banner815

Koronavirüs'ün Birinci Dalgası Henüz Bitmedi

Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Celalettin Kocatürk, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınında ikinci dalga diye adlandırılan durumun aslında ilk dalganın devamı niteliğinde olduğuna dikkat çekti.

Koronavirüs'ün Birinci Dalgası Henüz Bitmedi
banner864

MİHRİŞAH SAFA

En son rakamlara göre 66 binden fazla resmi ölüm var. 20 bini yaşlılar bakım evlerinde salgının ilk başında hayatını kaybetti. Türk toplumundan da yaklaşık 200'e yakın vatandaş ve soydaşımız ne yazık ki hayatını kaybetti. Son haftalarda ölüm rakamları iki haneli rakamlara indiyse de günde ortalama 800 yeni vaka çıkıyor..

Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Celalettin Kocatürk, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınında ikinci dalga diye adlandırılan durumun aslında ilk dalganın devamı niteliğinde olduğunu ifade ederek, "kontrol altına alınabileceğini gördüğümüz hastalık, tedbirlerin azaltılması ile birlikte yeniden tırmanışa geçti" dedi.

Ünlü doktor Kocatürk, salgınla ilgili sorularımızı yanıtladı.

1-Birleşik Krallık okulların açılacağı, tatil döneminin biteceği Eylül ayı ve ardından Ekim ayında ikinci Covid-19 dalgasını bekliyor. Nisan ayında açılan pandemi hastaneleri buna karşı tedbirlerini aldı ve hazırlıklarını yaptı, bekliyor.

Sizce genel olarak dünyada bu ikinci dalga beklentisi ne durumda? Nasıl gelecek? Virüsün çıkış belirtileri aynı mı olacak?

İkinci dalga diye adlandırılan durum aslında ilk dalganın devamı, yani ilk atak henüz bitmedi. Özellikle Mart-Mayıs arasında alınan sıkı tedbirler sayesinde azalan ve “kontrol altına alınabileceğini gördüğümüz” hastalık, tedbirlerin azaltılması ile birlikte yeniden tırmanışa geçti.

Kuzey yarım kürede sonbaharda kapalı ortamlara girilecek olması, doğal havalandırma yerine klima ile havalandırılan yerlerde bulunacak olmamız, okulların açılması, hastalığın eskisi kadar önemsenmemesi, tedbirlerin ihmal edilmesi gibi etkenlerle virüsün saçılması ve hastalığın yayılması artabilir.

Virüsün ortaya çıkış belirtileri ise zaman içinde değişiklik gösterdi. İlk zamanlarda ateş, öksürük, nefes darlığı en sık görülen şikayetlerdi. Şu anda bu bulgulara ek olarak; ishal, kas ağrısı, yorgunluk, mide bulantısı, iştahsızlık, baş ve boğaz ağrısı, tat ve koku alma bozukluğu, gözlerde kızarıklık görülebiliyor. Nadiren ise hıçkırık, konsantrasyon bozukluğu, ciltte ve parmak uçlarında renk değişikliği, morarma gibi bulgular da görülebiliyor.

Bu noktada şunu belirtmek lazım, neredeyse her şikayetin altından covid çıkabiliyor ancak “eyvah covid mi oldum?” endişesi ile de yaşamamalıyız.

Öte yandan özellikle hastalığın ilk zamanlarında “hastaneler çok tehlikeli, lütfen gelmeyin, geciktirebileceğiniz her türlü şikayeti geciktirin” çağrısı yanlış anlaşıldı ve çok sayıda kişinin covid dışındaki hastalıklarına tanı konulamadı.

Unutmayın, gerekli olduğu halde hekime başvurmamak, Covidden bile daha tehlikeli hastalıkların tanı ve tedavisini geciktirebilir, zorlaştırabilir. Bu durumu bir göğüs cerrahı ve akciğer kanseri ile ilgilenen bir hekim olarak, günlük pratikte çok sık görüyorum. Her gün tanısı gecikmiş çok sayıda akciğer kanseri hastası geliyor, hemen hepsi şikayetleri olduğunda hastaneye gitmeye korkmuşlar. Ne yazık ki bu hastaların büyük bir kısmına akciğer kanserinin en etkili tedavisi olan ameliyatı yapamıyoruz.

2- Virüsün mutasyona uğradığı belirtiliyor. Mutasyonun etkisiyle hastalığın seyrinde bir değişiklik bekleniyor mu?

Aslında virüs her gün mutasyona uğruyor. Ancak bu mutasyonların “bulaşıcılık ve/veya ölümcüllük” etkisinin değişip değişmediği önemli. Virüste davranış değişikliğinin olabilmesi için virüs genomunda yaklaşık olarak %12’lik mutasyon gerekli. Bu durum geçtiğimiz günlerde laboratuvar ortamında gösterildi ve bulaşıcılığının daha fazla olabileceği bildirildi. Yine geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca’nın açıklamasına göre, hastalıklı bireylerle teması olanlarda covid hastalığı gelişme oranında artış olduğu söylendi. Yani bulaşıcılığın arttığını klinik pratikte de görebiliyoruz. Bundan sonraki süreçlerde de her an davranış değişikliğine neden olacak bir mutasyon gelişebilir.

3- Dünya Sağlık Örgütü virüsün bitişi veya aşı çalışmaları hakkında olumlu, ülkeleri salgına karşı rahatlatıcı haberler veremiyor. Bu virüs İngiliz Bilim adamı Sir John Bell'e göre sonsuza kadar kalmak üzere burada. Konunun uzmanı olarak görüşünüz nedir?

Gerçekten de çok zor bir virüsle karşı karşıyayız, çok bulaşıcı, en önemlisi de bağışıklık sisteminde anormal yanıt mekanizmaları oluşturup, vücudun kendi kendine zarar vermesine neden oluyor. Şu anda insanlar üzerinde deneme aşamasına gelmiş olan ve umut veren 5 aşı çalışması mevcut. Ancak aşı bulunsa bile, ne kadar etkili olabileceğini öngörmek zor. Ayrıca üretilmesi, saklanması, dağıtımı gibi konular hemen çözüme kavuşamaz. Örneğin bağışıklık yanıtı oluşturabilmesi için 2 kez yapılması gereken bir aşı bulunduğunu varsayalım Dünya nüfusunun yaklaşık 8 milyar olduğu düşünüldüğünde, 16 milyar doz aşı gerekecek demektir. Bu pratik olmayacağı için öncelikle riskli gruplara yapılması düşünülecektir. Özetle aşı bulunsa bile her kesin ulaşabilmesi nisan-mayıs 2020 tarihinden önce mümkün gözükmüyor.

4- Türkiye, Britanya da dahil çok sayıda ülke ekonomiye destek amacıyla açılmaya başladı, karantina koşulları yumuşatıldı. Ne yazık ki birçok ülkede salgın yokmuş gibi görüntüler ortaya çıktı.

Yeni vaka sayısındaki artış da bu açılışın sonucu olarak görülüyor. Özellikle İngiltere'de 35 yaş altındakilerde (pub, barlara giden ve eskisi gibi sosyal mesafesiz içenlerde) yeni salgın vakaları görülmeye başladı.

Sizce yumuşama erken mi alındı? (Tüm ülkelerde)

Haklısınız, kısıtlamalar biraz erken ve hızlı bir şekilde kaldırıldı. Bizler vaka sayıları azaldığı zamanlarda, televizyonlarda “hastalık bitmedi, sadece tedbirlere uyarsak kontrol altına alabileceğimizi gördük, lütfen dikkat” dediysek de, toplum kısıtlamalardan sıkıldı, hükümetler ekonomik gidişatın kötüleşmesinden sıkıldı ve ne yazık ki hastalık tekrar yükselişe geçti..

5- Bu salgının mevsimsel olmaması bize neyi gösteriyor?

Kış aylarında daha ağır geçebileceği öngörülüyor mu?

Evet, özelikle sonbahar ve kış aylarında havaların soğuması ile kapalı mekanlara gireceğiz. Mesafe kuralına uymak zorlaşacak. Kapalı mekanlarda hastalığın bulaşma ihtimali 19 kat daha fazla. Ayrıca diğer mikrobik solunum yolu hastalıkları da işin içine karışacak. Ayırıcı tanı yapılması güçleşecek. Ancak her şeye rağmen mevsimsel grip ve diğer mikrobik solunum yolu hastalıkları, maske-mesafe ve hijyen kurallarına dikkat edenler sayesinde geçtiğimiz yıllara göre daha az görülecektir.

6- İkinci dalganın daha büyük gelmesinin beklentisine karşılık, tedavide daha başarılı sonuçlar alınması nedeniyle daha olumlu olabilir miyiz?

İkinci dalganın daha büyük gelme ihtimali virüsün olası mutasyon biçimine bağlı. Eğer mutasyon geçirmez ve mevcut haliyle 2.atak olursa, ilk sefer kadar ağır hasar yaratmaz. İlk atakta hastalıkla neredeyse ilgili hiçbir şey bilmiyorduk, benzer hastalıklardaki deneyimlerimizle önleme ve tedavi yapmaya çalıştık. Ancak şimdi daha tecrübeliyiz, daha fazla bilgimiz ve protokollerimiz var. Bu nedenle daha iyimser olabiliriz.

7- Covid-19 virüsünün sadece akciğerlerde tahribat yapmadığı, tüm hayati organları yıprattığı, bazı yoğun bakımdan çıkan hastaların tedavisinin 12-18 ay arası sürdüğü belirtiliyor. Türkiye'de durum nedir?

Virüs ilk hedef organ akciğer, ikinci olarak kalp ve damarları hedef alıyor. ACE-2 enziminin bulunduğu tüm hücrelerde hasar yapabiliyor. ACE-2 enzimi vücutta çok sayıda organda bulunuyor (barsaklar, sinir sistemi, salgı bezleri, boşaltım sistemi …vb).

Akciğerde yarattığı mikrobik enfeksiyon, zatürre, solunum yetmezliğinin yanı sıra tüm damar sisteminde “endotel hasarı” yani damarın içini döşeyen tabakada hasar yapıyor. Buna bağlı olarak kanama-pıhtılaşma bozukluğu gelişiyor.

Yatarak tedavi gereken özellikle de yoğun bakım tedavisi gerektiren hastaların iyileşmesi 8-10 hafta sürüyor. Bu hastaların bir kısmında ise kalıcı hasar bırakıyor (; iyileşme tipinin fibrozis ile olması nedeniyle).

8- Korunma yollarını kısaca anlatabilir misiniz? (gıda, hijyen, sosyal ortamlara girme v.b)

Bu hastalıktan korunmanın en etkili yolu maske takılması ve mesafenin korunmasıdır.

  • Maske; Standart olarak cerrahi maske kullanılması yeterlidir. Maskenin uygun şekilde takılması, cerrahi maskelerin 4 saatten fazla kullanılmaması, ıslandıysa değiştirilmesi, ağız ve burunu tam olarak kapatacak şekilde takılması, yeme-içme gibi nedenlerle maske çıkarılacaksa ön ve arkasının karıştırılmadan yeniden takılması, çıkarıldığında temiz bir peçeteye sarılması, ön tarafına dokunulmaması, dokunulduysa ellerimizi mümkünse yıkamalı ya da antiseptik solüsyon veya kolonya kullanılmalıdır. Seyahatler sırasında terminale girildiği andan, varış noktasında terminalden çıkana kadar maskenin çıkarılmaması gerekir.
  • Mesafe; Virüs en çok damlacık yolu ile bulaşmaktadır ve damlacıklar 1,8 metreye kadar “serbest düşüş” şeklinde ilerleyerek yere düşmektedir. Öksürük, kahkaha atmak, hapşırmak, bağırmak partiküllerin daha uzak mesafeye gitmesine neden olur. Az sayıdaki virüs ise aerosolize olmakta ve bir süre havada kalabilmektedir. Bu nedenle vantilatör, uygunsuz klima ortamları, hava perdeleri, el kurutma makinaları, fön makinaları gibi cihazların kullanıldığı yerlerde maskeyi çıkarmamak gerekir. Mesafe koymanın zor olduğu toplu organizasyonlar (yemek, konser, sinema, düğün, tören, eğlence mekanları vb) yüksek riskli yerlerdir. Tedbirli davranmak gerekir.
  • Hijyen ve el yıkama; Virüsün bulunduğu yüzeylere temas ettikten sonra elimizin ağzımıza, burnumuza veya gözlerimize teması nedeniyle de bulaş olabilmektedir. Bu nedenle ellerimizi sıkça yıkamamız gerekir. Bu noktada eldiven kullanımına açıklık getirmek gerekir, sadece çok riskli bir iş için ve kısa süreliğine eldiven takmak uygundur (para saymak, market arabası kullanmak, temizlik yapmak vb). Bu faaliyetimiz biter bitmez eldivenin uygun bir şekilde atılması gerekir. Saatlerce eldiven takıp dolaşmak bize sahte bir güven duygusu verir ve hastalığı ve virüsü yaymaktan başka bir işe yaramaz.

Bağışıklık sistemimizin güçlü olması çok önemlidir. Bu amaçla dikkat etmemiz gerekenler:

  • Uyku (7 saat)
  • Düzenli ve dengeli beslenme
  • Çinko, C-vitamini, D-vitamini içeren besinlerin tüketilmesi (gerekli ise takviye edilmesi)
  • Psikolojik olarak kendini iyi hissetme ve huzurlu olmaya çalışma (arkadaşlarla sohbet, dua etmek, ibadet etmek, yoga, nefes terapisi vb..)
  • Günde en az 30 dakika egzersiz (yaşımıza ve fiziğimize uygun) yapmak.

9- İngiltere'de flu aşısının 50 yaş üstü, 11 yaş altı herkese uygulanması söz konusu. Bu tamamen kışa bağlı gribal enfeksiyonları azaltmaya yönelik önlem. Bu aşı olunursa, corona virüsünü alma olasılığını etkiler mi?

  1. mevsimsel grip aşısı “influenza” virüsüne yönelik geliştiriliyor, Covid-19 ise corona virüs ailesinden. Ancak bazı belirti ve bulguları birbirlerine benzeyebilir, bu nedenle yapılmasını öneriyorum. Ayrıca 65 yaş üstü kişilerin ve bağışıklığı baskılanmış olan kişilerin (diyabet, kalp hastalığı, kanser geçirmiş ve bu nedenle ameliyat olmuş olanlar, kemoterapi alan kişiler, organ nakli, kortizon kullananlar, dalağı alınmış olanlar vb) pnömokok aşısı yaptırması iyi olur.

10- Yurt dışından tatil için Türkiye'ye gelişler arttı, birçoğumuz da evde kalmayı tercih ederek ana vatanımıza gidemedik. Avrupa veya Amerika’dan, yurt dışından gelenlere önerileriniz var mı?

Türkiye’ye çok az ülke vatandaşı turistik amaçla giriş yapabiliyor. Sertifikalı otellerimizin almış oldukları tedbirler iyi, ancak kişisel tedbirlerin ihmal edildiğini gözlüyoruz. Kurallara uymak şartıyla tatil planı yapmakta sakınca görmüyorum.

11- Aşıdan ümitli misiniz ? Çıkarsa, ne kadar koruyabilir ?

Hastalığı geçiren bir daha geçirebilir mi? Bazı bilim çevrelerine göre her kış aşılanmayı ve hastalığı bir kaç defa geçirmeye hazırlanmalıyız. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Aşıdan ümitliyim, %100 koruyucu olmasa bile etkisi olacaktır. Ancak kısa sürede kullanıma sunulması imkansız. Şu anda insanlar üzerinde denenmeye başlanmış, etkinlik ve güvenilirlik aşamasında olan 5 aşı mevcut. Birkaç gün önce Rusya aşıyı bulduğunu ve kullanıma hazır olduğunu açıkladı. Umarım işe yarar bir aşıdır, ancak bilimsel camiada şüphe ile karşılandı. Çünkü bu aşı çalışmaları ile ilgili bilimsel bir paylaşım olmadı.

Hastalığın kalıcı bağışıklık yaratıp yaratmadığı konusu henüz kesin değil. Birkaç tane re-enfeksiyon makalesi yayınlandı ama onlar da kesin değil. Hastalık geçtikten sonra, kandaki antikor seviyelerinin hastalıkla mücadele edildiği dönem kadar yüksek olmaması, giderek azalması belki de normal bir durumdur. Çünkü vücut gereksiz yere bu kadar antikoru hazır tutmak yerine, gerekli olduğunda yeniden üretmek üzere nöbetçi antikor tutmayı tercih ediyor olabilir. Yani aynı virüsle bir daha karşılaşsak bile hastalanmayabiliriz.

Bazı araştırmacılar tıpkı influenza gibi her yıl aşılanmayı gerektirecek bir hastalık olacağını düşünüyorlar. Bu virüsün sürekli mutasyona uğraması ve subtiplerinin artması nedeniyle olabilir. Ama öyle de olsa hastalık, “insanlığın en zayıf, virüsün ise en güçlü” olduğu bu dönem kadar etkili olmaz.

12- Bu hastalıkla yaşamaya alışmalı mıyız? En iyimser tahminle ne zaman yeryüzünden gidecek? Veya hiç yok olma şansı var mı?

Ben mevcut covid-19 şuş’unun 6-8 ay içinde ya aşı, ya ilaç ya da mutasyon yolu ile biteceğini düşünüyorum. Biraz daha sabırlı olmaya devam etmeliyiz. 2021 baharında tüm dünyanın bu hastalıktan kurtulacağını bekliyorum.

Güncelleme Tarihi: 16 Ağustos 2020, 04:42
banner844
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner646

banner814

banner559