Her yeni yılda barış, mutluluk ve sağlık dileklerimizle birlikte umutlarımızı yeniliyoruz insanlık olarak.  Hep daha iyi bir yaşam, daha fazla huzur ve daha güzel bir dünya diliyoruz, her nereden ve kimden diliyorsak. Kimi muallak bir dileyiş, kimi de inandığı yaratıcısından istiyor bu dileklerinin gerçekleşmesini.

 

Yeni yıl ve Noel kutlamalarının, kutlanma adına en fazla gelişmekte olan ülkelerinden birisi de zannedersem Türkiye’dir.  Söylendiğine göre, Türkiye’nin çoğunluğunu da müslümanlar oluşturmakta.  Tabii, inanç bakımından müslümanlar çoğunlukta, ama inandığını yaşayanlar ne kadar çoğunluktalar onu bilmem mümkün değil sanırım.

 

Kurbanlık koyunlar gibi hindi ve yılbaşında evin bir köşesinde süs olarak durması için çam ağaçları kesilmekte.  Bizim ülkemizde de oldukça yaygın uygulanan bir adet halini almış artık bu durum.  Şahsen, İngiltere’de hediyeleşme dışındaki diğer bütün bu uygulamaların, Türkiye’de yapıldığından daha sade geçtiğini düşünüyorum.  Toplumumuzun büyük bir kısmı, gerçekten herşeyi çok fazla abartarak yapmayı seviyor muhtemelen.

 

Asıl amacım kimseyi eleştirmek değil elbette.  Geçmişten günümüze baktığımızda her senenin yeni savaşlar, hastalıklar ve daha zor yaşamlar getirdiğini üzülerek görüyoruz.  Aslında getirmek ve getirmesini dilemek, gelen yeni yıllardan beklememiz gereken birşey mi yoksa kendimizden beklememiz gereken birşey mi, bunu da çok iyi düşünmemiz gerekiyor.

 

Devletler ve  bireyler, gittikçe içinden çıkılmaz durumlara ve vahşetlere imza atıyorlar.  Aile içi şiddet, boşanmalar, huzursuzluk ve bunalımlar, bencillik, yaralama ve cinayetler, kazalar, devası güç bulunan hastalıklar, fakirlik, savaş ve katliamlar.  Bunların hepsi, malesef ki her yeni yılda daha da çok artıyor.

 

Devlet politikaları yüzünden, insanlar adeta toplu katliama uğruyorlar.  Evleri, sıcak yuvaları ve sevdiklerini; dünyayı yönettiğini ve tek gücü olabileceğini düşünen devlet idarecilerinin sayesinde kaybediyorlar.

 

Ne için bütün bunlar? 

 

Bir devlet başkanı da olsa, sade bir vatandaş da olsa, hepsinin yeni dileklerinin, aile ve sevdikleriyle birlikte güvenli bir dünya da huzurlu bir yaşam olması gerekmez mi? 

Sahi, bu devlet büyüklerinin, gerçekte istek ve amaçları nedir geleceğe dair? 

 

Katletmek mi, yoksa tüm dünya da huzur mu?

 

Çocukken izlediğimiz çizgi filmler vardı.  Hemen hemen hepsinde de dünyayı tek başına ele geçirmek isteyen, bunun için savaşlar çıkaran, karşı çıkanları öldürmek, yok etmek için de türlü tuzaklar kuran bazı kötü güçler vardı.  Biz bunlarla büyüdük.  Dünya’nın geleceğini gösterdiler aslında.  Biz çocuktuk anlamadık belki ama büyüklerimiz de anlamadı.

 

Çünkü çizgi filmdi sonuçta, çocukların izleyebileceği, izlerken de hoşça vakit geçirebileceği eğlencelerdi.  Sonra, yoksul vatandaşın hayalini bile kurmadığı,  içerisinde güzel eşyaların bulunduğu göz alıcı evler, ideal vücut ölçülerine sahip olan oyuncuların oynadığı diziler eklendi buna.  Teknoloji gelişti.  Evini zar zor geçindiren insanlar da artık bitmek bilmeyen arzu ve isteklerine yenik düştüler.

Türkiye’ye gittiğimde, her defasında bir kez daha üzülerek tanık olduğum bir durum bu.  Ceplerinde geçim paraları yokken, evlerinde son model eşya ve teknolojik aletler var insanların. 

 

Nasıl mı?  Kredi kartıyla tabii.  

 

Başkalarının mağduriyetlerinden, para bulup ödemesini zamanında yapamayanlardan, insanların ev yada işyerlerine gelen hacizlerden elde edilen gelir ve faiz paralarını kullanmak var.  Sonra da aynı mağduriyetliğe kendilerinin de düşme olasılığı var bu insanların.  

 

Ne güzel bir düzen, ne güzel "mutlu yeni yıllar" çıkıyor önümüze değil mi?

 

Ben, ben, ben... 

 

Ben mutlu, ben zengin, ben güçlü, ben dünya’nın sahibi olayım.

 

Unutmayalım ki, bu dünya’da “biz” yaşıyoruz.

 

Tabii, birde yeni yıl..

 

Yeni savaşlar, yeni cinayetler, yeni katliamlar demek.

 

“Mutlu Yıllar.”

 

Bu düzende her kim “mutlu” olabilecekse.