Bilim adamları durumu dramatize etmiyorlar. Böyle olmakla beraber bu endişe verici probleme dikkat gösterilmesi gereğine işaret ediyorlar.


Söz konusu, “Sosyal ağlar yüzünden oluşan endişe verici nevroz” adlı yeni bir hastalık. İnternetin hızla gelişmesi sonucunda oluşan bu hastalık, hala bilim adamları tarafından ruh bozukluğu olarak nitelendirilmediği halde çok ciddi bir bağımlılık. Psikolog Olga Serebrovskaya, Rusya’nın Sesi radyosuna verdiği demeçte bu hususta şunu söyledi:


“Bu, bir tür ruh bozukluğu değil. Bazı insanlar bağımlı hale düşüyor, bazıları değil. İnsanlar, alkol olsun sigara olsun genel olarak tüm bağımlılıklara yatkın. “Bağımlı” olarak nitelendirilen belli bir tür kişiler var ve bunlar er geç alkol, sigara veya uyuşturucuya bağımlı hale düşüyor. Günümüzde de sosyal ağlara bağımlılık oluşabilir. Bu, kişilik patolojisinin türlerinden biridir. Fakat sınır bir patoloji olduğundan farmakolojik anlamda ancak en ağır vakalarda tedavi gerektirir. Normal durumlarda psikoterapi yeterli.”


Birçokları İnternet’in uyuşturucuya benzetilmesini doğru bulmuyor. Fakat günümüzde televizyona paralojik bağımlılığın oluştuğu kabul ediliyorsa İnternet hakkında da benzer yargıya varmak doğru olur her halde.


Uzmanlar, bu tür patolojileri, insan ile makine arasındaki aşırı etkileşime dayalı kimyasal olmayan bağımlılık olarak nitelendiriyor. Televizyon programlarını izlemek pasif bir bağımlılık, video oyunlarına gösterilen aşırı ilgi ise aktif bağımlılıktır. İnternete bağımlılık da herhalde ikisinin ortasında bulunuyor.


Psikolog Olga Serebrovskaya şöyle devam etti:


“İnsanların sanal dünyada, gerçek hayatta bulamadığı şeyleri aradığını düşünüyorum. Bunun pek çok nedenleri olabilir: yalnızlıktan kaçmak, boş zamanı doldurmak, en azından biriler için yararlı olduğunu hissetmek. Başka bir neden de sosyal ağlarda iletişimin daha kolay olması. Daha az talep söz konusu. Gerçek dünyada biriyle konuşmak için iyi görünmek, gülümsemek ve diğer standartlara uymak gerekiyor, daha dürüst olunmalı. Gerçek konuşmada samimiyetsizliğin tespit edilmesi olasılığı daha yüksek. Yüz ifadesi ve konuşma tonu büyük bir rol oynuyor.”


İnternet psikolojisi alanında araştırmaların öncüsü ve bu alanda en yetkili uzmanlardan biri ABD’li John Suler, bazı insanların gerçekten de bilgisayar ve siber ortama patolojik bağımlı olduğu gerçeği savunuyor. Uzmana göre günümüzde, yeni bir tür ruh hastalığına mı, yoksa sadece biçimi değişmiş eski bir hastalığa mı tanık olunduğu tartışılıyor. Psikolog Olga Serebrovskaya, sorunun, ruh hastalığının başladığı sınırda olduğunu söyledi:


“Bu sınırın belirlenmesi için insanın sosyal ağlara bağımlılığından önceki ve ondan sonraki hayatının değerlendirilmesi gerek. Gözle görülür değişikliklerin oluştuğu ve sosyal ağlardaki iletişimin diğer faaliyetlerin yerini aldığı belirlenirse normal davranış ile patoloji arasındaki sınır geçilmiştir demek. İnsan geleneksel iletişimden, bilgi artırımından ve kitap okumaktan kaçınmaya başlıyor. Yaşamının %50’sinden fazlasını sanal iletişim oluşturuyor.”


Uzmanlar, “İnternet bağımlılığı” teşhisinin beş başlıca belirtisinin olduğunu kaydediyor: siber seks, sanal arkadaşlık, online borsaya ve talih oyunlarına tutku, her hangi belirli bir amaç olmadan internette gezinme ve bilgisayar oyunları.


Söz konusu belirtilerden birinin bile oluşması, insanın ruh sağlığına dikkat göstermesini gerektiriyor. İnsanın önce hasta olduğunu anlaması gerek. Ondan sonra da tedaviye başlamalı. Doktorlar, tüm bu patolojilerin temelinde aşağılık kompleksinin yattığını söylüyor. Bu yüzden insanın kendisini “kurcalaması” için bir neden var. Zaten bunu yapmak, her zaman iyi olur.

(Rusya'nın Sesi Radyosu)