ÜNLÜ popüler bilim dergisi Scientific American’dan George Mussel, yazısına ‘Acaba bu yazıyı okumaya kendi özgür iradenizle mi karar verdiniz, yoksa taa Big Bang sırasında belirlenmiş bir programın sonucu olarak mı okuyorsunuz?’ sorusuyla başlamış.

Bu, insanların binlerce yıldan beri tartıştığı, cevabını bulamadığı bir soru.
‘Özgür irade’ gerçekten var mı? Yoksa kaderimiz önceden belli mi?
Bu soru sadece metafiziğin, dinin alanı değil. Bilim de soruyor aynı soruyu.
Bir zamanlar, yani 19. yüzyılda bilimciler, artık bilinecek veya keşfedilecek yeni bir şey kalmadığını düşünmeye başlamıştı. Hayatımızı bilim izah ediyordu. O halde, evrenin ve dünyanın durumunu yeterince hassas bir biçimde saptayıp iyi ölçersek, geleceği de bilebileceğimize inanılıyordu.
Buna, herhalde dinin alanının dışına çıkmak için, ‘kaderci evren’ değil de ‘deterministik evren’ adını verdiler. Determinizm, yani belirlenebilircilik bu dünyaya derin izler bıraktı.
Bu inanışı kökünden sarsan insan Albert Einstein oldu. Ardından kuvantum mekaniği dolayısıyla Werner Heisenberg’in ‘belirsizlik’ ilkesi ise Einstein’ı bile sarstı. Sadece ‘indeterministik’ yani ‘belirlenemez’ bir evrende yaşamıyorduk, bir de Heisenberg’in ilkesi nedeniyle kurallarını da tam olarak bilemeyeceğimiz bir evrendi bizimkisi.
Determinizm çoktan ölmüş, gömülmüştü, onun mezarından bir daha çıkmaması için kalın beton tabakasını ise Avusturyalı büyük matematikçi/mantıkçı Kurt Gödel döktü.
Döktü ama kaderimizin önceden belirlenmiş olabileceğine dair inanç hâlâ çok yaygın.
Biliyorsunuz, kuvantum mekaniğine göre her şey ama evrendeki her şey bir biçimde birbiriyle bağlantılı ve birbiriyle etkileşim içinde.
Atomaltı düzeydeki bu etkileşimin aslında makroskopik düzeyde de mevcut olduğunu öne sürenler çok.
Bunlardan bir tanesi, hayatta başımıza gelen veya yaşanan her şeyi ‘sistem’le açıklamaya çalışmıştı. Buna göre, özgür irade diye bir şey yoktu, özgür irade bir yanılsamadan ibaretti sadece.
Hepimiz ‘feed-back’ yani ‘geri besleme’ çemberleri içinde yaşıyorduk. Her davranışımız sonuç veya sonuçlar doğuruyordu. Bu doğan sonuç veya sonuçlar da sonunda bize bir biçimde geri dönüyordu. Bu ‘sistem’ içinde, hepimiz sistemin esiriydik, özgür irade bir yanılsamaydı.
Siz karar verin, sizin özgür iradeniz mi var, önceden belirlenmiş bir kaderi mi yaşıyorsunuz?

Kader mi, özgür irade mi: Polis de bu sorunun cevabını arıyor

AMERİKA’nın California eyaletinin küçük şehirlerinden biri Santa Cruz. Nüfusu 60 bin.
Santa Cruz’da geçen yıl 160 otomobil çalındı, 450 tane de soygun yaşandı.
60 bin nüfuslu bir kent için bu suç oranını normal bulabilirsiniz. Santa Cruz emniyet müdürlüğü, kentte nüfusun son on yılda 5 bin 500 civarında artmasına rağmen polis sayısını yüzde 10 düşürdü. Bu, Amerika’nın neredeyse her yerinde görülen bir eğilim. Şehir yönetimleri parasızlıktan böyle şeyler yapmak zorunda kalıyor.
Fakat Santa Cruz’da geçen yazdan beri değişik bir durum yaşanıyor. Polis, matematikçilerin uzun zamandan beri üzerinde çalıştığı bazı bilgisayar programları aracılığıyla suçları daha oluşmadan önlemeye gayret ediyor.
Yani, bir bilgisayar programı, Santa Cruz’da potansiyel suçluların nerede ve ne zaman suç işleyeceklerini tahmin ediyor, o bölgeye polis gidiyor, suç işlenemiyor.
Altı aylık denemenin sonunda gelen haberler ümit verici. Şimdiden şehirde suç oranı düşmüş
durumda.
Gelin çıkın işin içinden: Hırsızların özgür iradesine karşı bir bilgisayar programının başarısı işte...

Özgür irade mi, kader mi: Meğer iyimser insanlar olarak yaratılmışız

KUVANTUM mekaniğinin adından ve bilimselliğinden yararlanmaya çalışan bir sahtekarlık biçimi var, adı da ‘Kuantum.’
Bugünlerde kitaplarına, televizyon programlarına, hatta ‘uzman’larına maruz kalıyorsunuz sık sık. Ülkemizde yeni bir moda işte.
Bu saçmalığın ülkemizde yüzbinlerce, dünyada ise milyonlarca satan bir de kitabı var, adı ‘The Secret’ yani ‘Sır.’
Kitabın bize tek söylediği ise şu: İyimser olun, iyi düşünün, iyi şeyler başınıza gelsin.
Peki, öyle yapalım, sonuçta zararsız bir
öneri bu.
Geçenlerde okuduğum ve bilimselliğinden kuşku duymadığım bir araştırmanın sonuçları çok ilginç bir şey söylüyor.
İngiltere ve Almanya’dan bilimciler, iyimserliğim kökenlerini araştırmaya karar vermişler ve insanların beyinlerini MR cihazlarıyla taramışlar.
Araştırma, insanların gelecekte meydana gelebilecek kötü olayları nasıl önemsemediklerini ortaya koymuş. Araştırmacılar, deneklerine 80 civarında olumsuz durum senaryosu aktarmışlar, ki bunların içinde depremler ve ağır hastalık ihtimalleri de var. Ve deneye katılanların bu olayların kendi başlarına gelme ihtimalini bir hayli küçümsediklerini saptamışlar.
Londra’daki University College ve Berlin’deki Özgür Üniversite ile Humbold Üniversitesi uzmanları sonunda insan beyninin iyimserlik üretmek üzere programlı olduğu sonucuna varmışlar.
Tabii ‘Kuantum’un zararsız öğüdü olan ‘İyimser olun, iyi olun, başınıza iyilik gelsin’ cümlesine rağmen, hatırlatmama bile gerek yok, insanların başına kötü şeyler de geliyor.
Yaradılışımızdan, doğamızdan gelen bu iyimserlik ve kötü şeylerin olmasına az ihtimal verme hali, bizim özgür irademiz mi?
Alın size bir tartışma daha...

(Hürriyet)