banner815

Turhan Çömez: Erdoğan’ı bu çeteyle ilgili uyardım

AK Parti eski milletvekili Turhan Çömez, Sözcü gazetesinden Özlem Gürses'e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Çömez, Ergenekon sürecini anlatırken, "Erdoğan'a mektup yazıp, bu çeteyle ilgili uyardım" dedi.

Turhan Çömez: Erdoğan’ı bu çeteyle ilgili uyardım
banner560

İşte Özlem Gürses'in Çömez ile yaptığı o söyleşi:

Ergenekon’dan yargılanan Çömez, o dönemde, yani 2009’da Erdoğan’ı mektupla uyardı: Bugün ahlaksız bir çete, namuslu, yurtsever insanlara zulmetmekte. Bir gün gelecek bu aynı zulmü sana yapacak. Ve o gün geldiğinde, şimdi yaptığınızdan pişman olacaksınız...

Turhan Çömez adını ilk defa AKP Balıkesir vekili olarak duydum. Vekilliği süresince yolsuzluklar ve dış politika konusunda yaptığı çıkışlar dikkatimi çekmişti. Partisini bırakarak Londra'ya gittiğinde de hem bu ismi hem de söylediklerini hiç unutmadım. Ergenekoncu olmakla yargılandı, FETÖ'cü denildi. O hep sakinliğini korudu, mücadelesine devam etti. Referandum öncesi Turhan Çömez'in AKP yılları hepimiz için ufuk açıcı olabilir diye düşündüm. Londra'ya gittim. Anlattıkları, gördüklerim, bildiklerimin çok ötesindeydi. Eminim siz de ilgiyle okuyacaksınız.

TANIŞMA TALEBİ ERDOĞAN'DAN

– Bizim okuyucularımız bilir ama hatırlatmakta fayda var… Siz kimsiniz?
Balıkesirli bir çiftçi ailenin oğluyum. İmam Hatip Lisesi'nde okudum. Çapa Tıp Fakültesi'nden mezun oldum. Hayalim yanlış gördüğüm işleri değiştirmekti.

– Vakıf Gureba Hastanesi'nde çalıştınız. 
İstanbul'da tanınan bir cerrahtım. İl Başkanı iken tanışma talebi Sayın Erdoğan'dan geldi. Sonra o İstanbul Belediye Başkanı oldu. Cezaevine konuldu. Haftada üç gün cezaevine gittim. Çıktıktan sonra da parti kurma fikrini açıkladı. Kendisinden teklif gelince ‘Evet' dedim. Hem danışmanı hem de özel kalem müdürü oldum. Fakat vekillik dönemim boyunca birçok konuda uyuşmazlık yaşadık. 2007'de yollarımız ayrıldı.

ELEŞTİRDİM, SALDIRIYA UĞRADIM

– Kopuşunuzu getiren süreç neydi?
Ağırlıklı dış politika ve Türkiye'nin demokratikleşmesiyle ilgili ortaya konan yanlış kararlardı. Bir de tabii yolsuzluklardı. Yolsuzlukları açıkça eleştirdim. Buna bağlı olarak da ciddi saldırılara maruz kaldım parti içerisinde. Partiyi bıraktım. Bu sefer de korkunç bir hakaret furyası başladı…

– İşinize gücünüze geri döndünüz.
Dönemedim! Sağlık Bakanlığı'na, “Hayır, biz seni çalıştırmayacağız” dediler. Anladım ki bu ülkede benim çok fazla bir yaşam hakkım olmayacak.

– İki çocuğunuz var, evlisiniz.
Evet. İngilizce bilmiyorum, yine de “yeni fırsatlar bulabilirim” düşüncesiyle İngiltere'ye geldim. Gelişimden iki ay sonra Türkiye'deki evim basıldı.

AİLEM BÜYÜK PERİŞANLIK YAŞADI

– Hangi gerekçe ile?
Ergenekon üyesi olmak iddiasıyla… Çok büyük bir perişanlık yaşadı ailem. Ve sonra da çıkıp “Meğer yokmuş Ergenekon diye bir şey, biz kandırılmışız” denildi.

– Ergenekon sürecini nasıl yaşadınız?
Ergenekon'un bir kurgu olduğu, alçakça bir komplo olduğu biliniyordu. Bunu en iyi bilenlerden biri de bendim.

– Nereden biliyordunuz?
Ömür boyu hapis artı on beş sene daha hapisle yargılanıyordum bu davadan. Davanın bütün detayları, dosyaları elimde. Ne sahtecilikler yaptıklarını bizzat yaşayan biriyim. Ve o dönemde, Sayın Erdoğan'a bir mektup yazdım. Ergenekon olaylarının en aktif olduğu dönemde bizzat kendisi babamı arayıp görüşmek istemiş. Mektubun detayına girmeyeceğim, son paragrafı şudur: “Bugün ahlaksız bir çete, namuslu, yurtsever insanlara zulmetmekte. Ve sen bu zulümden sadece bu insanları sevmediğin için hazzetmektesin, mutlu olmaktasın. Ama şu tarihi lafımı lütfen unutma; Bir gün gelecek bu ahlaksız çete aynı zulmü sana yapacak. Ve o gün, bugün yaptıklarından pişman olacaksın.” Yıl 2009.

O DA AYNI BELA İLE YÜZLEŞTİ

– Nerede bu mektup?
Kendisinde.

– Sonra Türkiye 15 Temmuz'u yaşadı…
Bu son derece girift, kompleks, arkasında derin yurtdışı bağlantıları olan ahlaksız bir çete. Burada zulüm altında iken bile Sayın Erdoğan'a yardımcı olmaya çalıştım. “Yanlış yoldasın. Bir gün bunlar senin başına bela olacak” dedim, aynı bela ile yüzleşti.

– Tayyip Bey'le ilişkinizi eskisi kadar sürse bugün sarayda olabilirdiniz…
Bir kere önemli olan sizin gönül zenginliğiniz. İkincisi vicdanınızla baş başa kaldığınız zaman yaşadığınız huzurunuz. Üçüncüsü başarı. Ben son derecede mutluyum.

İNGİLTERE'DE TÜRKLER İÇİN HASTANE KURUYORUM

– Şimdi hayatınız nasıl burada?
Öncelikle mesleğime geri dönebilmek için akıl almaz bir çalışma temposu içerisine girdim. Üç yıl boyunca günde 18 saat aralıksız çalıştım. Ben binlerce ameliyat yaptım bu ülkede.

– Aynı hastanede mi çalışıyorsunuz o yıldan beri?
Son beş yıldır aynı hastanede çalışıyorum. Basildon Üniversitesi Hastanesi. Şimdi kendi kliniğim var. Çok keyifli, huzurlu bir ortam.

– Sanırım bir de hastane kuruyorsunuz?
İngiltere genelinde 500 bin Türk yaşıyor.
Türkler, güvendikleri, kendi dillerini tanıyan bir doktora ulaşmak istiyorlar. Bunu İngiliz Sağlık Bakanlığı ile görüştüm ve şimdi bize büyük bir sağlık merkezi tahsis ediyorlar. Bağımsız hastane kuruyoruz.

İNANIN, BİR GÜÇ ZEHİRLENMESİ YAŞANDI VE HALA YAŞANIYOR

– Siz muhafazakar hayatı olan bir insan mısınız?
Muhafazakarlıktan ne anladığınıza bağlı. Benim muhafazakarlık kavramım bugün piyasada dini istismar eden, onu kullanan ve dini kullanarak halkı sömüren bir çoğundan çok farklı.

VİZYON BUGÜNKÜNDEN FARKLIYDI

– Peki o süreç içerisinde nesini sevdiniz Erdoğan'ın?
Birincisi, yaptığı çalışmaları büyük ölçüde takdir ettim o dönemde. İkincisi, o dönemde ortaya koyduğu vizyon bugünkünden çok farklıydı. Ortak akıl, yöneten ve denetleyen demokrasi, özgür irade, hizmetkar devlet, bunlar hep AK Parti'nin kuruluş felsefesinde olan şeylerdi. Ama ne yazık ki o kuruluş döneminde ortaya konan ruh, büyük ölçüde dejenere oldu. Bakın o tarihte AK Parti kurucuları arasında Meral Akşener vardı, bugün bambaşka bir noktada. Üstelik başına neler geliyor, görüyorsunuz. Abdüllatif Şener vardı, bugün tüm Türkiye'de ‘Hayır' için çalışıyor. Sesini çıkarmasa dahi, sessizliğini koruyarak bir şekilde pozisyonunu belirleyen isimlerden biri Sayın Gül'dür.

– Kuruluş felsefesi sürüyor olsaydı…
İnanın Türkiye farklı bir konumda olurdu. Bir güç sarhoşluğu ve güç zehirlenmesi yaşandı, hâlâ da yaşanıyor.

TÜRKİYE CİDDİ BİR BEYİN GÖÇÜYLE KARŞI KARŞIYA!

– Hiç öfke duymuyor musunuz?
Öfke çok zehirli bir duygu, böyle bir duyguyu beynimde de, yüreğimde de taşımaya alışkın değilim.

-Bugün nasıl görüyorsunuz Türkiye'ye baktığınız zaman?
Türkiye'de bugün her 4 gençten bir tanesi işsiz. Bu çok acı verici bir şey. Ama Türkiye'nin asıl problemi bu değil. Maalesef toplumlar arasına çok büyük bir mesafe sokuldu. Bu, düşmanlığa dönüştü. İkincisi, ciddi bir beyin göçüyle karşı karşıya Türkiye. Bana gelen hekim, işadamı, akademisyen, kariyer sahibi insanın haddi hesabı yok. Oysa bu insanlar Türkiye'nin sosyal sermayesi. Üçüncüsü Türkiye artık bu korku iklimi ile beraber gerçek bir hukuk devleti olma özelliğini kaybetti. Biz 2001'de yola çıkarken yöneten ve denetleyen bir demokrasi dedik, Türkiye denetleyemeyen bir otokrasiye doğru gidiyor. Ortak akıl dedik, Türkiye kiralık akla dönmeye başladı. Bu çok büyük bir tehlike. Ben Türkiye'de sistemin derinden yara aldığını görüp gelecek adına da ciddi kaygı duyuyorum.

– Bir iade-i itibar istiyor musunuz?
İtibarımı kaybetmedim ki! Bu zulmü yapanlar itibarını kaybetti. Utanç duysunlar.

Güncelleme Tarihi: 04 Nisan 2017, 01:42
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner521

banner559

banner814

banner646