Küba’da bir cennet köşe; Varadero

Atlantik Okyanusu kıyısındaki bu turizm cenneti, bembeyaz kumlu 20 kilometrelik sahili, 50 oteli,çeşit çeşit kuşları,yemyeşil bitki örtüsü ile tam bir cennet.. Herşey dahil konseptiyla sunulan tatillerle, dünyanın heryerinden turist buraya geliyor.. Boncuk mavisi ve yeşili bu deniz beldesi, sımsıcak suyu ile unutulmaz anlar yaşatıyor.

Küba’da bir cennet köşe; Varadero
banner560

MİHRİŞAH SAFA'nın Küba izlenimleri...

KÜBA’ya gelip de Varadero’ya gelmeyen olur mu ? Bilmiyorum..

Ama gelmeyen yanılır.. Trinidad’daki iki günün ardından, kaldığımız hostel’e gelen özel taksi bizi Varadero’ya doğru yola çıkartıyor.. Karayip kıyısından, yine kuzeye doğru, Atlantik Okyanusu kıyısına yola koyuluyoruz..

Yine dağların arasından geçiyoruz.. Heryer yemyeşil. Taksimiz son model bir Amerikan arabası.. Konforlu. Klimanın serinlettiği ortamda rahat bir yolculukla 3 saat sonra Varadero’ya kalacağımız Melia Hotel’ler zinciri Sol Palmeras’a varıyoruz.. Küba’ya özel palmiye, hindistan cevizi ağaçları, yemyeşil çimlerle süslü  bahçeli, cennet gibi otelden içeri giriyoruz..

Girer girmez ilk duyduğumuz Türkçe oluyor.. Genç iki çift gözümüze çarpıyor.. Ancak biran önce girmek istiyoruz ve sonradan bu çiftlerle plajda karşılaşıp, konuşuyoruz..

Buz gibi otelin lobisi bizi serinletiyor.. Odamız, otelin ana binasında ve alt katta… Balkonumuz bahçeye açılıyor.. Ve tam karşımızda dev bir mango ağacı.. Mango mevsimi olduğundan heryer mangoyla dolu.. Kızarmış, yemyeşil, olmayı bekleyen bu leziz meyveler iştahımızı kabartıyor.

Yerleştikten sonra hemen sahile iniyoruz.. Akşam yaklaştığı için denize girmeyi ertesi güne bırakıyoruz.. Sahil bembeyaz kum.. Denizin rengi ise tatil broşürlerinde gördüğümüz gibi. Boncuk mavisi, su yeşili.. Bembeyaz kumlara dalgalar hışır hışır vuruyor.. Deniz insan dolu..Yüzenler, daha doğrusu yüzmeye çalışanlar.. Burada kaldığımız 5 gün boyunca pek yüzene rastlamadık.. Herkes denizde, ancak biz de dahil birkaç metre açılıp, dönüyoruz.. Deniz dalgalı.. Açılan hiç yok..

Varadero’ya varana kadar yemeklerde ne yiyeceğimizi hiç bilemedik. Küba yemeği bize pek cazip gelmedi… Kuru fasülye pilav deseler de kuru fasülye bizim bildiğimiz gibi değil.. Pilav da kapkara birşey. Ağız tadımıza uygun değil..

Akşam yemeğe indiğimizde restorandaki açık  büfede ilk işimiz sebzelere gitmek oluyor.. Altı gündür sebze özlemişiz.. Ancak sebzeler haşlama ve soğuk.. Balık, et, tavuk her tür et ızgarası, pizza, makarna çeşitleri, salatalarla gözümüz doyuyor.. Açık büfe..Otel ağzına kadar dolu.. Sabah kahvaltıda ne kadar fazla turist olduğunu daha iyi anlıyoruz.. Kahvaltıda yumurtanın her çeşiti yapılıyor. Çok güzel ekmekleri var.. Peynir, soğuk dilimlenmiş et çeşitleri, meyvenin envai çeşidi masanızda.. Çay ve kahveyi de pek benimseyemedik.. Hele çayı.. Küba’nın kahvesi sert ancak lezzetli. Satın almak istedik, ancak satıldığı yeri bulamadık..

Sabah kahvaltıdan sonra denize iniyoruz.. Şezlongların hemen hemen hepsi dolu.. Daha doğrusu üzerlerine havlu atılmış, tutulmuş. İnsan yok.. Aklımıza Rus ve Alman turistler geliyor.. Burada da kural değişmemiş. Kenarda köşede bir yerler bulup, geçiyoruz. Güneş ütü gibi kavuruyor. İlk günden yanmamaya gayret ediyoruz, bol bol denize girip, serinlemeye çalışıyoruz..

Çalışıyoruz , ancak deniz suyu da dışarısı gibi sıcacık.. Çocuklar gibi suda oynuyoruz. Animation ekibinden hocalar, denizden bizi aeorobik’e çağırıyor.. Coşkulu Latin müziği eşliğinde 20 kadın harekete uyup, sıraya giriyoruz.. Bir saate yakın hareket bizi kendimize getiriyor..

Burada herşey dahil sistemi var.. Zengin kahvaltı üzerine canımız yemek istemiyor.. Bardan soğuk içecek almaya gidiyoruz.. Favori içkimiz “mojito” limonata gibi. Sabah da kahvaltıya girerken, çay-kahve gibi dağıtıyorlar.. Ancak tadı orjinali gibi değil, biraz sulandırılmış.. Ehh o kadar kusur kadı kızında da olur.. 
Biz sahildeki barbeque yerine yine tropic meyveleri tercih ediyoruz.. Türk gençleriyle burada buluşup,konuşuyoruz.. Almanya’dan Hanover’den gelmişler.. Yemeklerden şikayet ediyorlardı. Sonunda şehirde bir et restoranına gittiklerini öğrendik.. Bizim pek şikayetimiz olmadı..

Otel şehre çok yakın.. Ancak biz pek çıkmak istemediğimizden her gece otelin eğlencesine katıldık..Müthiş Küba’lı ekiplerin dans ve müzik ziyafetini kaldığımız sürece içimize sindirdik.. Dünyanın dört bir yanından gelenlerle , bu renkli, canlı, kıpır kıpır adanın eğlence hayatını ucundan tattık.

Varadero , Miami’nin hemen hemen tam karşısı.. Uçakla 40 dakika. Çok sayıda Amerikalı turist de burada. Bir kıyıdan, diğerine. 
Otelde çalışan Kübalıların hepsi güler yüzlü.. Kibar, terbiyeli ve yardımsever. Şikayet edecek birşey bulmak zor..

Beş gün içinde birgün denize giremedik.. Hava kapalı ve güneş yoktu.. Ancak diğer günler Karayip güneşi bizi bayağı etkiledi ve Londra’ya döndükten sonra da güneş sonrası kremlerimizi kullanmaya devam ettik..

Küba, ilginç bir ülke.. Bir daha gider miyim ? Pek zannetmiyorum.. Görebileceğimiz mutlaka başka yerleri de var.. Ancak 3 büyük ve önemli şehrini gördük, ikisinin içinden geçtik.. Havana’da gidilebilecek birçok yere gittik. Ancak kültür, tarih isteyen, ilginç bir ülke görmek isteyenlere tavsiye edeceğim bir yer..

Güvenli, güler yüzlü insanlarıyla çok sıcak, kandırılma duygusu olmadan gezebileceğiniz enteresan bir ülke..

Varadero tatilimiz, bitip Havana’ya havaalanı için yola çıktığımızda on günün nasıl hızla bittiğine şaşırdık.. Denize paralel uzanan , yine yeşillikler arasından geçerek gittiğimiz yolda hepimizi tatlı bir yorgunluk sarmıştı..

3 saat sonra geldiğimiz Jose Martin Havaalanında duty free’de herkes gibi biz de “Rum” almaya koştuk.. Elinizde kalacak Küba parası ancak size hatıra olabilir..Çünkü bu para birimi ülke dışında geçmiyor, ne bir banka alıyor, ne de veriyor.. Son kuruşumuza kadar orada bıraktık..

Ve geldiğimiz gibi dev jumbo jete binip, 9 saat sonra Londra Gatwick havaalanına , gri, kapalı, yağmurlu yuvamıza döndük..

Güncelleme Tarihi: 05 Haziran 2017, 01:48
banner741
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner521

banner559

banner646