banner815

UNESCO’nun korumasındaki şehir: Trinidad

17 ve 18’inci yüzyılda köle ticareti merkezi Trinidad, zamanın durduğu, şeker ve tütün baronlarının yaşadığı malikanelerde serin rüzgarların estiği tarihi bir merkez..Ülkenin koloniyal geleneğinin hala yaşadığı bu şehir trafiğe kapalı.. Müzeleri, kiliseleri, plazaları ile turistik cazibe merkezi

UNESCO’nun korumasındaki şehir: Trinidad
banner560

MİHRİŞAH SAFA'nin Küba izlenimleri

Havana-Trinidad arası 6 saatlik otobüs yolculuğumuza bizim gibi başka turistlerle , klimalı otobüse binmemiz ile başlıyoruz..

Üç günde alıştığımız başkenti geride bırakıp, geniş  otobana giriyoruz.. Etraf göz alabildiğine yeşil. Yer altı suları açısında zengin bu ülkede, mango, banyan, muz, avocado, Hindistan cevizi, narenciye ağaçları, şeker tarlaları kilometlerce uzanıyor ..

Sağımız solumuz yeşillikler arasında Orta Küba’ya yol alıyoruz. Trinidad’a giderken ülkenin önemli yerleşim bölgeleri  Matanzas ve Cienfuegos’dan geçiyoruz. Yolcu alıp, indiriyoruz. Şehirler küçük ve birbirinin benzeri. Yollarda Türkiye’de olduğu gibi satıcılar var.. Mango, guava, muz satıyorlar. Koskoca bir torba guava’ya 1 cuc veriyorum. Meyve sudan ucuz.. Bizim gibi diğer turistler de meyve alıyor..

Yollar rahat.. Fazla trafik yok. Atlantik Okyanusundan uzaklaşıp, ülkenin güney kıyısına, Karayip kıyılarına iniyoruz . Karayip’deki en büyük ada Küba.. İnce, uzun bir kara parçası. Rehberimiz ülkede kuraklık olduğunu söylese de yemyeşil doğa örtüsü, yeraltı sularının ne kadar bol olduğunu gösteriyor..

Colombus’tan, İngilizlere- İspanyollardan Amerikalılara ve FİDEL CASTRO

Orta Küba’ya geçtikçe doğa da yükseliyor. Dağlar ortaya çıkıyor.. Fidel, Raul Castro ve Che Guevera’nın bu dağlarda gerilla ordusunu kurup, eğittiğini öğreniyoruz.. Fırtınalı uzak ve yakın geçmişe sahip bu adayı, 1492’de Cenevizli Colombus ‘un oğlu Diego  ele geçirir.. 1762 yılına kadar adaya sahip İspanyol egemenliği İngilizlerin işgali ile sona erer ve bu tarihte adaya İngilizler hakim olur.. Serbest ticarete açılan ülke, köle ticareti merkezi haline gelir. 1763 yılında ise Florida ile değiş tokuş karşılığında ada İspanyol’lara verilir.. 1868’de toprak ağası Carlos Manuel de Cespeder, kölelerini özgürleştirir ve İspanyollara karşı savaş açar. Gerilla savaşı başlar, kentler yerle bir edilir, ekonomi çöker.. Amerikalılar şeker tarlalarını alır.. 1895 yılında sürgündeki milliyetçi Jose Marti adaya döner ve bağımsızlık savaşı başlatır.. Savaşta hayatını kaybetse de Jose Marti’ye bağlı kuvvetler öne geçer.. Amerikan Maine donanması Havana limanını bombardıman edene kadar savaş sürer. Amerika’nın İspanyollara savaş ilanı sonrası , Amerika Küba’yı işgal eder..  Küba’ya bağımsızlık 1902 yılında gelir.. 4 yıllık Amerikan yönetiminden sonra bu tarihte Washington adanın bağımsızlığını verir.. Ancak adanın en güney ucundaki , adı köle    zindanlarıyla yakın tarihte fazlasıyla anılan “Guantanamo” Amerika’ya verilir.. Bu küçücük toprak parçası o günden bu yana ABD toprağı.. Rehberimiz Ramilies, “Biz onlara bir bardak su bile vermeyiz” derken, Amerikalılara öfkesini gizlemiyordu..Amerikan personelinin her ihtiyacı, uçaklarla ABD’den sağlanıyor.. Bu toprak parçası, ABD’nin toprağı..

Bağımsızlıktan sonra yıllarca Kübayı başı bozuk hükümetler idare eder. Birçok Amerikan firması ülkenin şeker firmalarını ele geçirir.. 1906’da Başkan Palma’ya karşı isyan üzerine ABD adayı yeniden işgal eder ve 4 sene idareyi üstlenir..

Halkın Lideri Castro

1963 yılında Fidel Castro Santiago’daki karnaval zamanı Devrim harekatı gerçekleştirir.. Ancak başarısız olur, 64 isyancı işkence ile öldürülür. Fidel Castro, savunmasında müthiş bir münazara ortaya koyar ve o tarihten sonra halkın lideri olur..

1959 yılında General Fulgencio Batista ülkeden kaçar ve Castro büyük bir zafer konuşması ile Havana’ya geri döner.. Kurulan demokratik hükümet, Sovyetler Birliği ile işbirliği yapan Castro yönetiminde değişir ve köklü reformlar yapılır..  Castro’ya karşı olan Kübalılar, CIA’nin eğitiminden geçirilir ve karşı harekete geçerler. Domuzlar Körfesi kuşatması olarak tarihe geçen 1961 yılındaki olaylar sonrası Castro tüm yönetimi ele geçirir ve ülkenin sosyalist rejime geçtiğini ilan eder..

1991’de soğuk savaşın bitişi  ve Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla 30 yıllık ekonomik destek sona erer.. Ekonomi allak bullak olur..Bir milyona yakın Kübalı , Amerika’ya kaçar , sığınır. Bu tarihten sonra ülke yavaş yavaş turizmle gelişmeye gayret eder. 4 Yıl önce Amerika ile yeniden başlayan diplomatic ilişkiler ve yumuşayan karşılıklı görüşmelerle ülke bugünlere gelir.. Küba’yı 50 seneye yakın yöneten Fidel Castro, sağlık nedenleriyle yönetimi kardeşi Raul Castro’ya devreder..

Bu kısa Küba tarihinden sonra Trinidad’a geri dönelim.. Kaldığımız ev, iki katlı, pastel pembe renkli Hostel Magaly , bizi şaşırtıyor.. Ev sahibimiz Malagy Gonzales güler yüzlü, bizi kucaklayarak karşılıyor.. İkinci kattaki odalarımızda ikişer kişilik iki yatak bulunuyor.. Her yer tertemiz, odamızda banyo ve tuvalet var.. Havana’daki eski otelden daha çok burasını seviyoruz.. Elimizi yüzümüzü yıkayıp, hemen dışarı çıkıyoruz.. Hava 34 derece.. Ortalık kaynıyor.. İki arabanın yanyana zor geçtiği caddelerde yürüyoruz.. Trinidad hafif  bir tepe üzerinde kurulu, devamlı rüzgar esiyor.. Dar, arnavut kaldırımlı sokaklarda dükkanlar ve Pazar var.. Burası adanın dantel işleriyle ünlü merkezi.. Örtüler, elbiseler, buluzlar, tahtadan heykeller heryerde.. Kanımızda pazarlık geni var.. Mutlaka herşeye daha az fiyat veriyoruz.. Bazıları iniyor..Bazıları umursamaz tavırla, oralı bile olmuyor.. Kilisesi, müzesi, tarihi malikanelere yapılan kafeterya, restoran, barlarıyla Trinidan bize çok iyi geliyor.. İki günümüz nasıl geçiyor anlamıyoruz.. Burada asırlar önce , kölelerle yaşayan İspanyol şeker, tütün baronlarının yaşamını düşünüyoruz.. Malikaneler o günlerin şaşasını hala taşıyor.. Hala görkemliler, bakımsız olsalar bile.. O günlerin mobilyaları hala odalarda.. 
Evlerde cam olmayışı dikkatimizi çekiyor.. Heryer parmaklıkla kaplı.. Tahta kepenkler geceleri açılıyor ve herkes güvenle burada uyuyor.

Trinidad’da otel çok az.. Evlerin bazıları izinle hostel’e dönüştürülmüş.. Yatacak yer ve kahvaltı veriyorlar. Kahvaltı oldukça zengin.. Yumurta, omlet, ev yapımı kurabiye, ekmek, peynir, reçel.. Ve olmazsa olmaz tropik meyveler. Guava, demirhindi (tamarind) suyu.. 
Küba’ya gelip de tropik meyve suyu içmeden, mis kokulu meyveleri yemeden sakın ola gitmeyin.. Herşey organik, herşey doğal.

İki gün boyunca  yürüyerek bu minik, şirin kenti dolaşıyoruz.. Deniz kenarındaki Playa Ancon plajına gitmiyoruz.. Deniz keyfini ülkenin en turistik merkezi Varadero’ya saklıyoruz.. 
 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:

Turizmde altın çağını yaşayan Küba’da , boncuk yeşili, mavisi bir deniz beldesi.. VARADERO

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2017, 01:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner521

banner559

banner814

banner646