Hepimiz, mükemmel şekilde kusurlu yaratılmışız. Kusurlu yaratılmışız ki eksik olduğumuzun farkına varabilelim. Tek mükemmel olanın “Bâri” ismi ile kusursuzluğun yegâne sahibi Allah olduğunu fark edip O’na itaat edebilelim. Eksiğimizin altında ezilmek yerine, “insan” olmanın tamamlayıcı bir cüzü olduğunu kabul edip, düzeltmek için sunulmuş hayatı verimli bir sürece dönüştürelim. 

İnsandaki mükemmeli arama arzusu, yaratıcının isimlerinin insan üzerindeki tezahüründen kaynaklanıyor aslında. Problem, mükemmeli aramaktan değil, bunu yaparken “en mükemmeli” unutmak ya da kerameti kendinden bilmekten kaynaklanıyor. Allah yaratırken, kendi sıfatları ile süslemiş bizi ikram olarak. Bize düşen bu sıfatları O’na yaklaşmak için kullanıp, fayda üretir hale getirmek. Marifet iltifata tabidir. Her güzellik üzerine gidildikçe parlar, ışık saçar etrafına. En güzel bahçe bile bir süre bakılmadığında viran olur. Kendimize dönüp, iyi yanlarımızı büyüterek bunlarla kötü yanlarımız frenlememiz gerekmektedir. Sürekli hatalara odaklanmak tüm yaşam enerjimizi heba etmemiz anlamına gelir. Ciddi bir kayıptır bu. Kadim zamanlarda yaşamış bir kar satıcısı pazarda şöyle bağırıyordu;

 “Sermayesi sürekli eriyen bu adama acıyın ..” 

Ömür bize verilmiş bir sermaye, hep azalan, eksilen, biten. Faydaya dönüştürmezsek, bu işin en çok kaybedeni biz olacağız. Ve kaybedenlerin oluşturduğu toplumlar elbette.

Hepimiz, mükemmel şekilde kusurlu yaratılmışız. Kusurlu yaratılmışız ki eksik olduğumuzun farkına varabilelim. Tek mükemmel olanın “Bâri” ismi ile kusursuzluğun yegâne sahibi Allah olduğunu fark edip O’na itaat edebilelim. Eksiğimizin altında ezilmek yerine, “insan” olmanın tamamlayıcı bir cüzü olduğunu kabul edip, düzeltmek için sunulmuş hayatı verimli bir sürece dönüştürelim.

İnsandaki mükemmeli arama arzusu, yaratıcının isimlerinin insan üzerindeki tezahüründen kaynaklanıyor aslında. Problem, mükemmeli aramaktan değil, bunu yaparken “en mükemmeli” unutmak ya da kerameti kendinden bilmekten kaynaklanıyor. Allah yaratırken, kendi sıfatları ile süslemiş bizi ikram olarak. Bize düşen bu sıfatları O’na yaklaşmak için kullanıp, fayda üretir hale getirmek. Marifet iltifata tabidir. Her güzellik üzerine gidildikçe parlar, ışık saçar etrafına. 
 

En güzel bahçe bile bir süre bakılmadığında viran olur. Kendimize dönüp, iyi yanlarımızı büyüterek bunlarla kötü yanlarımız frenlememiz gerekmektedir. Sürekli hatalara odaklanmak tüm yaşam enerjimizi heba etmemiz anlamına gelir. Ciddi bir kayıptır bu. Kadim zamanlarda yaşamış bir kar satıcısı pazarda şöyle bağırıyordu;
“Sermayesi sürekli eriyen bu adama acıyın ..” 

Ömür bize verilmiş bir sermaye, hep azalan, eksilen, biten. Faydaya dönüştürmezsek, bu işin en çok kaybedeni biz olacağız. Ve kaybedenlerin oluşturduğu toplumlar elbette.


Osmanlı döneminde yeni yapılan çoğu camide bir şeyler eksik ya da kusurlu bırakılırmış ki insana benzesin ve çok iddialı olmasın. Her şeyi ile büyüleyici bir eserin bir köşesinde ters yerleştirilmiş bir çini, ya da direğe nakşedilmiş ters bir lale görmemiz bu kaygıdan aslında. Ya da yeni bir giysi aldıklarında ya bir yerini keser ya yırtar, bir kusur oluştururlarmış. Eskiler bunu Allah’tan başka her şeyin kusurlu olduğunu hatırlamak için yaparlarmış.

Varlıkları ile hayatı bize yaşanılır kılan çevremizdeki insanların kusurlarını da görmemek lazım sanırım. Kim mükemmel ki? İnsanda mükemmelliği aramak tevhid inancına da gölge düşürmek demektir aslında. Hepimiz, zaaflar ve faziletler ile gönderilmişiz imtihan için bu dünyaya. Resul ve Nebiler bile “zelle” denen hatalar yapmışlar hayatlarında. Ve ancak Allah koruduğu için masumlar hatalardan. 
Mevlana güzel özetlemiş bu konudaki düsturu aslında;
“Hatasız dost arayan, dostsuz kalır …”