Genelde  1 ay 4 ay verilen  Maria Callas bursunu 4 yıl için alan ilk kişi.  

Zamanın en güçlü  prodüktörü Sir Cameron Mackintosh Mario Frangoulis'i Londra'da West End'de Les Misérables oyununda ‘Marius’ karakterini canlandırması için seçti ve kısa bir zaman sonra Sir Andrew Llyod Webber tarafından Phantom of the Opera oyununda ‘Raoul’ karakterini  canlandırdı. Ardından Maria Callas bursunu 4 yıllık kazanan sanatçı Pavorotti yarışmasında da birinci oldu.

Frangoulis yeteneğini hem müzisyen hem aktör olarak geliştirdi, bir sürü farklı karaktere hayat verdi. ‘New Millennium’da binlerce kişi arasından West Side Story oyununda ‘Tony’ karakterini canlandırdı.

Blue Sky dikkat çeken albümlerinden biri oldu. “Çocukluğumdan beri ‘ New York New York’, ‘So in Love’, ‘Blue Skies’ gibi harika şarkıları kaydetmeyi hayal ettim” diyor.

Bir çok kez Türkiye ye gelen ve konser veren Mario, Türkiye’ye ait her zaman aklımda ve kalbimde sonsuza kadar kalacak çok güzel anılarım var.  İstanbul’a ilk kez Yunan ve Türk müzisyenlerin olduğu bir konser için gelmiştim. 5.000 kişilik olan konser biletleri çok kısa zamanda tükenmişti. orkestrada sadece 4-,5 Yunanlı müziyen vardı. Orkestra şefi dahil hepsi Türktü.  Seyirciler muhteşemdi. Ben de çok mutlu olmuştum.

Ayrıca anneannem İstanbullu olduğu için bize anlattığı çok güzel hatıralar vardı. Hatta anneannemin mutfağı ve yemek yapma biçimi çok eşşizdi.

Mario ile samimi sohbetimiz;

Biraz çocukluğunuzdan bahsedelim mi ? Zimbabve de doğdunuz. Nasıl oldu ?

--Büyük büyük babam kaptanmış, Kasos’ta yaşıyorlarmış. Ailesini alıp Afrika’ya gitmişler. Babam ve iki kardeşi Zimbabve’de doğmuş. O zamanki adıyla Rodezya. Babam annemle evlenmeden önce evliymiş. Sonra annemle evleniyor, iki oğlu oluyor. Abim ve ben.4 yaşındayken Yunanistan’ a geldik.

Çocukluğunuz hüzünlüymüş, doğru mu?

-Evet hazindi. Afrika’dan anneannemi görmeye ve oradaki ailemle tatil geçirecektik. Bir gün deniz kenarından eve geldik,  mutfaktaydık ve hiç unutmam karpuz yiyorduk. Annem dükkana gidiyorum dedi erkek kardeşim de onunlaydı. Geri dönecekler diye bekledim ve hiç geri gelmediler. Hiç beklemediğim bir şeydi ve kimse beni psikolojik olarak hazırlamamıştı. Annem teyzeme beni bir iki ay sonra gelip alacağını söylemiş 4 yıl sonra  geldiler. Hayatımın yarısından fazlası  onları görmemiştim.  8.5 yaşındayken gördüm. O zamanlar internet falan yoktu. Kalbimde üzüntü vardı.  Teyzem Lula ve eniştem bana çok sevgi gösteriyordu. Beni teyzem Lula ve eniştem George yetiştirdi. Çok sevgi verdiler. Her yere her yere götürdüler, tiyatro, sinema konserler.  Atina’daki diğer kuzenlerimle  vakit geçirdim. Bu arada okula başlamıştım. Yunanca da öğreniyordum. Ve tabii İngilizce.

Annene sordun mu seni niye bıraktığını?

- 8.5 yaşında gördüğümde bir şey demedi, çok genç olduğum için izahatın gereksiz olduğunu,  Afrika’daki politik durumlar nedeni ile hareket imkanlarının kısıtlı olduğunu ve hayatlarını tehlikede olduğunu düşündüklerini söyledi.  Benim şanslı olduğumu çünkü teyzemle kaldığımı söyledi.  Onların hayatları tehlikedeymiş.

Kardeşini  görüyor musun?

Erkek kardeşimle çok farklıyız.  Çocukken arabalarla oynardık. Ona “ne olmak istiyorsun” diye sorduğumda, pilot olmak istediğini söylerdi.  Hayallerini gerçekleştirdi sayılır. Uçaklarda çalışacak olan ekiplerin organizasyonunu yapıyor.  Onunda sesi  güzeldi. Bariton sese sahipti ama hiç önemsemedi.  İyi bir aktör de olabilirdi çok iyi taklit yapardı.

Sesini nasıl keşfettin ?

- Afrika da Mario Lanza yı duymuştum. O zamanlar 3 yaşındayım.  4.5 yaşıma kadar onun hayranıydım. Bu arada babam klasik müzik çok severdi ve çok iyi piyano çalardı. Piyano evimizin alt katında oturma odasındaydı.  Piyanoda babamla çok vakit geçirirdim.  Ve İngiliz çayı içerdik.

Her zaman sesim çok yüksekti. Küçük yaşlarda bile tenor gibi söylerdim. Çok radyo ve plak dinlerdim. Ama kendimi hep normal görürdüm hiç şarkıcı olacağımı düşünmemiştim. Normal şarkı söyleyen biriydim.

Ve kemanı keşfettim

  Bir  gün teyzem “ en sevdiğin müzik aleti ne?” diye  sordu.  Ona “keman” dedim. Oda bana “keman müzik aletlerinin kralı” cevabını verdi. Ben bunu duyunca “tamam simdi ben “kral” olacağım “ dedim, ve keman  ögrenmeye başladım. Konservatuara başladım.  Ruhum, kulağım ve kalbimle çalıyordum.  Öyle bir teknikle falan değil. Dersleri geçebilecek kadar. 14, 15 yaşıma geldiğimde iyi bir kemancı olmuştum.   O yaşta “en iyi kemancı ödülünü aldım.  Keman  çalabilmek beni iyi bir sarkıcı yaptı. Bunu şimdi anlıyorum. 

Afrika’ya gidiyor musun, özlüyor musun?

Evet çok özlüyorum, ailemin çoğu orada Zimbabve’de ve Güney Afrika da.  Kuzenlerim babamın kardeşleri hepsi orada. Bir kere  Afrika’ya konser için gittim  Johannesburg’a, bütün biletler satılmıştı. Çok mutlu olmuştum. Ve oranın sanatı, el işlerini gördüm, Afrika nın benim bir parçam olduğunu anladım. Ne de olsa bir tarafım ordaydı. Enerjimin oradan geldiğine inandım. Babamın enerjisi de böyle. Erkek kardeşim ve arkadaşlarım hepsi enerjikti. Çok güneşli, gizemli, esrarengiz ve tabiatı olan bir yer.

Bir çok ülkede konserler verdin. İzleyiciler farklı mı ?  

Oldukça değişiyor. Asya örneğin. Çin,Japonya,Taiwan çok heyecanlı izleyiciler. Özellikle Japonya. İnanılmaz. Bangkok da öyle. Ve tabii Yunanistan ve Türkiye de izleyiciler çok tutkulu. Bunu hissedebiliyorsunuz. Avrupa da öyle. Amerika da öyle sanatçıyı çok güzel kucaklıyorlar. Amerika yi çok seviyorum. Orada çok konserler verdim. Büyük orkestralar eşliğinde. Ve bana çok iyiydiler.  Chicago filarmonik. Baltimore ve  Boston senfoni eşliğinde. Gençliğimden 26 yaşımdan itibaren hep benimleydiler. 2000 yılında Sony Classical ile anlaşmadan sonra yalnız olmadığımı biliyordum. Orada hem tecrübe hem de Amerikan izleyicisine sevgim oldu.

Türk izleyicileri nasıl?

Onları çok seviyorum. Yunanlılara çok benziyorlar. Aynı duygu,his ve tutkuya sahipler.  Hatta Türk izleyici biraz daha abartılı, ve ben bu dramayı seviyorum. Türkiye ye gelmeyi çok seviyorum. Çok güzel arkadaşlarım var. Hakkımda da çok güzel yazılar yazdılar. Yakın dostlarımın bazıları Türk. Çok güzel ev sahipliği yaptılar. Ne kadar acayip bir bakıma, politika açısından farklı. Tam zıttı. O kadar benziyoruz ki. Yemeklerimiz . Ben mesela anneannemden öğrendiğim dolma ve patatesli fırın tavuğu yapıyorum.  

Her ülkede kadın hayranlarınız var.size aşık olanlar bile.  Bu konuda ne hissediyorsun?

Çok güzel bir duygu. Sadece kadınlar değil izleyicilerin beni beğenmesi muhteşem güzel. Ama onlar beni değil sahnedeki Mario yu seviyorlar

Romantik misin?

Eveeet hem de çok. Örneğin güzel bir günbatımı etrafa saçılan altınımsı renk içimi müthiş bir sevgiyle dolduruyor ve ümit veriyor. İyi bir insan, ve sanatçı olmamı sağlıyor. İnsanlara bir şeyler verebilmelisin hayatta. Bir ilişki içeresindeyseniz de yüzde yüz onun için orda olmalısın.  Geleceğe birlikte teslim  olmalısınız. Ve çalışmalarını da yararlı hale getirmek gerekiyor. Örneğin savaşlarda çocukların günahı ne.  Ukrayna da  kaç çocuk babasız evsiz kaldı. Çok üzülüyorum. Okul yok hastane yok.  Kalbim inciniyor. Onlar için elimden geleni yapıyorum

 Oyunculuğa geri dönmek ister misin?

-Oyunculuk benim ilk yaptığım şeydi. Hep oyuncu olacağımı düşünmüştüm. Drama okulunda keşfettiler beni. Çok gençtim, tek başıma söyletirlerdi. Ama kendimi hiç sarkıcı düşünmedim.  Maria Callas, Placido Domingo Leyla Gencer i dinlerdim, çok beğenirdim ve benim için şarkıcı onlardı. Benim onlar gibi olmam mümkün değildi. Sıradan bir şarkıcı olmak istemezdim. En iyisi olabilmeyi isterdim. Bu yüzden kendimi oyunculuğa verdim. Londa’da drama okullarına gittim. Bütün okullar beni kabul etti. Ben Guildhall Müzik okulunu tercih ettim..  Guildhall da muzik ve drama okulunu seçtim. Hem Shakespeare Compay’nin yanıydı hem de Barbican kütüphanesinin  yanı.  Oyuncuları çok severdim. Ve çok çalışırdım  Lauwrence Olivier en çok sevdiğim aktördü. Ve Marlon Brando . Lawrence olivie bana örnekti Marlon Brando yeni bir dönem oyunculuğu sergiliyordu. Onun oyunculuğu çok yüksek sesli değildi ama çok modern ve tazeydi.

Le misareble da da oynadınız

-Aslında çok tesadüf oldu. Leicester Şquare gidiyordum,   Palace tiyatrosunun  önünde onlarca insan gördüm. Ses sınavı olduğunu öğrendim. Nasıl bu sınava girebilirim diye sorunca “sadece bir numara al ve bekle” dediler. Öyle yaptım..  Bu arada  Maria Callas  bursunu kazanmıştım. Üstelik 4 yıllık burs. Bu bir ilkti. Çok şaşırmıştım. Kendimi aktör sanıyordum.

Çok kişilerle duet yaptın en çok kimi sevdin?

Benim ilk duetim le Misarable da Peter Calley”ydi. Bu arada okuldakiler oyunda oynadığım için konsentrasyonumun dağıldığını düşünüyorlardı. Ben “gelin beni dinleyin beğenmezseniz bursu alın” dedim. Ve çok beğendiler. Tamam dediler.

 Kahramanlarınız ?

Benim kahramanlarımdan biri,  Justin Heywood (moody blues.) Çok sevdiğimi biri ondan sonra Placido Domingo. Onunla iki konser yaptım ve bana  yıllardır opera söylüyormuşum gibi  davrandı ve çok zaman ayırdı.

En çok kimse düet yapmak istersin ?

Evet var ama.  Bilemiyorum gerçekleşir mi, Barbara Streisand, muhteşem olur. Onunla çok benzer taraflarımız var. Dans ediyor, oynuyor ve söylüyor.

Boş zamanlarında ne yaparsın?

Boş zamanlarımda tiyatroya gitmeyi  çok seviyorum arkadaşlarımın eserlerini izliyorum, çok film seyrediyorum. Kışın yazdan daha  farklı. Yazın yazlık evime gidiyorum, yüzüyorum, ama kışın öyle değil. Ateşini  yanında oturup kitap okuyorum ya da opera söylüyorum. Neler yaratabilirim diye çalışmalar yapıyorum.

Pandemi herkesi etkiledi,. zamanı nasıl geçirdin,  

Çok kötüydü,  hayatım  çok değişti, kendimi iyi korudum. Şarkı söyledim, egzersiz yaptım. Ne tür pselnedrimeler yapacağımı düşündüm. Çoğu zamanı zaten New York ta geçirdim. Uzak mesafe parkta arkadaşlarımla buluşuşordum  yalnız birbirimize sarılamıyorduk. İnsanla teması kaybediyorsunuz. Ve tabii Broadway i bomboş görmek çok üzücüydü.

Kaç albümün var?

22 bir tane var. Yenisi üzerine çalışıyorum.  Carmina Bruno yu kaydettim. Önümüzdeki yıl piyasaya çıkacak.

Dünyadaki finansal kiriz düzelecek diyorlar,  sence?

Büyük  krizin covid olduğunu düşündük ardından Putin savaş başlattı herşey altüst oldu. Zaman alacak.

Bundan sonra dünya politikasını nasıl görüyorsunuz?

 Bilemiyorum, ama Amerika Trump sız daha iyi. Benim için ırkçıydı. Amerikayı ikiye böldü. Putin i severdim ama bu yaptığı çok fena

Müzik ruhun gıdası diyorlar, opera ?

Ben operadaki ihtirası seviyorum. Tutku var son hüzünlü. Ben seksi bir kahraman ve mutlu son seviyorum

En büyük rüyan?  

Daha çok aktörlük yapmak istiyorum  Yunan tarihi tiyatrolarında, Türkiye de Bergamo Efesus ta Yunan trajedilerini sergilemek isterim. Türk lerle birlikte.

Pavorotti nin tahtına seni layık görüyorlar

Kimse onun tahtına oturamaz. Onu hiç unutamam. Onunla oturdum. Bana çok cömert ve samimiydi. Sesimin çok güzel olduğunu söyledi ve bu bana çok ilham verdi.

Ama ben Mario olmak istiyorum.

Çok şeyler ögrendim ama kendiniz olmalısınız.

 Türk ve Yunan hükümetlerine bir mesaj vermek ister misin ?

İki ulus arasında barışı korumalıyız. Dost olmalıyız. Ege denizinin etrafındayız. Komşuyuz. Birbirimizi sevmeliyiz. Ve uzaklardan karışanlara izin vermemeliyiz.  

Gençler arasında opera çok popüler ve çok genç tenör olmak istiyor. Vermek istediğin mesaj var mı ?

 Günün her saati çok çalışmaları lazım. Opera diğer müzikler gibi değil. Olgunlaşmaları gerek. Opera dağın en uç noktasına ulaşılması mümkün olamayan noktaya ulaşmak gibi. Hemen olmuyor. Ve tabii gençken 22,23 gibi yaşlarda üne kavuşmak istiyorlar. Bu çok erken. Tabii ben söylemeyin demiyorum ama yavaş yavaş tırmansınlar merdivenleri.