banner815

Ankara Anlaşması’yla İngiltere’ye Göçüyoruz!

Ankara Anlaşması’yla İngiltere’ye Göçüyoruz!
banner560

İngiltere, son yıllarda Türkiye’den en fazla göç edilen ülkeler sıralamasında ilklere yerleşti. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yapılmış olan Ankara Anlaşması’nın kolaylığı, başka bir ülkede yeni bir hayat kurmak isteyen göçmenleri Birleşik Krallık’a yöneltti...

İngiltere’nin Avrupa Birliği ile birlikteliği, 31 Aralık tarihinde Brexit ile sonlanacak. Bu tarihten önce İngiltere’ye yerleşmek isteyenlerin yaptıkları başvurular geçen yıl 12 bin kişi olarak gerçekleşti. Bu yıl sonu itibarı ile bu sayının en az 15 bin kişiye ulaşması bekleniyor.

Doç. Dr. Tuncay Bilecen, Birleşik Krallık’a göç edenleri araştırdı. Bilecen’in çalışması kısa süre önce, “ Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göç: Politik Sığınmacılardan Ankara Anlaşmalılara” adıyla kitap olarak yayınlandı.

Çarpıcı bilgi ve söyleşilerin de yer aldığı kitap, yakın dönemde bu konuda yayınlanmış en kapsayıcı akademik çalışma olarak dikkat çekiyor.

Son dönemde bu ülkeye çoğunluğunu “Endişeli Modernler”in oluşturduğu “Beyin Göçüyle ilgili verileri de kapsayan kitap, araştırmacılar için de önemli bir kaynak olmaya aday.

Tuncay Bilecen ile “Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler” kitabı ve araştırmasının sonuçlarını konuştuk...

İşte Mustafa Köker ‘in sorularına, Tuncay Bilecen’in verdiği cevaplar:

Soru: Son yıllarda Türkiye’den Birleşik Krallık’a neden göç ediyorlar?

TUNCAY BİLECEN: Aslında İngiltere, bildiğimiz üzere Avrupa’ya göçler konusunda farklı bir profil çiziyor. Çünkü klasik işçi göçünü alan bir yer değil. İkili anlaşma çerçevesinde bu ülkeye gelen kişi sayısı 1980’lere kadar 6 bini geçmiyor. Oysa biliyorsunuz Almanya’ya yüzbinlerce insan gidiyor. Uzaklığı ve bir ada ülkesi olması nedeniyle işçi göçü açısından İngiltere cazip bir varış noktası değil. İngiltere’ye ilk ciddi göç akını 80’lerin sonunda ve 90’ların başında gerçekleşiyor. Bu göçler ilk başta politik bir karakter taşısa da zamanla iki ülke arasında oluşan göç koridoruyla zincir göçlere dönüşüyor. Buna göç kültürü diyoruz ki, buranın Maraş, Sivas, kayseri, Antep veya Aksaray gibi şehirlerden göç alması da bu göç kültürünün bir parçası.

Bu göçler 90’lardan sonra çocuk bakıcılığı vizesi ile ve öğrenci vizesi ile devam ediyor. 2002’den itibaren “Veli Tüm” ve “Mehmet Darı” davalarıyla biraz da Birleşik Krallık’ın hukuk yapısının içtihatlardan oluşmasıyla fiili bir durum ortaya çıkıyor ve Ankara Anlaşmasıyla göçün yolu açılıyor. 2002’de bu anlaşmaya başvuran kişi sayısı sadece 62 kişi.

Yıllara göre Ankara Anlaşması ile başvuranların sayısı artıyor. Rakamlara baktığımızda gelenlerin yarıya yakınının özellikle son dört yılda geldiğini görüyoruz. Örneğin sadece 2019’da anlaşmaya yapılan başvuru sayısı 12 binin üzerinde.

SORU: Ankara Anlaşmalılar buraya birinci göç akınıyla gelenlerden farklı bir profil çiziyor mu?

TUNCAY BİLECEN: Ankara Anlaşması ile gelen göçmen grubunun, birinci göç akınıyla gelenlerden demografik olarak, eğitim, dil yeterliliği, mesleki vasıf gibi faktörleri göz önünde bulundurduğumuzda farklı bir karakter çizdiklerini görüyoruz.

Bu göç de yavaş yavaş aile göçü hüviyetine bürünüyor. Son yıllarda daha çok ailelerin göçlerine tanıklık ediyoruz. Ben bunu saha gözlemlerime dayanarak insanların “güvenlik” ihtiyacına bağlıyorum. “Çocuklarımızın geleceği için geldik” cümlesini Ankara Anlaşması ile gelenlerden çok duyuyorum, Özellikle Türkiye’de iyi imkânlarla yöneticilik pozisyonlarını bırakıp gelenlerle karşı karşıyayız. Ama şu yanılgıya da kapılmayalım; Ankara Anlaşmalılar illa ki üst düzey yönetici değil. Parasının son kuruşunu anlaşma yapmak için harcayan insanlar da var. Çünkü şu anda göç etmenin en mümkün yolu Ankara Anlaşması.

Soru: Gelenlerin hepsi kalıcı mı?

TUNCAY BİLECEN: Göçün ihmal edilen boyutlarından biri geri dönüş göçüdür. Hiçbir göçte göçmenlerin hepsi kalıcı olmaz. Onları geri dönmeye iten sebepler hep vardır. Ankara Anlaşması özelinde ise gelenlerin hepsi burada kalıyor mu? sorusuna “hayır, kalmıyor” şeklinde yanıt verebiliriz. Özellikle Covid -19 salgınının ardından yaşanan ekonomik zorluklar Ankara Anlaşmalılar açısından en önemli geri dönüş nedeni olarak zikredilebilir.

Zaten benim kitabımın odak noktasında aslında “geri dönüş göçü” var. İnsanlar neden geri dönüyor? Bunu sorguluyorum.

Soru: Peki, insanlar neden geri dönüyorlar?

TUNCAY BİLECEN: Açıkçası bu çalışmaya başlarken ben birinci nedenin ekonomik nedenler olacağını düşünmüştüm, ama sahada farklı bir sonuçla karşılaştım. Benim “göçmenlikte orta yaş krizi” diye nitelendirdiğim bir durum var. Özellikle 40’lı yaşları geçen göçmenlerde şöyle bir duygu hasıl oluyor: “Acaba ben bir yanlış mı yaptım? Acaba ben köksüz bir ağaç mıyım burada? Türkiye’de yaşasaydım rahat bir hayatım mı olurdu?” Bunu deneyimlemek ve görmek istiyor. Kimisi çok duygusal davranıyor; buradaki gemileri yakıyor, evini satıyor. Herşeyi bırakıp buradaki bütün defteri kapatmak istiyor. Kimisi de “bir deneyeyim olmadı geri gelirim” diyor. Son zamanlarda bu eğer göçmenin koşulları da müsaitse “altı ay orada yaşarım, altı ay burada yaşarım” düşüncesine evrilmiş durumda. Yani eskiden kullandığımız “kesin dönüş” ifadesi artık miadını doldurmuş gibi görünüyor.

Bir başka geri dönüş nedeni ise Türkiye’de yaşlanan ya da sağlık sorunu yaşayan aile bireylerine yardım etme düşüncesi… Hatta bu gibi durumlarda göçmenler ailesinden ya da yakınlarından uzak kaldıkları için suçluluk duygusu yaşayabiliyorlar. Bu da geri dönmelerinde etkili olabiliyor.

SORU: Koronavirüsü salgınına rağmen Ankara Anlaşması ile yapılan başvuvurular daha yoğunlaştığını gözlemliyoruz. Bu yıla ait bilgiler var mı elinizde?

TUNCAY BİLECEN: Bununla ilgili çok abartılı rakamlar duyuyoruz son zamanlarda. Mesela, bir avukatla yapılmış söyleşide bu yıl 30 bin kişi başvurur deniyor. Ben bu sayıyı rasyonel bulmuyorum. Benim tahminim 2020 itibarı ile 15 bin civarında başvuru bile korona koşullarına rağmen büyük bir rakam olur ki, toplam anlaşma başvurusu yapanların beşte birine tekabül eder. Bu da şunu gösteriyor; gerçekten Türkiye’de bir sıkışma var. “Acaba başka bir yerde yeni bir yaşam mı kursak” düşüncesi Türkiye’deki kaygılı orta sınıflarda şu sıralar çok yaygın. Artık Türkiye’deki yakın çevremizden şöyle mesajlar alıyoruz: “ya sen İngiltere’desin biz de gelsek nasıl olur?” Ekonomik durumun kötüye gitmesi, politik tribülansın bir türlü sona ermemesi, bunun önemli sebeplerinden biri diye düşünüyorum.

SORU: Ankara Anlaşması çerçevesinde bu ülkeye iş başvurusu yapıp, kabul ve reddedilenlerle ilgili bilgiler nedir?

TUNCAY BİLECEN: 2002 yılından beri toplam yapılan 67 bin 834 başvurunun 56 bini kabul almış, 11 bini ise red almış. Şunu da ekleyelim; 2009’dan beri Ankara Anlaşması için Türkiye’den de başvuru yapılabiliyor. Ülkeler arasındaki ayrıma baktığımızda İngiltere’den yapılan başvurularda kabul oranı yüzde 90’a varıyor. Türkiye’den yapılan başvurularda ise red oranı yüzde 70’lere çıkıyor. Bununda birkaç sebebi var; birincisi Türkiye’de bu işin simsarlığını yapanların olması ve profesyonel yapılamaması. İkincisi ekonomik durumu iyi olup gerçekten anlaşmayı yapmaya niyeti olan zaten buraya geliyor, görüyor ve başvuruyu burada yapıyor. Başka bir deyişle, Türkiye’den yapılan başvurularda anlaşma açısından profil daha düşük kalıyor diyebiliriz.

SORU: Brexit ile birlikte 31 Aralık’tan sonra İngiltere Avrupa Birliği ile yollarını ayırıyor. Yeni puanlı vize sisteminde kalifiye elemana öncelik verileceği açıklandı. Ancak özellikle servis sektöründe istihdam açığı olması muhtemel. Özellikle servis sektöründe bu ihtiyacı göçmenler karşılıyor. Bu açığı nasıl kapatacak İngiltere?

TUNCAY BİLECEN: Bence göçmen gelmeyecek diye bir durum olamaz. Hatta tam tersi göçü kısıtlayan, güvenlikçi tedbirler arttıkça göçmen de yeni stratejiler geliştirir ve bu önlemler ters teper. Donald Trump, Meksika sınırına duvar öreceğini, sınırları bilmem kaç bin görevliyle kontrol edeceğini açıkladı. Böylece sürekli iki ülke arasında gidip gelen Meksikalı göçmen bu defa memleketine gitmekten vazgeçti. Bu uygulamalarla göçmen sayısını artırmış oluyor veya göçmen trafiğini illegal yollara sevketmiş oluyorsunuz.

Puanlama sistemi gelse bile, bunun da bir organizasyonu kurulacak. Avukatlar, göçmen ve vize danışmanlık firmaları bunun hazırlığına başlamış durumda. Bunun da bir organizasyonu kurulacak ve tıpkı Ankara Anlaşması gibi bu da bir endüstri haline gelecek. Ama “ben ingiltere’ye cam silmeye geliyorum, sermaye olarak da fırça ve kova gösteriyorum” diyemeyeceksiniz artık. Bunun yerini dil bilenler ve bir şirket sponsorluğunda davet alanlar dolduracak. Ama göç bir şekilde devam edecek.

SORU: yaptığınız çalışma sürecinde İngiltere’deki Türkiye kökenlilerin nüfusu ile ilgili verilere de ulaşmış olmanız lazım. Nedir bu ülkedeki nüfus tablosu?

TUNCAY BİLECEN: Son yapılan 2011 sayımına göre buradaki Türkiyeli sayısı resmî rakam olarak 91 bin. En son yapılan seçimlerde oy kullanabilecek durumda olan kişi sayısı ise yaklaşık 100 bin. Kendisi de nüfusçu olan Prof. Dr. İbrahim Sirkeci ile öngörümüz nüfusumuzun 300 bin civarında olduğudur. Şunu da bilelim. Biz yeni açılmakta olan bir toplum olduğumuz ve sürekli kendi toplumumuzun içinden bakıyoruz ve nüfusumuz bize kalabalık gibi geliyor. Oysa İnglitere’de yaşayan Almanların sayısı bizden daha fazla. Biz, bu ülkede yaşayan azınlık grupları içerisinde toplamda 15-16. sırada yer alıyoruz. Kıbrıslıları biraz kenarda bırakırsak bizim bu ülkede 30-40 senelik bir tarihimiz var. Ama buna rağmen şunu söyleyelim: Bu toplum oluşturduğu ekonomik güçle, etnik ekonomiyle İngiltere’ye ekonomik anlamda ivme kazandıran bir toplum. Artık Türkiyeliler deyince sadece kebapçılar olarak da algılamamak gerekir. Türkiyeli birçok belediye meclis üyesi var, artık siyasal katılım dendiğinde akıllara sadece Türkiye gelmiyor. Tarihinde ilk defa Türkiye kökenli bir milletvekili oldu İngiltere’nin. Özellikle ikinci kuşakta avukatlar, muhasebeciler, öğretmenleri görüyorsunuz. Yani toplumun yavaş yavaş entegrasyona doğru gittiğini ve göç tarihi açısından da bunu kısa sürede gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz.

Doç. Dr. Tuncay Bilecen’in Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler başlıklı kitabını; Fieldseat Cafe’den (665 High Rd, Tottenham, London N17 8AD) ve

https://pressdionysus.com/ internet adresinden edinebilirsiniz.

Kitabın arka kapak yazısı:

12 Mart’ın, 12 Eylül’ün zulmünden kaçanların, Maraş, Sivas, Kayseri, Antep’ten göç yollarına dökülenlerin, tekstilde gece gündüz ter döküp biriktirdiği paralarla “Best Kebab”ları açanların, memleket hasretini dükkân tabelalarına taşıyanların, TIR altında gizlenerek yollar aşıp gelenlerin, köyünde üç katlı evini diktiği için gururlananların, dil kursunu garsonluk yaparak tamamlayanların, çocuk bakma vizesiyle gelip evlenip çocuk sahibi olanların, kariyerinde yeni bir sayfa açanların, “çocuklarımın geleceği için geldim” diyenlerin, Türkiye’nin politik ikliminden kaçan beyaz yakalıların, etnik ekonomi içinde düşük saat ücretiyle çalıştırılan Ankara Anlaşmalıların, gidenlerin, dönenlerin, gidip de dönmeyenlerin hikâyeleri anlatılıyor bu kitapta…

Türkiye’den Birleşik Krallık’a Göçler’de göç edenlerin hikâyelerini onların ağzından okuyacaksınız.

Yazar hakkında:

Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. Yüksek lisans tezinde Balkan Savaşları sonrasında oluşan göç hareketlerinin Osmanlı Devleti’nin iç siyasetine yansımalarını irdeledi. Doktorasını Sakarya Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi Bölümü’nde Birikim Dergisi üzerine yaptığı tezle tamamladı. 2003-2015 yılları arasında düzenli olarak Özgür Kocaeli gazetesinde röportajları ve yazıları yayınlandı. 2013’te YÖK bursuyla geldiği Londra’da Westminster Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak Birleşik Krallık’ta yaşayan Türkiyeli göçmenlerin siyasal katılımları üzerine bir araştırma yaptı. 2014-2015 yılları arasında TÜBİTAK 2219 doktora sonrası araştırma bursuyla Regent’s University London’da, Prof. Dr. İbrahim Sirkeci’nin danışmanlığında Türkiyeli göçmenlerin İngiltere ve Türkiye siyasetine yönelik ilgi ve katılım düzeyleri ve Ankara Anlaşması üzerine çalışmalar yaptı. 2019 – 2020 yılları arasında yine aynı bursla ve aynı üniversitede Türkiyeli göçmenlerin geri dönüş eğilimleri üzerine bir alan araştırması gerçekleştirdi. Gri Yeşil: İzmit (2018) ve İbrahim Dizman’la birlikte derlediği Aşrı Memleket Trakya (2017) kitabı İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. TP London tarafından yayımlanan Little Turkey in Great Britain (2016) ve Göç, Kültür ve Yazın (2019) kitaplarının derleyenleri arasındadır. Göç Dergisi’nin bilim kurulunda yer almaktadır. Yazarın, ağırlıklı olarak göç konusunda olmakla birlikte; demokrasi teorisi, kent çalışmaları ve göç ve edebiyat üzerine çeşitli gazete, dergi ve kitaplarda yayınlanmış yazı ve makaleleri bulunmaktadır.

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2020, 13:32
banner844
YORUM EKLE
YORUMLAR
okuyucu
okuyucu - 3 hafta Önce

Türkiyeli nedir ya? Yeni yeni terimler üretiyorsunuz!

U.Y
U.Y - 3 hafta Önce

Bir çok ırkın sentezi olan Türkiye halkına yönelik cehalet kokan isimlendirilme şekli olarak tanımlayabiliriz.
Bazıları bu sentezin içinde olduklarını anlayamadıkları için kendilerine çerkez, kürt, rum diyerek saf ırk olduğu düşünü görmektedir.
Ama Türkiye`mizde saf ırk ne yazık ki yoktur.
Bunu daha önceden ön gören Mustafa Kemal Atatürk, ayrımcılıkları engellemek için Türkiye`de yaşayan her vatandaşa ırk, din, dil ayırt etmeksizin `Türk` demiştir.
Fakat bazı yozlaşmış zeka fakirleri bunu bilerek ya da bşlmeyerek yanlış anlayarak ırkçı bir propaganda olduğunu düşünüp bu kelimeyi Türkiye`li olarak değiştirmeye yönelmiştir.

SIRADAKİ HABER

banner646

banner814

banner559