ESKİ Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman’ın Balyoz Davası’nın sanıklarından eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’in kendisini konu alan bir ifadesi üzerine Hürriyet’ten Tufan Türenç’e yaptığı açıklama, iki yıldır kapanmamış olan bir tartışmaya yeni bir boyut kattı.

Bu açıklamanın önemi, Balyoz davasının dayanaklarından birini oluşturan 3-5 Mart 2003 tarihlerinde İstanbul’daki Birinci Ordu Komutanlığı’nda gerçekleştirilmiş olan plan semineri ile ilgili olarak, Orgeneral Yalman’ın bu faaliyette “emrine aykırı” bir durum olduğunuilk kez kamuoyu önünde kabul etmiş olmasıdır.

1. Ordu’dan iç tehdit senaryosu

Orgeneral Yalman’ın sözleri, bizi 2010 yazında Balyoz iddianamesinin açıklanmasından hemen sonra ilk kez bu köşede işlenen “emre aykırı hareket etme” tartışmasına geri götürdü.
İddianamenin işlediği konulardan biri, söz konusu plan seminerinde görüşülecek senaryonun içeriği konusunda başında Orgeneral Çetin Doğan’ın bulunduğu İstanbul’daki Birinci Ordu Komutanlığı ile Orgeneral Yalman’ın komutanlık makamında oturduğu Ankara’daki Kara Kuvvetleri arasında yaşanan görüş ayrılığıdır.
Plan seminerinin çok önceden Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirlenmiş olan konusu, Türkiye ile Yunanistan arasındaki muhtemel bir çatışmada devreye girecek savaş planlarını içeren Egemen Harekât Planı’nın gözden geçirilmesidir.
Birinci Ordu Komutanlığı, bu planları görüşmek üzere hazırladığı senaryoyu 12 Aralık 2002 tarihinde alt birliklere ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderir. Bu senaryoda, Türk-Yunan çatışmasının yanı sıra aynı anda patlak verecek bölücü ve irticai ayaklanmalara ilişkin bir iç tehdit senaryosu da yer alıyor. Birinci Ordu, yalnızca ana çatışma bölgesini değil, “geri bölge emniyetini” de senaryoya dahil etmiştir.

Orgeneral Başbuğ’dan giden talimat

Kara Kuvvetleri Komutanlığı, seminere ilişkin bu plan taslağını inceledikten sonra 3 Ocak  2003 tarihinde Birinci Ordu’ya gönderdiği bir mesajda, seminerde yalnızca Türk-Yunan gerginliğinin görüşülmesini, önerilen iç tehdide ilişkin senaryonun ise “daha sonraki bir tarihte incelenmesini” talimatını veriyor. Bu, özetle “O senaryoyu görüşmeyin” emridir.
İlginç olan nokta, bu talimatın altında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un imzası yer almasıdır.
Orgeneral Doğan ise 31 Ocak 2003 tarihinde Kara Kuvvetleri’ne gönderdiği yanıtta geri adım atmaz. Bu yazıya eklenen ayrıntılı planda, dış ve iç tehdit birlikte yer almaktadır.
Birinci Ordu’nun bu yazısına Kara Kuvvetleri’nden bir yanıt gelmez. Bir anlamda Orgeneral Yalman, bu durumu kabullenmiş olur. Sonuçta plan semineri, Orgeneral Doğan’ın belirlediği iç tehdidin de görüşüldüğü senaryo üzerinden yapılır.
Seminer öncesinde meydana gelen bu yazışmaların önemli bir bölümü iddianame ve ekleri ile gün ışığına çıktığında dikkatler Orgeneral Yalman’la ilgili şu soruya çevrilmişti. Verdiği emir yerine getirilmeyince dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı ne yapmıştı?

Mükâfat mı cezalandırma mı?

Orgeneral Yalman,10 Ağustos 2010 tarihinde bu köşede yayımlanan açıklamasında şunları söylemişti:
“Bilgim dahilinde olan her hususta açık ve net emirler vermişimdir. Verdiğim emirleri de daima takip etmişimdir. Benim hizmet anlayışımda yapılan her güzel faaliyet mükâfatlandırılır. Yapılan her yanlış da cezalandırılır. Yaşanan bu olayları da bu çerçeve içinde görmek gerekir. Bu olayda gereken yapılmıştır.”
Ama gerçekte ne olduğunu söylemekten kaçınıyordu Orgeneral Yalman. Her halükârda iki yıl önceki bu açıklamasıyla, geçen pazartesi günü Tufan Türenç’e söylediği “emrime aykırı yapılan bu seminer” ifadesi arasında önemli bir fark var.
Bir yanlış anlamaya yol açmak istemem. Bu konudaki tartışma, Balyoz davasında sanıkların büyük çoğunluğunun suçlanmasının ana dayanağını oluşturan imzasız word belgeleri şeklindeki “görevlendirme belgeleri”nin sahteliğini ortaya koyan sayısız delilin yarattığı ciddi durumu hiçbir şekilde değiştirmiyor.
Bu yazıyı sadece iki yıl önce bu köşede açık kalmış bir parantezi kapatmak amacıyla yazdım.

ZORUNLU BİR AÇIKLAMA: Gülen hareketine yakınlığıyla bilinen Today’s Zaman gazetesinin köşe yazarlarından ve aynı zamanda Fatih Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Doç. İhsan Yılmaz’ın önceki gün gönderdiği bir Tweet  mesajında şahsımdan “KCK”cı Sedat Ergin diye söz ettiğini öğrendim. Geçtiği bu mesajın niyet okumayla ilgili diğer problemli bölümüne girmiyorum. Akademisyenlerin yayınları ve aldıkları atıflara ilişkin endekslerin bilim dünyasında taşıdığı önemi biliyorum. Ancak bir akademisyenin bu tutumunun olsa olsa “iftira endeksi”ne konu olması gerektiğini düşünüyorum. S.E.

(Hürriyet gazetesinden alınmıştır)